galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2010 Cuma

1/3'ü Geride Kalmışken STSL İncelemesi

Geçen sezonun şok sonucundan sonra bu sezonda şok sonuçlarla başladı. 3 büyükler lige yeniden ağırlıklarını koymak için takımlarına yıldız oyunculardan takviyeler yaptılar, Anadolu klüpleri ise Bursaspor'un şampiyonluğundan sonra; biz de yapabiliriz mantığıyle eksta motivasyonla sezona başladılar. Ligin 13. haftası geride kaldı ve lig hala tam manasıyla şekillenebilmiş değil, uzun süreden sonra ilk defa bu kadar karışık bir sezon oluyor.

Şampiyonluk adayları ağırlıkta olmak üzere takımları inceliyecek olursak;
1-Trabzonspor- 30puan +21 averaj
Geçen sezondan beri Şenol Güneş önderliğinde kendi içinde bir devrime imza atan Trabzonspor lige de hızlı bir başlangıç yaptı. Avrupa Ligi elemelerinde karşısına Liverpool çıkmasaydı büyük ihtimalle Avrupa'da da yollarına devam edeceklerdi. Trabzon bu sezonun en zor maçları olarak gösterilebilecek; Bursaspor, Kayserispor, Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray maçlarını 4 galibiyet ve 1 beraberlikle mükemmele yakın olarak atlatmış durumda. Şenol Güneş'in kafasındaki taktiği sahaya yansıtma konusunda pek sorun yaşamayan Trabzonspor şu an şampiyonluğun en büyük adayı.
Trabzonspor, devre bitimine kadarki 5 maçı minimum kayıpla atlatıp, ligin ikinci devresinde yanlış hamlelerden sakınırsa ligi çok rahat şampiyonlukla bitirebilir. Trabzon eğer ligin sonlarına doğru; erken form tutmaktan kaynaklı bir düşüş yaşamazsa, zaten lider götürdüğü ligi şampiyonlukla kapatarak hasrete son verebilir. Çünkü STSL takımları içerinsinde oturmuş düzenini sahaya en iyi yansıtan konumundalar ve bu özelliklerinden dolayı da zorlu maçlardan kritik puanları çıkartmayıbildiler. Trabzonspor'u bekleyen bir diğer tehlike de sezon sonu sözleşmesi bitecek oyuncuların, sezon içinde başka takımlara imza atmaları ihtimaliyle oluşacak olan motivasyon eksikliği olacak gibi duruyor, şu an ufak çaplı iç karışıklıkları olan Trabzonspor bu karışıklıkların büyümesini önlerse lige damgasını vurabilir.


2-Bursaspor- 28 puan +14 averaj
Ertuğrul Sağlam'ın öğrencileri geçen sene müthiş bir iş yaparak şampiyon oldular ve Şampiyonlar Ligine gitmeye hak kazandılar. Zorlu Avrupa macerası öncesi Arjantinliler ağırlıkta olmak üzere eksik bölgelere takviyelerle takım güçlenmiş durumda. Ligin 2. sırasındaki yeşil-beyazlılar güçlü rakiplerinden; Galatasaray, Fenerbahçe ve Trabzonsporla karşılaştılar, bu zorlu maçlardan 4 puan çıkartabildiler. Bursaspor bu hafta da evinde Kayseri'yi ağırlayacak.
Ligi güzel bir ivmeyle başlamış olmasına rağmen, Şampiyonlar Ligi'nde üst üste ağır mağlubiyetler alınması Bursaspor'un ligde de biraz frenlemesine sebep olmuş durumda. Üst üste oynanan maçlar sonucu fizik ve motivasyon olarak yıpranan Bursaspor; eğer bu travmayı çabuk atlatıp tekrardan lige konsantre olmayı becerebilirse, oturmuş kadro yapısıyla, ligi yine üst sırada bitirebilir. Fakat geçen sezona göre şampiyonluk yolunda daha fazla rakibi olması ve geçen sene yakalanan konsantrasyonun azalması da Bursaspor cephesinde büyük handikap durumunda. Herşeye rağmen Bursaspor şu an ligin en büyük favorileri arasında ve zaten 2. sırada olmaları da bunun göstergesi.

3-Kayserispor- 28 puan +12 averaj
Kayserispor, sezon başında yaptığı Şota hamlesi ile üzerindeki ölü toprağını atmış durumda. Şota'nın oynattığı modern takım halinde hücum-defans taktiği, Kayseri'yi ligin en az gol yiyen takımı haline getirerek mevyasını vermiş durumda. Geride kalan 13 hafta içinde rakiplerinden; Fenerbahçe, Trabzonspor, Beşiktaş ve Galatasaray ile oynadıklar ve kritik maçlardan 8 puan çıkarttılar. Bu hafta kritik Bursa deplasmanına gidecekler. Fakat son 2 haftadır Kayserispor'da bir düşüş söz konusu, bunun sebebi de üst üste yaşanan sakatlık sorunları, Cangele'den sonra Zalayeta'nın da sakatlığı Şota'nın başını ağrıtıyor. Sakatlık sorunlarıyla boğuşulduğu bir dönemde Bursa'dan alınabilecek puanlar Kayseri'nin ligin üst sırasındaki mücadelesini devam ettirmesi için çok önemli, çünkü sakatlıklar nedeniyle yaşanabilecek puan kayıpları önümüzdeki haftalarda Kayseri'nin şampiyonluk yarışından düşmesine sebep olabilecek durumda.

4-Fenerbahçe- 24 puan +17 averaj
Geçen sezon sonunda yaşanan şoktan sonra toparlanması biraz zor oldu. Daum'un yerine gelen Aykut Kocaman, takımın kritik bölgelerine yapılan nokta transferlerle birlikte ligin en güçlü takımlarından birini kurdu. Yeni bir oluşuma giden Fenerbahçe, ligin başında ki Avrupa Kupaları elemelerinde başarısız olarak Avrupa defterini erken kapattı. Ligin başında üst üste oynadığı; Trabzon, Kayserispor, Beşiktaş, Galatasaray, Bursaspor maçlarından 3 beraberlikle 3 puan çıkartan sarı-lacivertli ekip, diğer maçlarda bol gollü galibiyetler alarak şampiyonluk yarışındaki takibini sürdürmeye devam etti. Hücum yollarında ki etkisiyle rakiplerine korku salmasına rağmen, defans problemleri nedeniyle gol yeme sorununu çözemeyen Fenerbahçe, 35 gol atmasına rağmen ağların da da 18 gol gördü. Mevcur durumda Fenerbahçe üst sıralarda ki takımların yapacağı hatalar ile şampiyonluk yarışında önemli avantajlar elde edebilir, özellikle devre arası transferi iyi geçirmesi halinda Fenerbahçe yeniden şampiyonluk potasına girebilir.

5- İBB- 23 puan +7 averaj
Abdullah Avcı yönetiminde uzun yılalrdır bir istikrar abidesi olan İBB, aynı ekiple uzun süredir birlikte olmanın meyvelerini bu sezon toplamaya başladı. Ligin üst sıralarına oynamaya başlıyan İBB büyük ihtimalle bu yarışın sonunu getiremiyecek gibi görünüyor olsa da şu an ki oyunlarıyla birlikte sezon sonunda Avrupa Kupalarına katılma hakkı elde edebilirler.

6-Beşiktaş- 21puan +7 averaj
Sezon başında, Schuster hamlesi ve Guti, Quaresma transferleri ile yeni bir yapılanmaya giren Beşiktaş, Avrupa'da bu yapılanmanın meyvalarını toplarken STSL'de ise hüsran yaşıyor. Deneyimli teknik adam ise şu an eleştiri oklarının hedefindeki isim. Defansı da ileri çıkartıp oyunu rakip kalede oynamak üzerine kurulu bir anlayış benimseyen Beşiktaş; defansın arkasına atılan toplarda sürekli olarak tehlike yaşıyor ve oyunu ilerde kurma çabasına rağmen Guti ve Quaresma olmadığı zamanlarda bal yapmayan arı kıvamında top oynuyor. Uzun vadede başarı getirip, sistem oturtabilecek Schuster ise eleştiri oklarının hedefinde olması nedeniyle sürekli olarak rakiplerine saldıran basn açıklamaları yaparak kendini korumaya çalışıyor. İlerde oyun kurmaya müsait olmayan defans oyncuları da Beşiktaş'ın en yumuşak karnı durumunda. Geride kalan 13 haftada; Fenerbahçe, Trabzonspor ve Kayserispor maçlarını oynayan Beşiktaş bu kritik maçlardan sadece 1 puan alabildi. Fakat Beşiktaş adına asıl önemli nokta 14. ve 15. haftalarda oynayacağı kritik Galatasaray ve Bursaspor maçları. Beşiktaş bu 2 maçtan da galibiyetle dönebilirse tekrardan şampiyonluk yarışının içinde kendisini bulabilir, fakat art arda kaybedilecek 2 maç Beşiktaş için bu sezonun büyük ölçüde bittiği manasına gelir.

9- KDÇ Karabükspor- 18 puan -1 averaj
Süperlig'e yükseldikleri kadroyu bozmayıp üzerine gerekli takviyeleri yapan Karabük istikrarlı gidişini sürdürüyor. Emenike önderliğinde ki hızlı hücum hattı ile rakiplerinin korkulu rüyası haline gelmiş olan Karabük şu an ki tabloları itibari ile ligimizin uzun soluklu takımları arasına adını yazdırabilecek gibi duruyor.


10-Galatasaray- 17 puan -3 averaj
Geçen sezon Rijkaard'ın taktiğini oturtmasını bekliyen fakat bir türlü istikrarlı bir hale gelemeyen, bu sezon başında da Avrupa Ligi'nden elenilmesi ve ligde diplere demir atılması üzerine Rijkaard gönderilerek yerine Hagi getirildi. Fakat şu an ki durumda Hagi'de Galatasaray'ın derdine çare olabilmiş durumda değil, bunun en büyük sebebi de Galatasaray'ın oyunu sadece tek yönlü oynayabilen oyunculardan kurulu bir ortasahası olması ve sakatlığı döneminde Baros'u yedekliyebilecek forvet oyuncusunun bulunmaması. Hagi'nin gelmesiyle birlikte de durulmayan sular nedeniyle Galatasaray bu sezonluk şampiyonluk defterini kapattı diyebiliriz çünkü istikrarsız oyun yapısı ve tam 13 puanlık bir fark mevcut. Galatasaray'ın bu sezon ki hedefi artık seneye Avrupa Kupalarına katılabilecekleri bir yerde ligi bitirmek ve gelecek sezon için yapılanmaya şimdiden başlamak.

12-Manisaspor- 15 puan -2 averaj
Lige kötü bir başlangıç yapınca teknik direktörlüğe Hikmet Karaman'ın gelmesiyle birlikte Manisaspor yükselişe geçmeyi başardı. Fenerbahçe'den sonra en sağlam hücum hattına sahip olan Manisaspor, Hikmet Karaman'ın taktiğini yavaş yavaş oluşturması sonucunda ligi daha üst sıralarda bitirebilcek gibi duruyor. Ligin tepesi için iddaalı olmasalar da, ligin tepesinde ki takımlara kabus yaşatacak gibi duruyorlar.

Gençlerbirliği(13) ve Eskişehirspor(14)
Gençlerbirliği sezonun daha başlarında Thomas Doll'un görevine son vererek teknik adam değişikliğine gitti fakat lige uyum sağlamış, yetenekli Doll'un gidişinden sonra bir türlü istikrar sağlıyamayan başkent ekibi şu an ufak bir travma evresinde.
Sezona kötü başlayan Rıza Çalımbay ile yollarını ayıran Eskişehir, bu göreve Bülent Uygun'u getirdi. Bülent Uygun da hakkında açılan davalar ve aldığı ceza nedeniyle Eskişehir'e şimdilik yeteri kadar emek verememiş durumda ve üst üste gelen olaylar nedeniyle de Eskişehir istikararını kaybederek ligin alt taraflarına doğru inmiş durumda.
2 takımda teknik direktörlerinin marifetlerini göstermesiyle birlikte bulundukları bölgelerden daha yukarıda ligi bitirebilecek kalitede ekipler.

Düşme Hattı: Konyaspor(10), Sivasspor(10), Bucaspor(8), Kasımpaşa(7)
Süperlig'e yeni çıkan Konyaspor alışma evresinde olması nedeniyle bir türlü istikararını sağlıyamamış durumda. Ziya Doğan'ın aşırı defansif oyun yapısıyla eleştiri odağı olduğu Konyaspor'un mevcut kadrosu ligde kalmaya yeterli bir kadro olmasına rağmen, korkak ve defansif oyunu nedeniyle puan almakta zorlanıyor.
2 sezon önce şampiyonluğa oynayan Sivasspor yaptığı yanlış hamleler sonucu geçen sezon düşmekten adeta ucu ucuna kurtulmuştu, bu sezonda kendisini toparlayamayan ve istikrar sağlayamayan ekip yine kendisini dibin sonlarında gördü. 2 sezondur ligin sonlarına oynayan Sivasspor eğer devre arasında toparlanamazsa bu sezon küme düşebilir.
Bank Asya'dan çıktıktan sonra birden bütün kadrosunu değiştirip yepyeni bir ekip kuran Bucaspor hala takım olmaya çalışıyor. Karabük'ün kadroyu koruma mantığına zıt olarak tüm kadroyu sıfırdan yapmaları nedeniyle bir türlü istedikleri oyunu sahaya yansıtamıyorlar. Aslında sezona Bülent Uygun yönetiminde iyi başlamış olan İzmir ekibi, Uygun'un zamansız istifası sonrasında hala toparlanamamış gibi duruyor. Aslında kadroları ligde kalmaya yetecek kalitede olmasına rağmen bir türlü yeteneklerini sahaya yansıtamıyorlar. Şu an ki durumda tekrardan Bank Asya yolcusu olacaklar gibi duruyor.
Kasımpaşa, geçen sezonun flaş ekibiydi, Yılmaz Vural yönetiminde açık ve göze hoş gelen oyunuyla herkesin beğenisini kazanan Kasımpaşa, bu sezon bir türlü istediği oyunu sahaya koyamayınca ligin dibine demir atmış oldular. Daha önce Bank Asya'ya düşüp tekrardan çıkan İstanbul ekibine malesefki tekrardan Bank Asya yolları gözüküyor.

19 Kasım 2010 Cuma

Misimovic ve Hagi

Galatasaray'dan gündeme bomba gibi düşen bir açıklamayla Misimovic'in kadro dışı bırakıldı. Zaten böyle bir olayın olacağı haftasonunda Hagi'nin yaptığı açıklamadan da belliydi, "kiralık futbolcu istemiyorum", kastettiğinin İnsua değil de Wolfsburg ile yapılan ilginç anlaşmanın maddeleri nedeniyle Misimovic olduğu zaten konuşuluyordu.
Misimovic'in kadro dışı bırakılmasını irdelerken, öncelikli olarak takımdaki kötü gidiş nedeniyle kadro dışı bırakılması gereken kişinin Misimovic mi olması gerektiğine bakalım.

Galatasaray'da bu sezonun en çok eleştirilen isimlerin başında; Servet, Ayhan, Kewell, Mustafa Sarp, Hakan Balta geliyor. Aslında bir bakıma takımın savunma yükünü çeken kısımları Galatasaray'ın en çok ve acımasızca eleştirilen kısmı. Özellikle Galatasaray'ın son haftalarda yediği gollerin pek çoğunda Servet'in bireysel yeteneği (!) söz konusu. Takımın formsuz gözüken isimlerinden Elano ve Misimovic ise; Elano takıma Dünya Kupası yorgunluğu ile katıldı ve pozisyon olarakta alışık olmadığı bir mevkide oynatılmasına rağmen herkes Elano'dan sürekli asist yapmasını ve gol pozisyonuna girmesini, Dünya Kupasında ki ve daha önce Avrupa'da adının geçtiği dönemdeki Elano gibi olmasını, bekliyor.
Misimovic konusu da aslında Elano konusundan pek farklı değil; Galatasaray, Avrupa Ligi'nde devam etme ümidi taşırken, Avrupa'da iddaalı olmak adına takımı güçlendirme çalışmaları içinde transferi başlatıldı, fakat Misimovic Galatasaray'a imza attığında takım çoktan Avrupa Kupalarına veda etmişti ve lig de başlamış durumdaydı. Wolfsburg'da önünde Dzeko ve Martins gibi iki adam varken attığı ara toplarla takımını pozisyona sokan ve sürekli asist yapan Misimovic, Galatasaray'da, Baros'unda sakatlığı sonrasında, önünde forvet orjinli bir oyuncu olmadan sahaya çıktı ve genelde alışık olduğu mevki olan forvetlerin arkasında merkezde oynamak yerine sol kanatta tercih edildi.
Zaten Galatasaray'ın elinde Kewell, Arda, Elano, Pino varken Misimovic transferi en başta da göz boyamak taraftarın ilgisini yönetimin üzerinden çekmek amaçlı yapılmış bir transfer görünümündeydi.

Gelelim neden kadro dışı bırakılan kişinin Misimovic olduğuna, gerçekten de bütün suç Misimovic'te miydi ?
Hagi gerçekten bütün kötü gidişin sorumlusunun Misimovic olduğunu düşünüyorsa, basit bir hamleyle Misimovic'i yedek klubesinde yanına oturtur ve Misimovic'ten bağımsız olarak kafasındaki takımı sahaya sürerdi. Peki Hagi ne yaptı, Misimovic'i kadro dışı bıraktı. Bunun altında büyük ihtimalle taktiksel sebeplerden ziyade takım içinde yarattığı bazı problemlerin olması daha muhtemel. Fakat takım içinde sürekli bir form düşüklüğü ve uyumsuzluk varken, faturanın daha takıma adapte olamamış ve başarısızlıktan başka birşey görmemiş olan yeni transfere kesilmesi, insanı altında başka sebepler aramaya itiyor.
Altından çıkartılabilecek en makul sebep ise şu şekilde; yönetim Rijkaard'dan sonra, sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer mantığıyla Hagi'yi getirdi. Rijkaard gibi kendi bildiğini okuyan bir teknik direktör yerine gelen Hagi, yönetim ile ortak hareket ederek; hem takımı gelecek sene için hazırlıyacak, hemde takım içinde ki revizyon yönetimin istediği ve takımın kazanç sağlıyacağı şekilde gerçekleşecekti. Yani Hagi bu sezonun sonuna kadar yönetimin istediği doğrultuda kararlar alıp, yönetim üstündeki baskıyı hafifleticek, seneye de yeni oluşturulan kadro ile bu sezondan hazırlayacağı bir taktik oturtup yoluna devam edecekti.

Misimovic'in kadro dışı bırakılması da aslında bu olaylar zincirinin ilk halkası; göz boyamak için ve takımın şiddetle ihtiyaç duyduğu tipte bir oyuncu olmamasına rağmen transfer yapılan Misimovic transferinin yanlış olduğu biliniyordu. Yönetim bu sebeple Misimovic'in sözleşmesindeki taksitler ödenmezse Misimovic Wolfsburg'a geri döner maddesini kullanma kararı aldı. Fakat sezon sonuna kadar kadroda tutup oynatıp sonra Wolfsburg'a geri yollamak da transfer hatasını kabul etmek manasına gelecekti ki zaten eleştiri oklarının hedefinde olan Galatasaray yönetimi için bir darbe daha olmuş olacaktı. Bu sebeple Misimovic, saha dışı hareketleri nedeniyle kadro dışı bırakıldı, büyük ihtimalle devre arasında olmazsa sezon sonunda Wolfsburg'a takıma uyum sağlıyamadığı ve sorun yaşadığı gerekçeleri öne sürülerek geri gönderilecek.

Galatasaray yönetimi bu hamlesinin altından kalkabilirse eğer, bir taşla iki kuş vurmuş olucak. Hem Hagi'nin otoritesi olduğu ve takım içinde hayati kararlar aldığını medyaya göstermiş olacaklar, hem de hatalı yapılmış bir transfer hamlesinden minimum zararla kurtularak, bir sonraki transfer dönemi için bütçe yaratılmış olunacak.

18 Kasım 2010 Perşembe

Gourcuff'dan Tanıdık Açıklama

Lyon'un sezon başındaki yıldız transferi Yoann Gourcuff, bu sezon bayağı bir karışmış durumda olan France League 1 hakkında samimi açıklamalarda bulunmuş.
"Bu sezon Fransa 1. Lig'inde kalite konusunda eksiklik olduğunu söyleyebiliriz. Lille'i saymazsak çok az kulübün sezon başında beklenen hedeflerine doğru yürüdüğünü görüyoruz. Bu sene lig gerçekten biraz tuhaf ama aynı zamanda da özel ve zor. Umuyorum ki ikinci devrede biraz daha mantıklı sonuçlar alınır"
Fransa'da ligin 13. haftasına gelindiğinde, lig lideri Brest, 2. Lille, geçen sezonun şampiyonu Marsilya 6., Bordeaux 7., sezonun en büyük şampiyonluk adayı Lyon ise 8. sırada.

Gourcuff 3 büyüklerden birinin futbolcusu olsa ve Süper Toto Süper Lig için bu açıklamaları yapmış olsa kimse şaşırmaz. Sadece şu an ligin üst sıralarında bulunan takımlar biraz kızar köpürür fakat Türkiye'nin geneline hakim olan 3 büyükler kurgusu nedeniyle de bu açıklamalar haklı bulunur.
12 haftasına geldiğimiz STSL'de; sezona büyük hedeflerle başlayan ve iyi hazırlanan Trabzonspor lider, geçen sezonun şampiyonu Bursaspor 2., ölü hallerinin bile şampiyonluk adayı olduğu ve zaten ellerinde bulunan mevcut kaliteli kadrolarına yeni yıldız transferler katarak Süper Lig'i yeniden domine etmeyi amaçlayan 3 büyüklerden; Fenerbahçe 5., Beşiktaş 6., Galatasaray ise 10. sırada.

20 Ekim 2010 Çarşamba

Rijkaard Giderken

Ankaragücü maçının ardından konuşulmaya başlanan, dün yapılan yönetim kurulu toplantısında karar bağlanan; Rijkaard'ın gönderilmesi, bugün resmi olarak duyuruldu. Geçen sezonun başında devrim yapması için getirilen, sezon başında Adnan Polat'ın ne olursa olsun arkasındayız dediği Rijkaard bugün itibariyle görevinden ayrılmış oldu.

Rijkaard'ın gönderilmesinin sebeplerini iki açıdan incelemek lazım, Rijkaard'ın sebep oldukları, yönetimin sebep oldukları.
2 sezon önce Skibbe'nin yollanması ve ardından Bülent Korkmaz'ın başa geçmesi ve takımın ligi 5. sırada bitirmesinin ardından, takıma sistem oturtacak, 2000 sonrasında yaşanan birikmiş sorunların üstesinden gelecek ve takıma uzun yıllar hizmet edebilecek bir teknik adam arayışı sonrasında Rijkaard, o günün koşullarında Galatasaray için ideal bir teknik direktördü.

Rijkaard geldiğinden beri bazen haklı, bazen haksız şekilde çok fazla eleştiri aldı. Bu eleştirilerin sebebi de kendisinden beklentinin fazla olmasıydı.
*Rijkaard'ın ilk yanlış hamlesi 4-3-3 diretmesi oldu, geçmişte oynattığı tüm takımlarda bu sistemi oturtan, bu sistemle Roterdam'ı küme düşüren fakat Barcelona'yı şampiyon yapan bir hocaydı. Ligi yeteri kadar incelemeden, elindeki oyunculardan bu taktikle ne kadar verim alabileceğini hesaplamadan körlemesine bu taktiğe girişti ve başarısız oldu.
*Geldiği ilk zaman, kampı kaldırdı. Çünkü profesyonel futbolcuların kamp olmadan da yeterli disiplin içinde olacaklarına ve taktiksel olarak hazır olacaklarına inanıyordu.Barcelona da olay belki böyleydi ama Türkiye'de profesyönellik algısının farklı algılanması ve insanların sürekli işten nasıl kaytarırım düşüncesinden dolayı, kampsız sistem oyuncuların disiplinleri açısından sorun yaratma potansiyeline geldi, üstüne medya baskısı da eklenince kamp sistemine geri dönüldü.
*Barcelona'da zamanında yaptığı, kangreni sorunlu bölgeyi tespit edip ne pahasına olursa olsun kesme işini düzgün yapamadı. Aslında bunu Barcelona'da da son sezonunda verimli yapamamasından dolayı Barcelona'dan ayrılışı hızlı olmuştu. Takım içinde ki sorunlu ve gruplaşan oyunculara ulaşamadı bu sorunları temizliyemedi. Yönetimi bazı oyuncuları kayıran yapısından dolayı da bu konularda yönetim baskısı yedi.
*Bir türlü düzgün bir tercümanla çalışamadı, söyledikleri sürekli yanlış çevrildi, yanlış çeviriler süpekülasyon yarattı boş yere medya baskısıyla karşılaştı. İstediğini bir türlü dile getiremedi, değişen tercümanıyla birlikte bu seferde tercüman bazı yerleri değiştiriyor iddaaları ortaya atılıp yüklenilmeye devam etti.
*Medya tarafından babası öldüğü için bile eleştirildi. Cenaze töreni için aldığı izin için bile suçlanıcak duruma geldi.
*1,5 yıl takımın başında kalmasına rağmen bir türlü sistemi oturtamadı, takımın belirli bir diziliş içinde, istenilen şekilde oynadığı maç sayısı 2 elin parmaklarını geçmedi.
*Takım hep motivasyon açısından geride kaldı, 1-2 futbolcu dışında istekli oynayananın olmadığı çok maçlar oynattı. Görünen bir sorun olmasına rağmen bir türlü bu soruna neşteri vuramadı.

Rijkaard'ın; Galatasaray geçmişine baktığımız da, yönetimin hamlelerini bir kenara koyarsak eğer; beklentinin çok altıdna kaldığını görüyoruz. Takımın bir türlü düzgün top oynamadığı, üst üste 3 pas yapamadığı, düşük motivasyon içinde kendi kendine eridiği, futbolcuların aralarında sorunlu olduğu ... bir dönem. Barcelona'da izlettirdiğinin yarısını bile Türkiye'de izlettiremedi. Evet bunda yönetimin hatalarının payı da var fakat, Rijkaard'da hiç bir zaman Süper Lig'e uygun hamleler yapamadı, başarısızlığı göz önünde olmasına rağmen sisteminden ödün veremedi. Akla ister istemez Barcelona'da O'nun bu kadar başarılı olmasını sağlayan şey sadece kadroymuş, demek ki Rijkaard gözümüzde büyüttüğümüz kadar başarılı değilmiş düşüncelerini getirdi.

Yönetimin hiç mi hatası yoktu; aslında başarısızlığa giden yolda en büyük hataları yönetim yaptı, Rijkaard da bu hataları düzeltemedi.
*En başında, teknik direktörümüz böyle yapıyorsa haklıdır, arkasındayız diyemedi ve kamp sisteminin devam etmesi için baskı yaptı.
*Yanına bir türlü düzgün tercüman veremedi.
*Medyada özel hayatının bile eleştirildiği dönemde hiç kimse çıkıpta, teknik direktörümüzün özel hayatının takımıza olumsuz etkisi yoktur diyemedi.
*Takım içinde otoritenin sahibi olması gerekn kişi Rijkaar'ken sürekli Arda önplana itildi.
*Takımın sorunlarına yönelinceğine, medyada çıkan her eleştiriye Aslantepe cevabı verilerek sürekli göz boyaması yaptılar.
*Fakat yönetimin en büyük hatası transfer konusunda oldu ki takımın aslında şu an başarısız olmasının en büyük sebebi de yapılan yanlış transferler ve lüzumsuz transferler oldu.
-Takımın Baros'un da sakat olduğu bir dönemde, yabancı hakkı açılamsı için yedek forvet Nonda gönderildi. Yerine Avrupa maçlarında oynamayacağı bilinmesine rağmen Jo kiralandı, zaten özel hayatı sorunlu olduğu için EPL'de sorun yaşıyan Jo, kiralık geldiği ülkemizde de disiplin sorunları gösterince başarılı olamadı, takımı forvetsiz bıraktı.
-Kewell'in sakatlığı sonucu, kanat adamı olmaması nedeniyle Dos Santos kiralandı. Yarım sezonda pek büyük varlık gösterememiş olmasına karşın yinede yeteneği olduğunu göstermeyi başardı, Rijkaard istemesine rağmen, opsiyonu kullanılıp transfer edilmedi.
-Takımı ileri taşıyan, fizik gücüyle rakibi yıpratan Keita disiplin sorunları nedeniyle gönderildi. (Rijkaard'ın bu konuda kalmasını isteyip istemediği hakkında pek bilgim yok) Yerine Fransa'da disiplinsizliği nedeniyle eleştirilen, sürekli uzun süreli sakatlık geçirme riski olan Pino alındı, verimsiz oldu.
-De Santis, Rijkaard gelmeden gönderilmişti, yerine Leo Franco alındı. Kalede mucizeler(!) yarattı. Leo Franco'dan sonra yeni sezona yerli kaleciyle devam etme kararı alındı, kalede beklenen performans alınamadı. (Rijkaard'ın kaleci istemiyorum, elimizdekiler gayet iyi dediğini de hatırlatmak lazım bu konuda)
-Servet'in yanında, adı cam adama çıkan Gökhan Zan alındı, sakatlığı nedeniyle bir türlü düzenli forma giyemedi.
-Beklere yedek transferi yapılmadı, Sabri ve Hakan Balta'nın sakatlıklarında takım bek konusunda büyük sıkıntı yaşadı. Daha sonra olaylı bir şekilde alınan Ali Turan bu mevkide adeta yokları oynayınca, kanat ataklarında takım dağıldı.
-Ortasahaya savaşçı ve oyunu iki yönlü oynayabilecek adam alınmadı. Mustafa Sarp, Ayhan Mehmet Topal, 3 defansif orta saha gibi oynadı, ilerinde katkı veremedi. Loric Cana savaşçı ortasaha olarak alındı, istenilen performansı veremeyince Rijkaard'ın gözüne giremedi, Karabük maçında daha ilk yarının ortasında oyundan alındı.
-Lincoln sonrası oyun kurucu, takımı ortasahadan ileri taşıycak eleman olsun diye Elano transfer edildi, Brezilya milli takımında döktüren Elano, Türkiye'de döküldü. Mental problemlerinin üzerine gidilmedi, oyuncu kendi haline bırakıldı.
-Elde Elano olmasına rağmen, Misimovic transferi yapıldı, Elano'dan alınamayan verim, Misimovic'ten de alınamaz oldu, takım resmen Elano'yu aradı.
-Baros'un yedeği olarak, Mehmet Batdal alındı. Süper Lig tecrübesi olmayan, 1.ligden gelen oyuncu, takımı taşıyacak forvet kimliğinin çok uzağında kaldı.
-Beşiktaş'ta tutunamayan ve başarılı olamayan Serdar Özkan bonservisi olmadığı için transfer edildi. Beşiktaş döneminin üzerine hiç bişey koymamış olarak Galatasaray'da da yokları oynadı.

Sonuç olarak uzun bir aradan sonra ilk defa transfer için kesenin ağzını bu kadar açan Galatasaray, yaptığı yanlış transferler takımı ileri götüreceğine geriye götürmüş oldu. Daha önce Gerets döneminde eldeki ortalama oyunculara rağmen başarıyı gören taraftarlar da kaliteli kadroya rağmen başarı gelmeyince, Rijkaard'ın gönderilmesi için tribünden bağırmış ve sonuçta amacına ulaşmış oldu.

Rijkaard'ın yerine gelecek isim şu an büyük ihtimalle Fatih Terim gibi duruyor. Daha önce Lucescu takımı şampiyon yapmasına rağmen, Fatih Terim gelsin diye gönderilmişti ve Fatih Terim'in 2. dönemi kesinlikle tam bir fiyasko olmuştu. Şimdi Rijkaard gidiyor ve Fatih Terim, 3. dönemine hazırlanıyor. Galatasaray'da beklenen devrim ise şimdilik bitmiş gibi duruyor.

18 Ekim 2010 Pazartesi

Servet vs Baros, Yönetim vs Rijkaard

Servet'in, kısıtlı yetenekleri bu ülkede futbolla ilgilenen herkesin bildiği bir durum fakat Servet'i milli takıma çıkartan, önceki senelerde takımı için değişmez adam yapan şey oynama azmi, tekmeye kafa uzatacak yapısıydı. Fenerbahçe'den ayrılıp Galatasaray'da kendisini bulduğu sezonda, herkesin taktir ettiği şey Servet'in pek çok sakatlığı olmasına rağmen 90 herşeye rağmen oynamak için çabalıyor oluşuydu. Yoksa Servet, hızlanmamış yada kıvraklaşmamıştı, hala ayağına top geldiğin taraftar bir an önce kaptırmadan birine pas atsın diye gözüne bakmaya devam ediyordu.

Neyse, Servet'i zaten bilen biliyor. Geçen sene yavaş yavaş gözden düşmeye başlayan Servet, sezon sonunda Marsilya'dan yılan hikayesine dönen transfer teklifi aldı, Marsilya'da değişen yöneyim nedeniyle gidemedi. Servet'inde kafası büyük oranda Avrupa'da oynama hayallerinde kalınca Rijkaard'ın gözünden düştü. Rijkaard, Servet arasındaki bu soğukluk, 2 hafta önce Servet'in kadrodışı bırakılmasına kadar da devam etti.

Gelelim, Galatasaray-Ankaragücü maçına; Rijkaard, denize düşan yılana sarılır misali Servet'e güvenmek zorunda kaldı ve maça ilk 11'de başlattı. Maskeyle oynadığı maçlarda zaten fiziğini düzgün kullanamayan Servet, mental olarak da maça hazır olmayınca takımının en zayıf halkası ve takımı yakan kişi konumuna gelmiş oldu. Hareketlerde art niyet aramak haksızlık yada kolay yol gibi görünebilir fakat Servet'in bugün oynadığı oyuna baktığımızda insan ister istemezi arasının soğuk olduğu Rijkaard'ı göndermek için mi bu kadar kötüydü sorusunu sormadan edemiyor. Yinede profesyönel ve milli takımda oynayan bir futbolcu için bunları düşünmek gerçekten acı verici bir durum.
Takımın kalanı çok mu iyidi de Servet takımı yaktı olarak düşünecek olursak eğer, Baros'u ayrı bir yere koyarsak; Galatasaray yine son zamanlarda alışkanlık haline getirdiği şekilde ruhsuz ve pek istekli olmayan bir oyun yapısındaydı. Ortasahada Mustafa Sarp'ın kendisinden bekleneni yapıp ileri çıkıp, hücumda takımını rahatlatmak istediği zamanlar oldu, fakat o bölümlerde de hatalı paslarına devam ettiği gibi geri gelmesi sorun olunca ortasahada takımın açık vermesine sebep oldu. Diğer yanda ise maça kaptan olarak çıkan Ayhan Akman, sarı kartı olmasına ve takım 10 kişi olmasına rağmen topsuz alanda rakibiyle didişmeye devam ediyordu.Aslında Galatasaray'da son zamanki kriz içerisinde değişen pek bişey yoktu sahada.
Baros'u ayrı bir yere koymuştuk; Servet hata yaptıkça Baros adeta çoştu, takımda ayakta kalan tek oydu, galibiyete inanan da, fakat tek bir oyuncunun çıkıp maç kurtardığı dönemlerin artık geride kaldığı dünya futbol mantalitesinde Baros yapabilceği maksimum şeyi yaparak attığı 2 golle takımının ümitlenmesini sağlasada, defans olarak dökülen ve toplu ileride tutamayan Galatasaray 2-4 mağlup olmaktan kurtulamadı.
Geçen sezona hızlı başlayan, sezon ortasından itibaren ivmesini kaybeden, Avrupa Ligi'ne elemelerde veda eden ve sezona düşüşü devam ederek başlayan Galatasaray'da; Ankaragücü karşısında alınan mağlubiyet ve oynanan isteksiz futbol nedeniyle Rijkaard eleştirilen isimlerin en başında gelmeye başladı ve Galatasaray Yönetimi yarın olağanüstü toplanarak bu konuların görüşüleceğini açıkladı.

Halbuki, sezon başında Adnan Polat, NTVspor'da canlı yayına çıkarak, ne olursa olsun Rijkaard'ın arkasındayız hatta sezon sonunda 3 senelik daha anlaşma imzalamayı düşünüyoruz, O'nu bırakmıycaz şeklinde konuşmuştu.
Fakat 1,5 senedir Türkiye'de olan ve hala kafasındaki sistemi sahaya yansıtamamış olan Rijkaard artık topun ağzındaki isim sıfatını almış durumda. Şimdiden kulislerde Ersun Yanal adı, tribünlerde ise Fatih Terim ismi geçmeye başladı, halbuki daha mağlubiyet alınalı 3-4 saat bile olmadı.

Olaylara Rijkaard tarafını, aslında yarın yönetim kurulundan çıkacak karar doğrultusunda detaylıca incelemek lazım. Yönetim için ise durum şu an çok karışık durumda; bir yanda sezon başında ne olursa olsun göndermiycez güvenimiz tam denilen teknik direktör için olağan üstü toplantı yapılacak ve belki de gönderilecek. Böyle bir senaryoda ise yönetim, canlı yayında söyledikleri yüzünden tükürdüğünü yalamak zorunda kalıcak. Öte yandan haftaya Galatasaray için ligin en kritik maçlarından olan Kadıköy'de Fenerbahçe derbisi var ve derbi öncesi teknik direktör değiştirmek çok riskli bir hamle çünkü Kadıköy'de alınabilecek 2-3 farklı bir galibiyet bile yönetimin koltuğunun sallanması anlamına gelir.

Sonuç olarak nerden bakılsa yönetim için iki ucu pis bir deynek sorunu mevcut. Eğer bugün bütün takım Baros gibi hırslı oynasaydı, Galatasaray bütün dertlerini unutmuş şekilde Kadıköy'e doğru yola çıkmış olucaktı. Derbi öncesi karışan Galatasaray'ın en azından önümüzdeki 1 haftayı kapsıycak olan acil eylem planı büyük ihtimalle yarın Galatasaray yönetim kurulu tarafından verilecek. Ne kadar bazıları çoktan Rijkaard'ı yollamış olsa da, bence Rijkaard'a son bir şans olarak derbi verilecek, eğer 10 yıldır alamadığı puanı Kadıköy'den kopartmayı başarırsa sezon sonunu görebilir, eğer mağlup olursa gider. Ama olurda Kadıköy'de bir fark yerse o zaman Adnan Polat'ta dahil bütün Galatasaray üst kadrosunu değişmiş şekilde görebiliriz.

13 Ekim 2010 Çarşamba

28 Ağustos 2010 Cumartesi

Avrupa Liginden Neden Elendiler ?

Daha geçen hafta Avrupa Ligi'ne 4/4 katılma hayalleri kurarken, Türk futbolu bu kesin bir fire veririz ama 3/4 olur en kötü ihtimalle yorumları yaparken; nasıl oldu da sadec tek takımla Avrupa Ligine katılmayı becerebildik?
Elenen 3 takımımızdan, en suçsuz olanı kesinlikle Trabzonspor. Şenol Güneş'in oturttuğu sistem ve yarattığı kadro ile yeni bir kimliğe bürünen Trabzonspor, İngiltere'de de Trabzon'da da rakibiyle dişe diş mücadele etti, çabaladı. Elinden geleni yaptı Trabzonspor fakat, EPL'nin Süper Lig'den fazlasıyla kaliteli bir lig olması ve oyuncuların fizik güçlerinin liglerinden kaynaklı olarak çok yüksek olması nedeniyle son dakikalarda Trabzonspor oyundan düşmeye başlayınca Liverpool turu getirecek skoru yakalayabildi. Eğer ligimiz daha kaliteli bir lig olsaydı, Trabzonspor alışık olduğu düzende gücünü daha ekonomik harcamayı öğrenmiş olur ve yorulmaya başladıkça oyun disiplininden kopmazdı.
Herşeye rağmen, Trabzonspor Liverpool'dan fark yer diyenlerin aksine, Trabzonspor rakibiyle kafa kafaya oynayıp elenerek, elenmesine rağmen bir nebze olsun taraftarını sevindirmiştir.
PAOK kesinlikle Fenerbahçe kalitesinde bir takım değil, fakat turdan gülerek ayrılan taraf da onlar oldu. Kadro kalitesi olarak Fenerbahçe'nin ayarında olmasalar da disiplinli oyunları ve mücadele azimleri sayesinde tur atladılar. Fenerbahçe'de sorunlar geçtiğimiz 4 yıldır aynı aslında. Bir önceki sezonun ardından toparlanma ve karar verme aşamasında geç kalan Fenerbahçe, erken başlayan elemelerde her zaman tökezliyor (bkz. 2006 sezonu, Fenerbahçe - Dinamo Kiev eşleşmesi). Teknik direktör değişiminde kaybedilen zaman, forvet transferinin ŞL'den elenene kadar yapılamamış olması, Appiah'ın gidişinden beri ortasahaya savaşıcak adam alınamamış olması, geçici çözümlerle o bölgenin yamanmış olması... Böyle uzar gider liste. Fenerbahçe'de teme sorun geçmişten ders alınamaması. Yoksa Fenerbahçe özellikle Kadıköy'deki maçta bi 10-15 dakikalık periyod dışında gayet güzel oynadı, maçı rakip kaleye yığdı, çok gol kaçırdı. Belki şans biraz Fenerbahçe'nin yanında olsaydı bugün PAOK karşısında alınan destansı farklı bir galibiyeti konuşuyor olucaktık, fakat sorunları da göz ardı etmiş olcaktık.
Trabzonspor ve Fenerbahçe'ye nazaran daha avantajlı bir skorla sahaya çıkan Galatasaray ise en yıkıcı sonucu aldı. 90. dakikada bulduğu golle tur sevinci yaşarken, 90+3'de topu ağlarında görerek büyük bir şokla yurda döndüler. Galatasaray'da da sorun Fenerbahçe'nin sorununa benzer aslında. Takımın sezonu erken açacağı ve Avrupa Ligi elemesı maçları oynayacağı bilinmesine rağmen, transferin gerekli olduğu bölgelere yeterli transferler yapılmadı. Yöneticiler çıkıp, aceleye getirip 1-2 M € fazla verceğimize biraz daha bekleriz daha transfer sezonu bitmedi tarzında açıklamalar yaptılar, sonuçta Galatasaray Avrupa Ligine veda ederek büyük bir ekonomik yara aldı. Galatasaray yönetimi de küçük hesaplar peşinde koşarken, asıl para kaynaklarından olmuş oldular. Teknik yetersizliği bas bas bağıran ortasahası nedeniyle Galatasaray'da oyunun tüm yükü zaten Kewell, Arda ve Baros'un sırtına biniyordu. Kewell olmayınca, Arda ve Baros ise etkisiz bir oyun sergileyince Galatasaray varyasyon yaratamadığı gibi oyun hakimiyeti konusunda rakibinin gerisinde kalınca, elenmek kaçınılmaz oldu. Futbolun şansının yardım ettiği son dakikada bulduğu golün sevinci bile, 90+3'deki basit hata nedeniyle 2 dakika sürdü. Oyun disiplininden kopmuş ve topsuz oyun kadar toplu oyunda da etkili olamayan Galatasaray için tehlike çanları ciddi bir biçimde çalmaya başladı.

27 Ağustos 2010 Cuma

Takımlarımız İçin Kara Bir Gece


Trabzonspor çok yaklaşmıştı.Golü de erken bulmuştu ve herşey istediği gibi gidiyordu.Ama oynanan mücadeleci oyundan dolayı bazı oyuncular çok yoruldu ve bu arada Liverpool bir gol buldu.Sonra da Kuyt 2. golü attı.Aslında skor üzerinden konuşmak uygun olmaz.Trabzonspor elemek için ne gerekiyorsa yaptı.Bu tür maçlarda tecrübe hep öne çıkar ve tecrübeli olan Liverpool Trabzonspr'un hatası bekledi ve beklediği hatayı değerlendirdi.Aslında acı olan golün 82de yenilmesi.En azından uzatmalara gidilmesi daha adil olurdu.En baştan beri şunu söylüyorum.Trabzonspor hangi sonucu alırsa alsın yoluna devam etmeli.Sonuçta Liverpool'a elendi.Bu güzel futbolu devam ettirirse beklenilen başarılar gelir diye düşünüyorum.Sağlık olsun Trabzonspor.


Aykut Kocaman geldiği günden beri hedeflediği oyun tarzına yavaş yavaş yaklaşıyor.Kendisi de bunun birden mümkün olmayacağını söylemişti zaten.Ama oyun yavaş yavaş iyileşirken Avrupa macerası erken bitti.10 dakikalık dilimlerle oynanan futbolu daha geniş zaman aralıklarıyla oynasaydı belki Fenerbahçe dün turu geçmiş olacaktı.Aslında Fenerbahçe istediği pozisyonları buldu.Özellikle Alex ile...Zaten pozisyonların bulunacağı belliydi.Tek endişe savunmadaki yapılan bir hata sonucu gol yenilmesiydi.O da gerçekleşti.Yani Fenerbahçe'den beklenen herşey gerçekleşti.10 dakikalık dilimlerle de sınırlı olsa oynanan futbol ve bir anlık dalgınlıktan yenilen gol...Burada sonuç kadar itibar kaybı da önemli.2 sene oynanan çyrek finalden dolayı Avrupa'daki oyuncular Fenerbahçe'ye farklı gözlerle bakıyordu.Oyuncular Şampiyonlar liginde oynamak için geldiklerini söylüyorlardı.Ama gelin görün ki geçen sene elini kolunu sallaya sallaya gruptan çıktığı Avrupa'nın ikinci bahçesine bu sene giremedi bile.Bundan sonra oyuncular gelirken biraz şüpheci olacaktır.Şüpheyi ortadan kaldırmak için de bolca para harcarsın.Kendince çözüm bulmuş olursun.Maalesef hep böyle oluyor.Yazık.Bu bütçeyle Avrupa'nın arka bahçesinin kapısını açacak anahtarı yapamamak.


Maç öncesinde dediğimiz şeyler bir bir gerçekleşti.Kewell ve Elano'nun olmadığı bir ortasaha ve hücum açısından elinde sadece Arda ve Baros'un olması işleri zorlaştıracaktı.Aslında Galatasaray'da oyundan çok başka sorunlar var gibi.Ne olursa olsun 90. dakikada bulduğun golden sonra sen Galatasaraysan hemen ardından golü yemezsin.Şu zamana kadar Hakan Balta hep bir standartla oynardı.Ne eksik ne de fazla.Ama iki Karpaty maçına baktığımızda Hakan Balta'nın hatalarıyla 2 gol yenildi ve tura mal oldu.Kötü oynabilirsiniz, pozisyonunuz olmadan maç tamamlayabilirsiniz.Bunlar bir şekilde kabul edilir ve halledilebilecek birşeydir.Ama şunu düşünün.Hakan Balta ilk maçta topu sektirmese, ikinci maçta da adamı kaçırmasa Galatasaray dün tur atlayacaktı.Dediğim gibi takım hali çok kötü de olsa, yolun sonu karanlık da olsa bu 2 küçük detay Galatasaray'ın biraz olsun toparlanmasını ve nefes almasını sağlayabilirdi.Futbolda sistemler kadar bu detaylar da önemlidir ve bu detaylar Galatasaray'ı Avrupa'nın dışına itti.



Yüzümüzü güldüren tek takım Beşiktaştı.Kendisiyle boy ölçüşemeyecek bir takımla oynayan Beşiktaş zaman zaman kalesinde tehlikeli pozisyonlar görse de maçı rahat bir şekilde 4-0 yendi ve gruplara kalan tek Türk takımı oldu.Beşiktaş'ı tebrik ediyorum.Beşiktaş ülke puanı için en azından çeyrek finale kadar çıkarsa çok iyi olur.

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Avrupa Ligine Katılma Şanslarımız


Beşiktaş ilk maçta elde ettiği 2-0lık galibiyetle 2. maça diğer takımlarımıza görea daha rahat çıkacaktır.Beşiktaş için önemli nokta ortasaha düzeni nasıl olacak.Eğer İBB maçı gibi çıkarlarda yani tek defansif ortasaha ile o zaman Beşiktaş hiç beklemediği sonuçla karşılaşabilir.Çünkü ileride oynayan oyuncuların yükünü sadece bir kişiye(Ernst'e) yüklemek bir süre sonra ortasahahnın çökmesine neden olacaktır.İleride kim oynarsa oynasın 2 defansif ortasaha ile çıkması gerekiyor.Bu önemli noktayı göz önüne alarak çıktığında Beşiktaş gruplara kalacaktır.



Bu sabah alınan haberlere göre Liverpool iki önemli yıldızını Trabzon'a götürmemiş.Gerard ve Torres'in yanı sıra Maxi Rodriguez ve Agger de kadroya dahil edilmemiş.Buradan şunu anlayabiliriz.Liverpool Trabzon maçını fazla önemsemiyor.Nasıl olsa çıkarız havasında.Bu Trabzonspor açısından avantaj.Taraftarı önünde maça iyi başlaması ve erken bir gol bulması hem Trabzonspor'u havaya sokacaktır hem de Liverpool'u bir süreliğine panik olmasına neden olacaktır.Bu yüzden maçın dakikaları çok önemli.Ama sonuç ne olursa olsun Trabzonspor'un ilk maçta oynadığı oyunla ve ikinci maçta oynaması muhtemel oyunla gurur duyulması gerekiyor.Bu takımı bu hale getiren Şenol Güneş'e teşekkür etmemiz gerekiyor.



Fenerbahçe için ilk maçta oynadığı o oyuna göre 1-0lık sonuçla dönmesi şanstı.Her ne kadar 1-0 ilk maç için uygun olsa da geçen hafta da dediğim gibi çok tehlikeli bir skor.Takım pozisyon vrdikçe nasıl PAOK'u eleyecekler merak ediyorum.Usta yorumcu(!) Sergen Yalçın'ın dediği gibi Fenerbahçe'nin gol yemeden 2-0 yenmesi gerekiyor.Selanik'teki ilk maçı ve Trabzonspor maçının ikinci yarısını düşündüğümüzde Fenerbahçe'nin işi çok zor.Üstelik maçlarda en çok alınan skorlar Fenerbahçe'ye yetmiyor.Böyle bir gerçek de var.1-0, 1-1 ve 2-1 skorları Fenerbahçe'ye yetmiyor.Fenerbahçe gruplara kalmak istiyorsa en az 3 gol atması gerekecek.Kolay değil.



Dört takım arasından en sıkıntılı takım Galatasaray.Günlerdir tartışılan konular herkesçe biliniyor.Bu kadar sıkıntının üstüne bir kötü haber geldi.Harry Kewell ve Elano Karpaty maçında oynayamayacaklar.Özellikle Kewell'ın olmayışı Galatasaray'ı önemli ölçüde etkileyecektir.Sahada olası kötü giden maçta takımı toparlayacak ve liderlik yapabilecek bir oyuncuya ihtiyaç var.Kewell olmadığına göre bu görevi takımın kaptanı Arda'nın yapması gerekecek.Yalnız Arda Rijkaard'ın kendisi hakkında söylediklerinden dolayı biraz kırgın.Eğer kırgınlığını bu maça yansıtırsa Galatasaray bir kayıp daha yaşayabilir.Yok eğer kırgınlığı bir tarafa koyar ve kendisinden beklenildiği gibi takımının gruplara kalması için elinden gelenini yaparsa o zaman Galatasaray gruplara kalma şansını yakalar.Arda elinden geleni yaptı diyelim peki yeterli olacak mıdır?Arda ve Baros Galatasaray için yeterli skoru elde etmede yeterli olacaklar mıdır?Burada biraz sıkıntı var.İnşallah Arda iyi maç çıkarır ve kendilerine yetecek bir skorla yurda dönerler.Aksi halde Galatasaray'ın geleceği parlak değil.

24 Ağustos 2010 Salı

Aurelio&Emana&Zalayeta


Gittiği günden beri üç büyüklerle adı sürekli anılan Aurelio sonunda Türkiye'ye geri döndü.Yok Fenerbahçe'ye geri dönüyor yok Beşiktaş ve Galatasaray kapışıyor derken bu transferden sonra basınımız biraz rahatlamıştır.Beşiktaş bana göre iyi bir tercih yaptı.Çünkü hem eksik olduğu bölgeye transfer yaptı hem de alabilecekleri en makul oyuncuyu aldılar.Beşiktaş ortasahada Necip ve Ernst dışında bir oyuncuya ihtiyacı vardı.Aurelio'nun Türk olması nedeniyle yeri geldiğinde yabancı kontenjanına takıldığında Ernst yerine Aurelio'yu oynatabilirsin.Bunun yanında bir sorun ortaya çıkabilir.Eğer Schuster Ernst-Aurelio ikilisini kullanacaksa bu sezona iyi başlayan Necip'e yazık olur.Umarım ilk tercihi Necip olur ve Aurelio alternatif olarak kalır.Sonuç olarak Aurelio iyi transfer ve yararlı olabileceğini düşünüyorum.



Gelelim Emana'ya.Dün dış basında Real Betis ile Galatasaray'ın el sıkıştığı ve Emana'nın Galatasaray'a transfer olacağı yer aldı.Real Betis tarafından da doğrulandı.Ortasaha oyuncusu olan Emana oyunun iki yönünü de oynayabilen kaliteli bir oyuncu.Toulouse'da yıldızı parladıktan sonra Real Betis'e gelmişti.Galatasaray'a faydalı olur mu?Olur diye bekliyorum.Çünkü her zaman söylediğim Galatasaray düz ortasaha oyuncularıyla başarılı olamaz.Galatasaray kadrosuna Emana'yı kattıktan sonra ortasahasında Elano ve Emana'yı oynatırsa Galatasaray'da kötü görünen şeyler değişebilir.Bunda bir şüphe yok ama diğer problemleri ortadan kaldırır mı bilinmez.Zaman gösterecektir.



Günün bombası Kayserispor'dan geldi.Şuan ki durumunu bilmiyorum ama bir zamanlar iyi bir golcü olan Zalayeta Kayseri'ye transferi söz konusu.Bugün yarın imzaların atılması bekleniyor.Eğer olursa Türkiye şartları için iyi bir transfer olacağı kesin.Tek sorun uyum sorunu ne olacak.Umarım transfer gerçekleşir ve Spor Toto Süper Lig bir yıldızı daha görmüş olur.

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Rijkaard'ın Suçu Ne?

Football Fans Know Better

Evet merak ediyorum Rijkaar'ın suçu ne?Geçen senenin şampiyonu olan Bursaspor karşısına bu ortasaha ile çıkması Rijkaard'ın suçu mu?Oyuncuların dün yakaladıkları fırsatları değerlendiremeyişi Rijkaard'ın suçu mu?İstediği bölgelere zamanında transfer yapılamaması Rijkaard'ın suçu mu?Rijkaard Karpaty maçında Servet'e adamı kaçır ya da Hakan Balta'ya topu ıskalamı dedi?Bursaspor maçında Volkan Şen'i tehlikeli bölgeden uzaklaştırmayın mı dedi?Biri bana anlatsın lütfen.Rijkaard'ın suçu ne?

Ben söyleyeyim.Bunlar Rijkaard'ın suçu değil ama takımı çok geç topladı ve çalışmalara geç başladılar.Fenerbahçe ve Beşiktaş hazırlıklara başlarken Rijkaard balayındaydı.Geç başlamak Galatasaraylı oyuncular fiziksel açıdan diğer takımlara göre geride kaldı.Bunu Rijkaard Sivasspor maçı sonrasında da belirtmişti hiç hakkı olmayarak.Sivasspor fiziksel açıdan bizden üstündü demişti.Peki bunda kimin suçlu?Rijkaard...Takımı erken toplayabilir veya en azından oyuncularına bir antreman programı verebilirdi.Ama Rijkaard tembelliğe kaçtı ve boşverdi.Sonuç Galatasaray fiziksel açıdan baya geride.Birden Rijkaard'a bu konuda yüklenmek de haksızlık olabilir.Çünkü geçen seneki durumu gördükten sonra belki Rijkaard yüklemenin zirve noktasını sezon ortalarına getirecek bir planlama yapmıştır.Orasını bilemeyiz.O yüzden Galatasaray'a biraz zaman vermemiz gerekir.Eğer böyle bir planlama varsa...

Galatasaray'da asıl sorun ilk 11.Galatasaray'da ideal 11 yazısında da söylemiştim.Ortasaha üçlüsü Barış-Mustafa-Ayhan-Cana dörtlüsünden oluşmaz.Bunlar düz oyuncular yani hücuma katkıları sınırlı.Ortasaha bu dörtlüden herhangi üçüyle kurulduğunda o zaman skora değiştirebilecek oyuncu sayısı 3'de kalır.Kim bunlar?Kewell, Arda ve Baros...Ortasahadan destek gelmediğinden bu üçlü bireysel yetenekleriyle birşeyler yapmaya çalışıyorlar.Bu bazen yeterli olabilir.Örneğin Karpaty maçında Kewell-Baros işbirliğiyle maçı beraberliğe getirdiler.Bazen de yeterli olmaz.Aynı dünkü maç gibi.Şimdi bu durum Rijkaard'ın suçu değil.Çünkü kadro belli ortasahada oynayacaklar belli.Ancak bu kadar yapabiliyorlar.

Tüm bunları göz ardı edip Rijkaard'ı eleştirenler birkez daha düşünsün.Rijkaard'ın istediği kadro bu değil.Karpaty maçında kurtarıcı olarak Barış'ın girmesini Rijkaard'a ister mi?Yönetim olarak Rijkaard'a ilerideki üçlü hariç sıradan ortasaha ve sürekli aksayan defans hattı verirseniz hiç kusura bakmayın geçen sene dillendirdiğiniz zihinsel değişimi göremezsiniz.Bu kadroyla imkansız.Bu kadar açık birşey.Galatasaray'ın bu duruma gelmesinde Rijkaard'an çok yönetimi hatalı buluyorum ve yönetim transferleri biran önce yapmalı.Şunu da eklemek istiyorum:Rijkaard gitmemeli.

20 Ağustos 2010 Cuma

Bize Her Yer Trabzon


Avrupa Liginde Liverpool ile eşleşiyorsunuz.Maç için gidiyorsunuz Liverpool'a.Yani deplasmandasınız.Maçın başlamasıyla hem oynadığınız oyunla hem de taraftar desteğiyle hiç de deplasmandaymışsınız izlemini vermiyorsunuz.Skor ne olursa olsun isterse Trabzonspor 5-0 yenilsin.Hiç farketmezdi.Çünkü çıktıklar ve kendilerine yakışır bir şekilde oynayabilecekleri en iyi oyunu sergilediler.Hele ilk yarının ortalarındaki paslamaları gördüğüm zaman tamam dedim bu bana yetti.Maç sonunda tabelada 1-0 yazsa da bana göre kazanan başta Şenol Güneş olmak üzere Trabzonspor olmuştur.Mehmet Demirkol güzel birşey demişti.Trabzonspor oyununu oynasın sonuç ne olursa olsun gülsün geçsin.Ben de birşey ekleyeyim.Gururlansınlar böyle takımın taraftarı oldukları için.Tebrikler Şenol Güneş.


Young Boys maçlarına takım daha iyidi ama yeterli değildi.Bunda tam kadro çıkamayışları neden olmuş olabilir.Hakikaten bu maç tam da Lugano-Bilica ikilisinin maçıydı.Sol da Stoch yoktu.Yerine oynayan Caner hem hücumda hem de defans yapmada yetersiz kaldı.Tüm bunlara rağmen oradan 1-0 ile dönmek iyi oldu ama 1-0 çok tehlikeli bir skor.kadiköy'de maçın başında yiyeceğin bir gol herşeyi batırabilir.O yüzden dikkatli olunması gerekir.Fenerbahçe'de hafif kıpırdanış var.Bu kıpırdanmanın Paok karşısında yeteceğini düşünüyorum.Yeter ki gol yenilmesin.


Galatasaray günün kaybedeni oldu.Özellikle ilk yarıdaki futbol tam anlamıyla iç karartıcıydı.Baros oyuna girmeseydi ya da Mehmet Battal sakatlanıp çıkmasaydı Galatasaray için işler daha kötü olabilirdi.Mehmet Battal kötü bir oyuncu değil.Önceki yazılarda da söylediğim gibi Mehmet Battal iyi işler yapacaktır ama şu anda Avrupa ligine girmek önemliyse ve elinde sağlam Baros varsa ilk 11de Baros çıkması gerekir.Neyse teknik taktiğe fazla girmeyelim.Galatasaray gruplara kalabilir mi?Elbette kalabilir.Peki Galatasaray elenebilir mi?Elenebilir.İşte bu durum Galatasaray için hiç de iyi değil.

19 Ağustos 2010 Perşembe

Yüzümüzü Güldürün



21.00 Galatasaray – Karpaty Lviv
21.30 PAOK – Fenerbahçe
21.45 Liverpool – Trabzonspor

18 Ağustos 2010 Çarşamba

Galatasaray'da İdeal 11

Football Fans Know Better

Galatasaray elindeki kadrosuna göre 4-3-3 sisteminde bu oyunculara yer vermesi gerektiğini düşünüyorum.Aslında fazla bir seçenekte yok.İsterseniz sırayla mevkilere bir bakalım.

Kale içi Aykut ve Ufuk arasından hangisini seçerseniz seçin farketmez.İkisi aynı kalitede dite düşünüyorum.Yalnız Aykut özellikle bu sezonki oynadığı resmi maçlarda yediği hatalı gollerle kredisini yavaş yavaş tüketiyor.Aykut'u daha fazla yıpratmamak için kenarda oturtmak iyi olabilir.Çünkü bundan sonra yenilen her golde Aykut'un hatası var mı yok mu bakılacaktır.En azından bir süreliğine Ufuk'un geçmesi yararlı olabilir.

Defansa geldiğimizde as oyunculara alternatif olacak oyuncuların kalitesi yeterli değil gibi gözüküyor.Sağ bekte Sabri olmadığı zaman büyük ihtimalle Ali Turan oynayacaktır ve aynı performansı göstericek mi şüpheli.Göbeğe baktığımızda Neill, Servet ve Gökhan Zan üçlüsü sezon ilerledikçe yeterli olmayabilir.Çünkü Gökhan Zan sık sık sakatlanan bir oyuncu.Sakatlık ve cezalılar olduğunda Galatasaray defans hattında zorluklar yaşayabilir.Zaman zaman Hakan Balta oynasa da bir defans oyuncu daha gerekir.Oynatılmasa bile Emre Güngör'ün takımda kalması daha iyi olabilirdi.Bu konuda yanlış karar verildiğini düşünüyorum.Sol kanat için ilk tercih Hakan Balta olmalı.Alternatifi Çağlar da iyi bir oyuncu.Uzun yıllar GS'de kalacaktır.Göbekte bi sorun olduğunda Hakan Balta'yı göbeğe çekip Çağlar'ı sol bekte rahatlıkla oynatılabilir.Hiç de sırıtmaz.Bu bilgiler ışığında GS'nin defans hattında alternatif olan oyuncular kalite anlamında önündeki oyunculardan geride gibi.Sadece sol bekte bir sıkıntı yok.

Orta saha Mehmet Topal'ın gitmesiyle oynatacağın fazla bir oyuncu yok.Elinde Ayhan, Mustafa, Barış, Cana ve durumu belli olmayan Elano kaldı.Elano'yu bir tarafa koyarsak eğer ortasahadaki üçlüyü Ayhan-Mustafa-Barış-Cana dötlüsünden oluşturursanız sıkıntı çekerseniz.Belki defansif anlamda bir peoblem olmaz ama hücuma katkı açısından tam bir hüsran olur.Bu dörtlü mücadeleci kimlikleriyle tanınan ama düz oyuncular.Galatasaray gibi büyük bir takımın ortasaha oynayacak oyuncular değil bana göre.Bu dötrlüden en fazla 2'si oynatmanız gerekir.Orta sahanın güçlü olabilmesi için özellikle hücum anlamında mutlaka Elano'nun takımda kalması gerekiyor.Transfer dönemi Başkan'ın istediği gibi gitmediği ortada.Bu noktada artık Elano'yu satmaktan vazgeçip gitmek isteyen Elano'nun ikna edilmesi gerekir.Yoksa Elano dışındaki dörtlüden oluşan ortasaha bütün sezonu kaldıramaz ve Galatasaray sıkıntı yaşar.Hüsranla sonuçlanan bir sezon daha olur.Bu saatten sonra yapılacak tek iş bu.

İleriki üçlüye bakalım.Kenar oyuncular arasında Kewell ve Arda ön plana çıkıyor.Bu iki oyuncunun yedekleri Serdar Özkan ve Pino.Serdar Özkan'ı az çok tanıyoruz.Sahip olduğu kaliteyi göstermekle göstermemek arasında sürekli gidip geliyo.İstikrar sorunu olduğu belli.Pino hakkında ise bir bilgim yok.Daha önce hiç izlemedim.Hem kenarda hem da forvette oynayabilecek tarzda bir oyuncuymuş.Faydalı olabilir.Bu dörtlüye baktığımızda bazı sıkıntılar yaşanabilir.Mesela en son çıkan haberlere göre Arda İngiltere yolcusuymuş.Eğer Arda giderse Galatasaray'ın %70'i gider.Arda'sız bir takım hele ki şu kadroyla başarılı olması imkansız.Diğer yandan Kewell'e geçen sezon kontratını yenilemedin.Yaşlı ve sakatsın işe yaramazsın dedin.Sonra ne oldu?Baktın ki istediğin transferleri yapamadın hemen Kewell'e sarıldın.Aman gel biz ettik sen etme.Şunu söyleyeyim.Kewell'in geri gelmesi çok iyi oldu.O bölgede yaşanan sıkıntı belli.Keita ve Dos Santos gidince o bölgede oynayacak kimse kalmadı.Hem Kewell forvette oynayabilecek kalitede.Bu iki oyuncunun banko oynayacağını düşünürsek olası sakatlıklar ve cezalar sonrasında yerlerine geçecek olan Serdar ve Pino aynı performansı gösterebilirler mi?En büyük sorun bu gibi duruyor.Üstüne bir de Arda da giderse...Gerisini siz düşünü artık.Bu bölgeye gündemde olan Kazım alınırsa biraz rahatlam olur.Bunla kalsa iyi.Bir de forvet bölgesinde sıkıntı var.Milan Baros sakatlığında Galatasaray çok zor günler geçirmişti.Bu sezonun başında da Baros'dan faydalanamadılar.O'nun yerine Mehmet Batdal'ı oynattılar.Mehmet üstüne gidilirse çok faydalı olacaktır ama sezonun başlarında biraz zorlanacaktır.

Tek tek her bölgeye baktığımızda ideal 11'de olanlar dışında kalite düşük gibi.Galatasaray'ın hak ettiği kadro bu değil.Taraftarlarının hak ettiği kadro bu değil.Başkan'ın biraz düşünmesi gerekiyor.Belli ki bu sezonki planlama sınıfta kaldı.İnşallah Galatasaray için bu sezon iyi olur.Özellikle Avrupa arenasında...

Kazım Kendine Dur Demeli


Kazım Kazım ikinci şansını da kullanamadı.Geçen seneki disiplinsiz hareketlerinden dolayı ikinci devre kiralık verilmişti.Geri dönüşünde akıllanacağını düşünmüştüm açıkcası.En azından ilk dönemlerde düzeldiğini bir nebze olsun gösterir dedim.Böyle düşünmemin sebebi A Milli takım için önemli bir futbolcu olması.Forvette olması gereken özelliklerin hepsinden biraz var ve üstünde durulduğunda öenmli bir yere geleceğini düşünüyorum.Ama O ne yaptı.İlk resmi maçında gereksiz yere gördüğü iki sarı karttan dolayı takımı 10 kişi bıraktı ve belki de Fenerbahçe'nin elenmesine sebep oldu.Sebep oldu mu olmadı mı orası tartışılır ama kendisinin kapı dışarı edilmesiyle Fenerbahçe'deki kariyerini bitirdi.Basında çeşitli söylentiler var.Parası verilip kulüple ilişiği kesilmiş.Şu ana kadar kulüpten bir yalanlama gelmedi.Bu durumda KAzım istediği kulübe gidebilir.Benim tahminim ilişiğinin kesilmesindense transferinde kolaylık sağlanması daha akılcı bir çözüm.Hele ki bir talibi varken.Duyduğumuz kadarıyla Galatasaray Kazım'ı istiyor.Bence çok iyi de olur.Hem kanatlarda hem de forvette bir problem var.Bu problemi bir nebze giderecek bir oyuncu.Ama bu kadar kolay değil.Çünkü Kazım aynı Kazım olacak.Galatasaray'a gittiğinde aynı şeyleri tekrarlama olasılığı çok yüksek.Burda önemli olan Kazım'ın kendisine çeki düzen vermesi.Aksi halde sürekli takım değiştirir durur.Bir yerde kendisine dur demesi gerekiyor.Artık Fenerbahçe'de oynayamayacağını göre bence Galatasaray'a gitsin.Hem kendisi hemde Galatasaray için iyi bir seçenek.Yalnız bir şartla.Tekrarlamakta fayda var.Kazım kendisine dur demeli.

10 Haziran 2010 Perşembe

Miroslav Stoch

Haftalardır gazete köşelerinden adı inmeyen, sırasıyla Galatasaray'a, Beşiktaş'a ve Fenerbahçe'ye gazeteler tarafından transfer ettirilen Miroslav Stoch, sonunda ülkemizden bir klüp ile sözleşme imzalayarak ülke medyasına rahat bir nefes aldırdı.

Galatasaray transfer komitesinin uzun sürelerdir süren uğraşmasına ve Chelsea'nin bonservis bedeli indirmesini beklemesine rağmen, elini çabuk tutan Fenerbahçe transfere son noktayı koymayı başararak 20 yaşında ki futbolcuyu renklerine bağladı.
Transferin maddi boyutu şu an tam bir muamma, bazı kaynaklara göre Galatasaray bonservisi düşürmek yada takside bağlamak için uğraşırken, Fenerbahçe Chelsea'nin istediği parayı direk vererek transferde başarılı olmuş. Genelde konuşulan rakam 9m€ olarak nitelendirilse de İngiliz basınına yansıyan bilgilere göre 20 yaşında ki oyuncu için ödenen bonservis bedeli 2,5m£.

Tabiki transferin asıl boyutu taktiksel anlamda Stoch'un neler katabileceği konusu.
Öncelikle Galatasaray'ın Stoch'la neden ilgilendiğine bakacak olursak: Kewell ve Gio'nun kopma ihtimaline karşılık Galatasaray'ın bir kanat adamına ihtiyacı vardı. Arda'yı kanada hapsederek sınırlı verim almak yerine, kanada transfer edilecek bir oyuncuyla Arda'nın ortaya kayması Galatasaray'ın uygulamaya çalıştığı 4-3-3 için, daha fazla yaratıcılık şansı tanıyacaktı. Ayrıca Stoch'un kanat oyuncusu olmasının yanı sıra kanattan içeri kat ederek kanat forveti gibi oynayabiliyor olması 4-3-3 sisteminde forvetin desteklenmesi için önemliydi. Fakat, Galatasaray bu hamlesinde şimdilik başarısız olmuş gibi duruyor.

İşin Fenerbahçe boyutuna bakacak olursak: Öncelikle Aykut Kocaman kendisini uzun süredir izlediklerini, takip ettiklerini söyledi, ki önemli bir durum. Çünkü izlenerek görerek oyuncu alınmış olması sırf başkaları da istiyor diye oyuncuya hamle yapılmamış olması, takıma yapacağı katkıların ölçülüp biçildiği manasına geliyor. Uğur Boral'ın sakatlığından ve Andre Santos'un beke geçmesinden sonra sol önde sürekli varyasyon sıkıntısı yaşayan Fenerbahçe, Stoch ile nokta atışı yapmış oldu. Zico döneminde; kanat forveti gibi oynayan ve sürekli içeri kat eden Deivid'in ŞL başarıları yatsınamaz durumda. Stoch'da zamanında Deivid'in yaptıklarını sol kanat üzerinden gerçekleştirebilirse, hücumda takımın yükünü biraz olsun sırtlayarak Alex'i rahatlatabilir. Stoch konusunda Fenerbahçe'nin düşünmesi gereken en önemli nokta ise defans konusu. İleri çıkışlarıyla arkasına adam kaçırmaya meyilli Andre Santos'un önünde sürekli içeri kat edebilen ve kanadına defansif olarak pek katkısı olmayacak olan Stoch bu bölgenin defansif anlamda kabusu da olabilir. Fakat geçmişte ki Deivid, Gökhan Gönül anlaşmasının hücum ve defansta çok ekmeğini yiyen Fenerbahçe; Stoch, Andre Santos arasında bir uyum sağlayabilirse bu kanatta rakiplerine korku salabilirler.

Stoch için işin maddi olarak başka bir boyutu ise, gelecek vaad eden bir oyuncu olması. Bonservisi hakkında tam bir bilgi olmasa da 20 yaşında ve Dünya Kupası'nda boy gösterecek bir oyuncunun kupa öncesi transfer edilmesi büyük başarı olduğu gibi, 2-3 sene içinde eğer belirli bir performans yakalayabilirse verilen bonservis bedelinin 2-3 katına satılabileceğide yatsınamaz bir gerçek.

1 Haziran 2010 Salı

6+2+(2) + ...... ve Türk Futbolu

Klüpler birliği toplantısı sonucunda ortaya çıkan karar sonucu Klüpler Birliği, Futbol Federasyonu'na başvuruda bulunarak 6+4 yabancı hakkı talep ettiler. TFF'de Klüpler Birliği'nin isteği doğrultusunda bir karar vererek 6+2+(2) yabancı hakkını yürürlüğe koyduklarını açıkladı.

Nedir 6+2+2 ?
Zaten son birkaç sezondur 6+2 kuralıyla oynanıyordu ligimiz. Yani 6 yabancı sahada 2 yabancı klübede bekliyordu.
Son eklenen +(2) ile birlikte klübede bekleyen 2 yabancının yanı sıra, 2 yabancı da tribünde oturabilecek. Yani takımların kadro genişliği artmış olucak fakat yinede maç gününde takıma katkı verebilecek olan 8 yabancı (6+2 şeklinde) olabilecek.

6+2+2'nin Türk Futbolu'na yararları nedir?
6+2+2'nin aslında 2 tane amacı olduğunu TFF'de söyledi. 1- Avrupa Kupaları, 2- Uyumsuz yabancı sorunsalları.

Son zamanlarda Avrupa Kupalarında bir türlü başarıya ulaşılamaması, ülke puanının artık dibe vurmaya başlaması üzerine 6+2+2 çıkartılmış oldu. Böylece ligde 6+2 şeklinde yabancı sınırlaması olsada Avrupa Kupalarında istediği zaman 10 yabancı birden sahaya sürme şansı olan klüpler, hem kadro genişliğine sahip olmuş olacaklar, hem de yabancı sınırlaması olmayan dilediğince transfer yapabilen rakipleri karşısında bir nebze de olsa arayı kapatmış olacaklar.
"Neredeyse hiç İtalyan futbolcu oynatmadan Şampiyonlar Ligi Şampiyonu olan İnter"

Diğer yandan da son zamanlarda klüplerin en büyük sorunu uyumsuz yabancı futbolcular olmaya başladı. Yüksek bedelli sözleşmeler imzalayan, fakat takıma adapte olamayan yabancı oyuncuların gönderilmesi her zaman klüpler için ciddi maddi yükler doğuruyor. Transfer sezonunda elden çıkartılamadıkları taktirde, yabancı sınırlamasında yer açmak adına alalacele yüksek bedellerle fesh edilen kontratlar klüpler için büyük sorun haline dönüşmüş durumda. 6+2+2'nin çıkmasıyla birlikte uyumsuz yabancılar tribünde oturtulup, yada zaman zaman kadro rotasyonunda kullanılıp, uygun bir talip bulunduğunda satılabilecek, yada takıma uyum sağlıyana kadar bir süre kadro dışı bırakılabilecek. 6+2'nin olduğu sistemde yabancı oyuncuyu kadro dışı bırakmak sorun yaratabilsede 6+2+2 şekline dönüştüğünden, kadro dışı kalan yabancının yeri doldurulabilecek.

6+2+2'nin Türk Futboluna Zararları?

Her yabancı kontenjanı konusu açıldığında söylenen sözler hep aynıdır; Türk Futbolu geriye gidecek, milli takımımız gerileyecek....

6+2+2 sonucunda, şöyle bir durum önümüze çıkacak, takımlar 6+2 şeklinde iskelet ve iyi yabancılardan oluşan kadro kurup kalan 2 yabancıyı ise düşük maliyetli ama tribünde oturduğunda sorun çıkartmıycak, oyuna girdiğinde görevini yapabilecek yabancılardan seçmek durumunda olucak. Hal böyle olunca da, yabancılardan biri sakatlanınca yada ceza alında oynama fırsatı bulan, bulduğu az şansıda değerlendirmek için elinden geleni yapan Türk oyuncuların sayısı azalıcak. Yabancı oyuncu sınırından dolayı zaten yükselmiş olan Türk oyuncu maliyetleri biraz daha düşmeye başlıycak oyuncuların gelirleri azalıcak. Ayrıca 2 yabancı tribünde oturacağı için gelecek yabancı oyuncuların kaliteside düşmeye başlıycak. En azından +(2) şeklinde kullanılmak üzere düşünülen yabancı asla bir Türk futbolcudan daha iyi olmuyacak.
Böylece hem yabancı oyuncu kalitesiyle birlikte ligin kalitesi düşecek, hemde bulabildiği az süreye rağmen kendisini göstermeye çalışan Türk oyuncu sayısı azalıcak.
Ayrıyetten, ligde az süre bulan tribünden takımı izleyen bir yabancı oyuncunun, Avrupa Kupası maçlarından ne kadar bir katkı verebileceğide büyük soru işareti. Büyük ihtimalle takımlar eğer kontenjanlarını tam doldururlarsa Avrupa Kupası maçlarında 8+2 şeklinde sahaya çıkacaklar, ki bu da anca kadro genişliği avantajı yaratır, çünkü hazır olmayan bir oyuncu sahaya çıkıpta ne kadar yıldızlaşabilir ki ?

6+2+(2) nasıl kullanılabilir?


İşin Milli Takım boyutuna bakarsak; Avrupa'nın büyük liglerinin şampiyonlarının yada Şampiyonlar Liginde sürekli belirli noktalara gelme başarısı gösteren takımların büyük kısmında yükü yabancı futbolcuların çektiğini görüyoruz. Fakat buna rağmen de İtalya, İngiltere gibi takımların kadrolarında pek çok yabancı barındırdığı ama milli takımlarının da başarılı olduğu ligler ele alınmalı.
EPL'de yabancı sınırlaması olmamasına rağmen, transfer edilecek yabancı oyunculara konulmuş olan kalite kriterleri nedeniyle, ligin kalitesi düşmediği gibi, takımlar yedekte bekletmek için yabancı oyuncu transferi de yapmıyorlar. Böyle olunca da takım yabancı oyunculardan oluşsa bile yedek klübesinde her zaman kaliteli İngiliz oyuncular oluyor, bu yüzden de takımlar yabancı oyuncu transferi kadar, İngiliz oyuncu yetiştirmeye de önem veriyorlar.
İtalya'da da yabancı sınırlaması sadece Avrupa Birliği dışı ülkeler için geçerli. Fakat İtalya'nın büyük klüpleri dışında kalan klüpler genelde takımlarını kendi istekleriyle yerli oyunculardan kuruyorlar, yabancı oyuncu transferine ancak ellerindeki İtalyan oyunculardan daha iyi ise yöneliyorlar.
Fakat ülkemizde durum kesinlikle böyle olmuyacak, takımlar kadrolarını düşük maliyetleri sebebiyle yabancı oyuncularla dolduracaklar. Hal böyle olunca da aynı kalitede bile olsalar, daha düşük maliyetli bir yabancı oyuncu takım için öncelikli tercih olucak. Tabiki +(2) de oturması muhtemel yabancıların da iyi seçilmesi gerekli. Yabancı oyuncuların sürekli el üstünde tutulduğu, Türk oyuncuların nasılsa oynuyor mantalitesiyle 2.plana atıldığı ligimizde, tribünde oturacak yabancının da ayrıyetten takım içinde bir sorun teşkil edebileceğide unutulmamalı.
+(2)nin en ideal kullanımı, yıllardır yapılmayan genç oyuncu yetiştirme mantalitesiyle kullanılablir. Şöyle ki 6+2 şeklinde ideal bir yabancı kadro kurulur, +(2) şeklinde kullanılacak yabancılar ise, gelecek vaad eden, 18-20 yaş grubundan seçilir. Böylece kadroda ekstra kontenjan kullanılmamış gibi düşünülerek, takıma gelecekte katkı yapabilecek yada kar ettirebilecek genç yetenekler de yetiştirilmiş olur.

6+2+2 en çok kime yaradı?

6+2+2 öncelikle en çok Beşiktaş'a yaradı, kadrosundan hali hazırda 11 yabancı bulunduran ve 1 yabancı transfer edebilmek için 4 tanesini yollaması gereken Beşiktaş, böylelikle transfer için 2 tane yabancıyı göndermekle yetinebilecek.
Transfer döneminin diğer öncülerinden olan, Fenerbahçe, Galatasaray, Trabzonspor gibi klüplerin zaten yabancı hakkı bulunduğu için şimdilik 6+2+(2) bu klüpler için çok büyük bir önem teşkil etmiyor gibi duruyor.
Anadolu klüplerinde 6+2+2'nin yankıları nasıl olur diye düşünecek olursak, eğer doğru hamleler ile transfer yapılablirse, Anadolu klüpleri için bir kalkınma yolu olabilir gibi duruyor. Fakat yanlış hamleler yapıldığı taktirde ise 6+2+2 Anadolu klüpleri için gerilemenin başlangıcı olarak da görülebilir. Kadrolar 10 tane yabancı ile doldurup bunlardan verim alınamazsa, maliyetleri nedeniyle Anadolu klüpleri dar boğaza girebilir. Ayrıca Türk oyuncu piyasasında bir düşüş yaşanacağından dolayıda, ellerinde ki kaliteli yerli oyuncuları büyüklere pazarlayarak gelir elde etme düşüncesi içinde olan klüpler, bu yönden de bir yara alabilir.


Sonuç olarak 6+2+(2) Türk Futbolu için çok büyük olmasada bir dönüm noktası olarak görülebilir. Doğru hamlelerle ligin kalitesi arttırılabileceği gibi yanlış hamlelerle yerlebir de olabilir. Yine yapılacak hamlelere ve transferlere göre, Milli Takım içinde bir yükseliş olabileceği gibi sonun başlangıcı da olabilir.
Artık gözler 10 Haziranda başlayacak olan transfer dönemine çevrilmiş durumda, bakalım klüplerin hamleleri nasıl olucak.


** Resimler (Appiah, Nonda, Delgado) son yıllarda yabancı sınırlaması nedeniyle, sözleşmesi askıya alınan yada fesh edilen 3 yıldız futbolcu

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Kendime Güveniyorum


"Büyük bir takımdan başka bir büyük takıma geldim. Valencia çok büyük bir takım, burada oynamaktan çok gurur duyuyorum. İlk işim İspanyolca öğrenip takıma faydalı olabilmek."

"Albelda yıllardır buraya faydalı olmuş bir futbolcu. Rekabet her zaman takımda olacaktır ve bu da takımın başarısını getirecektir. Kendime güvenmeseydim buraya gelmezdim."

Mehmet Topal

Sağlık kontrolünden geçtikten sonra basına kısa açıklama bulunurken...

9 Mayıs 2010 Pazar

Kalecilere Güvenmek


Özellikle Leo Franco'nun Selçük'tan yediği gol sonrası ülkemizde yine kaleci sorunsalı gazetelerde baş köşeyi almış durumda. Geçen hafta da İvesa, Özer'den yediği gol sonrası çok eleştirilmişti. Ülkemizde ise hala yerli kalecilere bir güvensizlik varken bir yandan da yabancı kaleciler öğütülüp gidiyor. Enke, Fenerbahçe'ye geldiği ilk maçta 3 gol yemesi sonrasında gönderilmişti. Ertesi sezon ise Almanya'da yılın kalecisi seçilmişti. Kaleciler her zaman hata yaparlar ve yapmaya da devam edeceklerdir. Önemli olan kaleciye güvenilmesi, kendisine güvenildiğini bilen kaleci hatalarından ders çıkartırken, ilk hatasında yedek klübesini göreceğini bilen kaleci ise bu stress altında hatalarına devam eder.

Zamanında saçma sapan goller yediği için sürekli eleştiri oklarının hedefi olan Volkan, bugün Milli Takımın kalesinde güven veriyor. Hala hatalı gol yemiyor mu? Yiyor. Fakat yediği hatalı goller O'nu başarısız bir kaleci yapmıyor. Benzer şekilde Beşiktaş'ta Hakan, 2 farklı maçta toplamda 12 gol yedi, fakat hala Beşiktaş'ın kalesine geçecek güveni veriyor. Galatasaray'da ise yedek klübesinde ki Türk kalecilere rağmen, yıllardır yabancı hakkı yabancı kaleciden yana kullanılıyor. Gelenden istenilen performans alınamadığında yollanıp yerine yenisi aranıyor. Aykut hala Galatasaray'ın kalesinde güven vermiyor, çünkü biliyor ki yediği ilk hatalı golde yine yabancı kaleci konusu gündeme gelicek ve büyük ihtimalle yine yedek klübesi yolu görünecek. Trabzonspor kalesini genç Onur'a emanet etti ve başarılı oldu.
Yıllardır Milli Takım'ın kalesini Fenerbahçeli kalecilerin korumasının sebebide tamemen bu güven olayı. Schumacher'in ardından kaleyi devralan Engin'den sonra Fenerbahçe kalesini sadece tek bir maç yabancı kaleci korudu (Enke), onun dışında her zaman yerli kalecilere güvenildi. Kendisine olan güvenin farkında olan Rüştü ve Volkan gibi kalecilerde bu güvenin sağladığı özgüvenle kendilerini geliştirdiler, pek çok kez hata yaptılar, fakat yaptıkları hatalardan sonra klübe korkusu yaşamak yerine, hatalarını telafi etmeye çalıştılar. Rüştü yıllarca ortasaha civarlarından gol yedi, Volkan pek çok kez üstüne gelen topları bile ağlarında gördü. Fakat hala Türkiye'nin en başarılı kalecileri arasında gösteriliyorlar.

Trabzonspor Onur'a güvenerek yıllar sonra Milli Takım kalesini Fenerbahçe'nin tekelinden almaya çok yaklaştı. Çünkü Onur takımının kendisine duyduğu güvenle hergün kendisini biraz daha geliştiriyor. Ne zaman ki kalecilerimize yeterli güveni ve sabrı göstermeye başlarız o zaman ligimizde milli takım düzeyinde oynayabilecek pek çok yerli kalecimize olmaya başlar. Ama eğer genç kalecilerimize yeterli güveni veremezsek o zaman elimizde ki olanlarla yetinmek zorunda kalırız ve yenilerini, daha yeteneklilerini yetiştiremeyiz.
Diğer yandan da kaleci takımın en önemli elemanlarından biri konumundayken, dünya devi olarak lanse edilen takımlar sabit bir kalecinin etrafında oluşan takımlar şeklinde kuruluyken, kalecilerine güvenmeyen, her transfer döneminde farklı bir kaleci transfer eden bir takımında uzun süreli periyodda başarılı oturmuş bir yapıya göre de daha zor olur.

Casillas, 9 Ekim'de oynana Sevilla maçında 2 tane %100'lük golü çıkarttı, belkide dünyada eşi benzeri olmayan 2 kurtarış yaptı. Fakat aynı Casillas sadece 12 gün sonra Milan karşısında büyük bir hata yaparak takımının geriye düşmesine neden oldu. Fakat hatalı bir gol yemiş olması asla Casillas'ın dünyanın sayılı kalecileri arasında olduğu gerçeğini değiştirmedi.
Sonuçta kaleciler hala futbolda takımlarının en büyük unsurlarından biri olmaya devam edicekler. Çünkü ne kadar iyi bir defansınız olursa olsun, rakibi kalenize yaklaştırmasanız bile, kaleye doğru giden bir şutun her zaman gol olma ihtimali vardır ve o golü engelliyebilecek tek kişi de kalecidir. Fakat aynı şekilde bir golcü onlarca gol kaçırıp bir tane attığında omuzlarda taşınırken, bir kaleci onlarca gol kurtarıp bir tane hatalı gol yediğinde yerin dibine sokulmaya devam edicektir.

9 Ekim 2009 Sevilla - Real Madrid


21 Ekim 2009 Real Madrid - AC Milan

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails