beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Şubat 2011 Çarşamba

Fenerbahçe- Beşiktaş Derbi Analizi


Kadrolara bakacak olursak;
Fenerbahçe, haftalardır istikrarı ve oyun yapısını sağlamış ideal kadrosuyla sahadaydı. Defans hattında Gökhan-Lugano-Yobo-Santos. Orta sahada ideal üçlü olarak görülen; Emre- Selçuk - Mehmet Topuz. Hücum hattın da ise yavaş yavaş oturmaya başlamış üçlü olarak; Alex- Dia - Niang.

Beşiktaş ise Schuster'in sürekli rotasyonu ile değişen kadro yapısı nedeniyle ideal kadronun belirsizliği içinde sahaya çıktı. Kalede Hakan Arıkan'ın güven vermemsi ve Cenk'in sakat olması nedeniyle aylardır oynamayan Rüştü sahaya çıktı. Defans hattı İbrahim Üzülmez'in gönderilmesiyle formaya kavuşan İsmail, ortada Ferrari- İbrahim Toraman, sağ bekte ise yabancı sınırlamasına takılan Hilbert yerine Ekrem Dağ. Orta saha üçlüsü olarak Beşiktaş'ın ideali denebilecek; Ernst - Necip - Guti. Hücumda ise Portekiz tayfası Quaresma- Simao - Almeida.



Maçın temel gidişatından önce, taktiksel olarak yorumlayacak olursak;
Aykut Kocaman haftalardır Dia'yı ters kanatta oynatarak hızıyla birlikte ceza sahasına girme özelliğini kullanmaya çalışıyor. Beşiktaş'ta özellikle Quaresma'nın defansa yardım etmeyen yapısı nedeniyle, Simao sağ kanada geçene kadar ki 30dklık bölümde bu taktikle başarılı da oldu. Ayrıca Dia'nın hızlı fakat çabuk yorulan bir oyuncu olması nedeniyle de bu taktik maç boyunca uygulanamadı.

Sakat olarak sahaya çıkan Gökhan Gönül'ün kanadı Beşiktaş'ın hızlı ve teknik kanat oyuncuları (Simao ve Quaresma) için maden olabilecek bir bölgeydi fakat Mehmet Topuz maç boyunca hücumdan ziyade bu kanattaki atakları engellemeye yönelik oynayınca Fenerbahçe sağ kanadını defansif olarak kapatmış oldu. Fakat üzerine gidildiğinde açıklar verebilecek İsmail'i de bu sebepten dolayı zorlayamadı ve iki takım içinde o kanat ( Beşiktaşa göre sol Fenerbahçe için sağ kanat) maç boyunca pek işlemedi.



Dia'nın da Quaresma gibi geriye pek dönmeyen bir oyuncu olması nedeniyle Quaresma'yı Santos'un üzerine salmayı düşündü Schuster fakat geride Dia'nın sürekli bindirmeleri sebebiyle hapsolan Ekrem, Quaresma'ya ilk 30 dk boyunca yeterli desteği veremedi. Bu dakikalarda hücum yerine defansı ön planda tutan Santos da Quaresma'ya göz açtırmadı. İlerleyen dakikalarda bu kanatta etkili olmaya başlayan Simao ve Quaresma ( zaman zaman kanat değiştirmeleri sebebiyle) topu kanatlara taşıyarak tehlike oluşturmaya başladılar fakat defans hattı sebebiyle bir türlü içeriye yönelemeyerek daha çok kanat ortaları veya çaprazdan şutlarla pozisyon bulmaya çalıştılar.

Fenerbahçe de en tehlikeli isim Alex olarak gözükürken, Beşiktaş'ta da en tehlikeli isim olarak Guti gözüküyordu. İki takımın da teknik direktörleri bu oyuncuları durdurmanın yolu olarak başlarına bir oyuncu dikmeyi tercih ettiler. Necip oyundan çıkana kadar özellikle 30-65. dakikalar arasında Alex'e göz açtırmadı ki bu dakikalar arasında Beşiktaş sahada bariz şekilde Fenerbahçe'ye göre üstün taraftı. Zaten Necip'in çıkmasıyla serbest kalmayı başaran Alex'de 10dakika içinde 3 gol atmayı başardı. Diğer tarafta da Selçuk, Guti'ye yapışık oynamaya çalıştı. Maçın başında ilk karşılaşmalarında Guti'yi faul yaparak durdurmayı başaran Selçuk daha sonraki pozisyonlarda ise başarılı bir şekilde Beşiktaş'ın ortasahadan Guti ile top dağıtmasını engelledi.



Herkesin ortak görüşü olarak derbi 2 devre değil 3 devre halinde oynandı: 30-30-30 şeklinde.
İlk 30 dakika:
Fenerbahçe, bu sezon gösterdiği deplasman performansından çok farklı bir şekilde oyunu rakip sahaya yıkarak ve hızlı hücumlarla başladı. 5. dakikada Alex'in kullandığı serbest vuruşta Necip'in ters kafa vuruşu ile öne geçen Fenerbahçe skor avantajını da arkasına alarak oyuna hkim oldu. Ekrem madenini iyi değerlendiren Dia, Niang'ın da o bölgeye kayarak etkili oynaması sonucunda 30 dakika boyunca Beşiktaş defansını adeta dağıttı. Üst üste ataklarla Beşiktaş kalesinde tehlike oluşturan Fenerbahçe'nin bu dakikalarda şans yanında değildi, Rüştü kalesinde devleşirken, Dia'nın da karşı karşıya da şutu direkten döndü.

Dia'nın direkten dönen şutu Beşiktaş için bir kırılma anı oldu. Hareketli oyunuyla pozisyon bulan Fenerbahçe bir türlü golü bulamayınca yorulmaya başladı ve ileri üçlü ile ortasaha arasındaki mesafeler artmaya başlayınca, ortasaha Beşiktaş hakimiyetine geçti.



İkinci 30. dakika:
30. ile 60. dakikalar arasında top sürekli olarak Beşiktaş'taydı. Ortasaha hakimiyetini alan Beşiktaş, Fenerbahçe kalesine hucümlar başlatmaya başladı. Fakat Fenerbahçe'nin uyumlu defans yapısı nedeniyle ceza sahasına girmekte zorlanan siyah beyazlılar hızlı oyuncularıyla kanat varyasyonları ve teknik ayaklarıyla uzaktan şutlarla gol aramaya başladılar. Gol ise Santos'un bölgesini kaybetmesi sonucu topla buluşan Ekrem'in hayatının şutunu atmasıyla geldi. Ekrem topu önüne alıp Santos'un dengesiz müdahalesinden sıyrıldığında herkesin dediği şey "vurma, Ekrem"di fakat sol ayağı ile güzel vuran Ekrem jeneriklik bir gol attı.
Soyunma odasına, baskı kurmanın ve beraberliği yakalamanın moraliyle giden Beşiktaş 2. yarıya da etkili başladı. 2. yarının hemen başında Simao'nun frikiği barajdan sekip İbrahim Toraman'ın önüne düştüğünde Beşiktaş geriye düştüğü maçta 2-1 öne geçiyordu. Bu dakikadan sonra Beşiktaş gerçekten hücum yapmaya başladı. Bir anda sezon başındaki görüntüsüne dönen ve açık vermeye başlayan Fenerbahçe defansı, Beşiktaş'ın hızlı oyuncuları karşısında çaresiz kalmaya başladı. 60. dakika da Toraman'ın arapasına hareketlenen Almeida, Volkan ile karşı karşıya kaldığı müsait pozisyonda Volkan başarılı bir hamle ile topu çelmeyi başardı. Bu kurtarış maçın 2. kırılma anı olduve rüzgarın tekrardan diğer yöne esmeye başlamasına sebep olacak hamlenin başlangıcı oldu.




Son 30 dakika:
Volkan'ın kurtarışından 3 dakika sonra ceza sahası içinde topsuz alanda Lugano'ya dirsek atan Ferrari hem takımını 10 kişi bıraktı hem de penaltıya sebebiyet verdi. Maç başından beri birbiriyle didişen bu ikilinin psikolojik savaşından galip çıkan Lugano rakibine bir maçta yaptırılabilecek en büyük hatayı yaptırttı.
Penaltıda topun başına geçen Alex her zamanki köşesine topu bırakırken, Rüştü 3-5cm daha uzun olsaydı topu çıkarabilecek kadar güzel bir atlayış gösterdi. Maç 2-2'ye gelmiş ve Beşiktaş 10 kişi kalmışken maçın seyrini değiştirecek hamle Schuster'den geldi; tartışmalı bir şekilde kadroya yedek stoper almayan Schuster, Necip'i çıkartarak Aurelio'yu stopere çekti. Aslında kırılma anı da bu oldu; Necip'in markajı altında etkin olamayan Alex, Necip'in çıkmasıyla sazı eline aldı ve demoralize olmuş rakibi karşısında takımını 2 farklı öne geçiren golleri art arda ağlara yolladı.



Aslında 2 taraf için de teknik adamların süper bir yönetim sergilediğini söylemek doğru olmaz.
Aykut Kocaman haftalardır oynattığı ve takımı uydurduğu taktiğinden ödün vermeyerek doğruyu yaptı. Fakat maçta Beşiktaş'ın hakim olduğu dakikalarda takımına müdahale edemedi. Semih'i kenarda ısınmaya yolladığı dakikalarda kazanılan penaltı ve sonrasında Alex'in art arda attığı goller nedeniyle bu hamlesinden vaz geçti.
Schuster için de sahaya çıkarttığı kadro açısından bişey söylemek pek doğru olmayabilir. Fakat yedek tercihleri yanlıştı; Fenerbahçe karşısında hayatının maçlarını oynamış Bobo yedeklerde bile yoktu, aynı şekilde defansın as oyuncusu gösterilen Sivok da maçı evinden izliyordu. Takım 10 kişi kaldığında yedek stoperi olmadığı için Aurelio'yu o bölge için oyuna soktu ama Alex'in 2. golünde yaptığı hata fazlasıyla acemiceydi. Ayrıca Alex'i marke eden Necip'i oyundan çıkartıp Aurelio'yu alması anlamsızdı, ileri uçtan birini çıkartıp defansif oyuncu olarak yetenekli ve hızlı silahlarıyla kontraatağa dönebilirdi. Ayrıca Beşiktaş'ın bu kadar çabuk demoralize olması da Schuster'in takım içi dengeleri iyi oturtamadığının bir göstergesi.

Bana göre maçın adamı sıralaması;
1- Alex: 3 gol 1 asistle oynadı ve Fenerbahçe'nin ilk ve son 30 dakikada yakaladığı tüm ataklarda onun pasları vardı. Ayrıca çok klas bir gol attı (4. gol)
2- Rüştü: İlk 30 dakika içinde Fenerbahçe'nin farka koşmasını tek başına engelledi, penaltıyı da az kalsın kurtarıyordu. Tecrübesini maç boyunca konuşturdu.
3- Volkan: Büyük maçların oyuncusu olduğunu yine gösterdi. Defansın hata yaptığı dakikalarda farkın açılmasını önleyerek takımının oyuna tutunmasını sağladı.

26 Kasım 2010 Cuma

1/3'ü Geride Kalmışken STSL İncelemesi

Geçen sezonun şok sonucundan sonra bu sezonda şok sonuçlarla başladı. 3 büyükler lige yeniden ağırlıklarını koymak için takımlarına yıldız oyunculardan takviyeler yaptılar, Anadolu klüpleri ise Bursaspor'un şampiyonluğundan sonra; biz de yapabiliriz mantığıyle eksta motivasyonla sezona başladılar. Ligin 13. haftası geride kaldı ve lig hala tam manasıyla şekillenebilmiş değil, uzun süreden sonra ilk defa bu kadar karışık bir sezon oluyor.

Şampiyonluk adayları ağırlıkta olmak üzere takımları inceliyecek olursak;
1-Trabzonspor- 30puan +21 averaj
Geçen sezondan beri Şenol Güneş önderliğinde kendi içinde bir devrime imza atan Trabzonspor lige de hızlı bir başlangıç yaptı. Avrupa Ligi elemelerinde karşısına Liverpool çıkmasaydı büyük ihtimalle Avrupa'da da yollarına devam edeceklerdi. Trabzon bu sezonun en zor maçları olarak gösterilebilecek; Bursaspor, Kayserispor, Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray maçlarını 4 galibiyet ve 1 beraberlikle mükemmele yakın olarak atlatmış durumda. Şenol Güneş'in kafasındaki taktiği sahaya yansıtma konusunda pek sorun yaşamayan Trabzonspor şu an şampiyonluğun en büyük adayı.
Trabzonspor, devre bitimine kadarki 5 maçı minimum kayıpla atlatıp, ligin ikinci devresinde yanlış hamlelerden sakınırsa ligi çok rahat şampiyonlukla bitirebilir. Trabzon eğer ligin sonlarına doğru; erken form tutmaktan kaynaklı bir düşüş yaşamazsa, zaten lider götürdüğü ligi şampiyonlukla kapatarak hasrete son verebilir. Çünkü STSL takımları içerinsinde oturmuş düzenini sahaya en iyi yansıtan konumundalar ve bu özelliklerinden dolayı da zorlu maçlardan kritik puanları çıkartmayıbildiler. Trabzonspor'u bekleyen bir diğer tehlike de sezon sonu sözleşmesi bitecek oyuncuların, sezon içinde başka takımlara imza atmaları ihtimaliyle oluşacak olan motivasyon eksikliği olacak gibi duruyor, şu an ufak çaplı iç karışıklıkları olan Trabzonspor bu karışıklıkların büyümesini önlerse lige damgasını vurabilir.


2-Bursaspor- 28 puan +14 averaj
Ertuğrul Sağlam'ın öğrencileri geçen sene müthiş bir iş yaparak şampiyon oldular ve Şampiyonlar Ligine gitmeye hak kazandılar. Zorlu Avrupa macerası öncesi Arjantinliler ağırlıkta olmak üzere eksik bölgelere takviyelerle takım güçlenmiş durumda. Ligin 2. sırasındaki yeşil-beyazlılar güçlü rakiplerinden; Galatasaray, Fenerbahçe ve Trabzonsporla karşılaştılar, bu zorlu maçlardan 4 puan çıkartabildiler. Bursaspor bu hafta da evinde Kayseri'yi ağırlayacak.
Ligi güzel bir ivmeyle başlamış olmasına rağmen, Şampiyonlar Ligi'nde üst üste ağır mağlubiyetler alınması Bursaspor'un ligde de biraz frenlemesine sebep olmuş durumda. Üst üste oynanan maçlar sonucu fizik ve motivasyon olarak yıpranan Bursaspor; eğer bu travmayı çabuk atlatıp tekrardan lige konsantre olmayı becerebilirse, oturmuş kadro yapısıyla, ligi yine üst sırada bitirebilir. Fakat geçen sezona göre şampiyonluk yolunda daha fazla rakibi olması ve geçen sene yakalanan konsantrasyonun azalması da Bursaspor cephesinde büyük handikap durumunda. Herşeye rağmen Bursaspor şu an ligin en büyük favorileri arasında ve zaten 2. sırada olmaları da bunun göstergesi.

3-Kayserispor- 28 puan +12 averaj
Kayserispor, sezon başında yaptığı Şota hamlesi ile üzerindeki ölü toprağını atmış durumda. Şota'nın oynattığı modern takım halinde hücum-defans taktiği, Kayseri'yi ligin en az gol yiyen takımı haline getirerek mevyasını vermiş durumda. Geride kalan 13 hafta içinde rakiplerinden; Fenerbahçe, Trabzonspor, Beşiktaş ve Galatasaray ile oynadıklar ve kritik maçlardan 8 puan çıkarttılar. Bu hafta kritik Bursa deplasmanına gidecekler. Fakat son 2 haftadır Kayserispor'da bir düşüş söz konusu, bunun sebebi de üst üste yaşanan sakatlık sorunları, Cangele'den sonra Zalayeta'nın da sakatlığı Şota'nın başını ağrıtıyor. Sakatlık sorunlarıyla boğuşulduğu bir dönemde Bursa'dan alınabilecek puanlar Kayseri'nin ligin üst sırasındaki mücadelesini devam ettirmesi için çok önemli, çünkü sakatlıklar nedeniyle yaşanabilecek puan kayıpları önümüzdeki haftalarda Kayseri'nin şampiyonluk yarışından düşmesine sebep olabilecek durumda.

4-Fenerbahçe- 24 puan +17 averaj
Geçen sezon sonunda yaşanan şoktan sonra toparlanması biraz zor oldu. Daum'un yerine gelen Aykut Kocaman, takımın kritik bölgelerine yapılan nokta transferlerle birlikte ligin en güçlü takımlarından birini kurdu. Yeni bir oluşuma giden Fenerbahçe, ligin başında ki Avrupa Kupaları elemelerinde başarısız olarak Avrupa defterini erken kapattı. Ligin başında üst üste oynadığı; Trabzon, Kayserispor, Beşiktaş, Galatasaray, Bursaspor maçlarından 3 beraberlikle 3 puan çıkartan sarı-lacivertli ekip, diğer maçlarda bol gollü galibiyetler alarak şampiyonluk yarışındaki takibini sürdürmeye devam etti. Hücum yollarında ki etkisiyle rakiplerine korku salmasına rağmen, defans problemleri nedeniyle gol yeme sorununu çözemeyen Fenerbahçe, 35 gol atmasına rağmen ağların da da 18 gol gördü. Mevcur durumda Fenerbahçe üst sıralarda ki takımların yapacağı hatalar ile şampiyonluk yarışında önemli avantajlar elde edebilir, özellikle devre arası transferi iyi geçirmesi halinda Fenerbahçe yeniden şampiyonluk potasına girebilir.

5- İBB- 23 puan +7 averaj
Abdullah Avcı yönetiminde uzun yılalrdır bir istikrar abidesi olan İBB, aynı ekiple uzun süredir birlikte olmanın meyvelerini bu sezon toplamaya başladı. Ligin üst sıralarına oynamaya başlıyan İBB büyük ihtimalle bu yarışın sonunu getiremiyecek gibi görünüyor olsa da şu an ki oyunlarıyla birlikte sezon sonunda Avrupa Kupalarına katılma hakkı elde edebilirler.

6-Beşiktaş- 21puan +7 averaj
Sezon başında, Schuster hamlesi ve Guti, Quaresma transferleri ile yeni bir yapılanmaya giren Beşiktaş, Avrupa'da bu yapılanmanın meyvalarını toplarken STSL'de ise hüsran yaşıyor. Deneyimli teknik adam ise şu an eleştiri oklarının hedefindeki isim. Defansı da ileri çıkartıp oyunu rakip kalede oynamak üzerine kurulu bir anlayış benimseyen Beşiktaş; defansın arkasına atılan toplarda sürekli olarak tehlike yaşıyor ve oyunu ilerde kurma çabasına rağmen Guti ve Quaresma olmadığı zamanlarda bal yapmayan arı kıvamında top oynuyor. Uzun vadede başarı getirip, sistem oturtabilecek Schuster ise eleştiri oklarının hedefinde olması nedeniyle sürekli olarak rakiplerine saldıran basn açıklamaları yaparak kendini korumaya çalışıyor. İlerde oyun kurmaya müsait olmayan defans oyncuları da Beşiktaş'ın en yumuşak karnı durumunda. Geride kalan 13 haftada; Fenerbahçe, Trabzonspor ve Kayserispor maçlarını oynayan Beşiktaş bu kritik maçlardan sadece 1 puan alabildi. Fakat Beşiktaş adına asıl önemli nokta 14. ve 15. haftalarda oynayacağı kritik Galatasaray ve Bursaspor maçları. Beşiktaş bu 2 maçtan da galibiyetle dönebilirse tekrardan şampiyonluk yarışının içinde kendisini bulabilir, fakat art arda kaybedilecek 2 maç Beşiktaş için bu sezonun büyük ölçüde bittiği manasına gelir.

9- KDÇ Karabükspor- 18 puan -1 averaj
Süperlig'e yükseldikleri kadroyu bozmayıp üzerine gerekli takviyeleri yapan Karabük istikrarlı gidişini sürdürüyor. Emenike önderliğinde ki hızlı hücum hattı ile rakiplerinin korkulu rüyası haline gelmiş olan Karabük şu an ki tabloları itibari ile ligimizin uzun soluklu takımları arasına adını yazdırabilecek gibi duruyor.


10-Galatasaray- 17 puan -3 averaj
Geçen sezon Rijkaard'ın taktiğini oturtmasını bekliyen fakat bir türlü istikrarlı bir hale gelemeyen, bu sezon başında da Avrupa Ligi'nden elenilmesi ve ligde diplere demir atılması üzerine Rijkaard gönderilerek yerine Hagi getirildi. Fakat şu an ki durumda Hagi'de Galatasaray'ın derdine çare olabilmiş durumda değil, bunun en büyük sebebi de Galatasaray'ın oyunu sadece tek yönlü oynayabilen oyunculardan kurulu bir ortasahası olması ve sakatlığı döneminde Baros'u yedekliyebilecek forvet oyuncusunun bulunmaması. Hagi'nin gelmesiyle birlikte de durulmayan sular nedeniyle Galatasaray bu sezonluk şampiyonluk defterini kapattı diyebiliriz çünkü istikrarsız oyun yapısı ve tam 13 puanlık bir fark mevcut. Galatasaray'ın bu sezon ki hedefi artık seneye Avrupa Kupalarına katılabilecekleri bir yerde ligi bitirmek ve gelecek sezon için yapılanmaya şimdiden başlamak.

12-Manisaspor- 15 puan -2 averaj
Lige kötü bir başlangıç yapınca teknik direktörlüğe Hikmet Karaman'ın gelmesiyle birlikte Manisaspor yükselişe geçmeyi başardı. Fenerbahçe'den sonra en sağlam hücum hattına sahip olan Manisaspor, Hikmet Karaman'ın taktiğini yavaş yavaş oluşturması sonucunda ligi daha üst sıralarda bitirebilcek gibi duruyor. Ligin tepesi için iddaalı olmasalar da, ligin tepesinde ki takımlara kabus yaşatacak gibi duruyorlar.

Gençlerbirliği(13) ve Eskişehirspor(14)
Gençlerbirliği sezonun daha başlarında Thomas Doll'un görevine son vererek teknik adam değişikliğine gitti fakat lige uyum sağlamış, yetenekli Doll'un gidişinden sonra bir türlü istikrar sağlıyamayan başkent ekibi şu an ufak bir travma evresinde.
Sezona kötü başlayan Rıza Çalımbay ile yollarını ayıran Eskişehir, bu göreve Bülent Uygun'u getirdi. Bülent Uygun da hakkında açılan davalar ve aldığı ceza nedeniyle Eskişehir'e şimdilik yeteri kadar emek verememiş durumda ve üst üste gelen olaylar nedeniyle de Eskişehir istikararını kaybederek ligin alt taraflarına doğru inmiş durumda.
2 takımda teknik direktörlerinin marifetlerini göstermesiyle birlikte bulundukları bölgelerden daha yukarıda ligi bitirebilecek kalitede ekipler.

Düşme Hattı: Konyaspor(10), Sivasspor(10), Bucaspor(8), Kasımpaşa(7)
Süperlig'e yeni çıkan Konyaspor alışma evresinde olması nedeniyle bir türlü istikararını sağlıyamamış durumda. Ziya Doğan'ın aşırı defansif oyun yapısıyla eleştiri odağı olduğu Konyaspor'un mevcut kadrosu ligde kalmaya yeterli bir kadro olmasına rağmen, korkak ve defansif oyunu nedeniyle puan almakta zorlanıyor.
2 sezon önce şampiyonluğa oynayan Sivasspor yaptığı yanlış hamleler sonucu geçen sezon düşmekten adeta ucu ucuna kurtulmuştu, bu sezonda kendisini toparlayamayan ve istikrar sağlayamayan ekip yine kendisini dibin sonlarında gördü. 2 sezondur ligin sonlarına oynayan Sivasspor eğer devre arasında toparlanamazsa bu sezon küme düşebilir.
Bank Asya'dan çıktıktan sonra birden bütün kadrosunu değiştirip yepyeni bir ekip kuran Bucaspor hala takım olmaya çalışıyor. Karabük'ün kadroyu koruma mantığına zıt olarak tüm kadroyu sıfırdan yapmaları nedeniyle bir türlü istedikleri oyunu sahaya yansıtamıyorlar. Aslında sezona Bülent Uygun yönetiminde iyi başlamış olan İzmir ekibi, Uygun'un zamansız istifası sonrasında hala toparlanamamış gibi duruyor. Aslında kadroları ligde kalmaya yetecek kalitede olmasına rağmen bir türlü yeteneklerini sahaya yansıtamıyorlar. Şu an ki durumda tekrardan Bank Asya yolcusu olacaklar gibi duruyor.
Kasımpaşa, geçen sezonun flaş ekibiydi, Yılmaz Vural yönetiminde açık ve göze hoş gelen oyunuyla herkesin beğenisini kazanan Kasımpaşa, bu sezon bir türlü istediği oyunu sahaya koyamayınca ligin dibine demir atmış oldular. Daha önce Bank Asya'ya düşüp tekrardan çıkan İstanbul ekibine malesefki tekrardan Bank Asya yolları gözüküyor.

18 Kasım 2010 Perşembe

Gourcuff'dan Tanıdık Açıklama

Lyon'un sezon başındaki yıldız transferi Yoann Gourcuff, bu sezon bayağı bir karışmış durumda olan France League 1 hakkında samimi açıklamalarda bulunmuş.
"Bu sezon Fransa 1. Lig'inde kalite konusunda eksiklik olduğunu söyleyebiliriz. Lille'i saymazsak çok az kulübün sezon başında beklenen hedeflerine doğru yürüdüğünü görüyoruz. Bu sene lig gerçekten biraz tuhaf ama aynı zamanda da özel ve zor. Umuyorum ki ikinci devrede biraz daha mantıklı sonuçlar alınır"
Fransa'da ligin 13. haftasına gelindiğinde, lig lideri Brest, 2. Lille, geçen sezonun şampiyonu Marsilya 6., Bordeaux 7., sezonun en büyük şampiyonluk adayı Lyon ise 8. sırada.

Gourcuff 3 büyüklerden birinin futbolcusu olsa ve Süper Toto Süper Lig için bu açıklamaları yapmış olsa kimse şaşırmaz. Sadece şu an ligin üst sıralarında bulunan takımlar biraz kızar köpürür fakat Türkiye'nin geneline hakim olan 3 büyükler kurgusu nedeniyle de bu açıklamalar haklı bulunur.
12 haftasına geldiğimiz STSL'de; sezona büyük hedeflerle başlayan ve iyi hazırlanan Trabzonspor lider, geçen sezonun şampiyonu Bursaspor 2., ölü hallerinin bile şampiyonluk adayı olduğu ve zaten ellerinde bulunan mevcut kaliteli kadrolarına yeni yıldız transferler katarak Süper Lig'i yeniden domine etmeyi amaçlayan 3 büyüklerden; Fenerbahçe 5., Beşiktaş 6., Galatasaray ise 10. sırada.

12 Ekim 2010 Salı

Nouma Harcandı Mı?

Beşiktaş eski asbaşkanı Levent Erdoğan, cumartesi günü doğumgünün de ortalığı karıştıracak bir iddaa ortaya attı. Erdoğan yaptığı açıklamada; maliyeti nedeniyle gönderilmesi düşünen Nouma'nın, Fenerbahçe maçında yaptığı hareket sonrasında, klübün bu hareketi kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak amacıyla o dönem olağanüstü kurula gittiğini ve çok yanlış kararlar aldığını söyledi.

Daha sonra ise Haber1903.com'da ismini vermeyen fakat eski bir yönetici olduğu bildirilen bir kişi ise şu haberi yayınladı: "Federasyonun Pascal'a 3 ay gibi bir ceza vereceğini öğrenmiştik. 3 ay sonra zaten ligler bitecekti. Pascal'ın sözleşmesinde de federasyon tarafından 6 aydan fazla ceza alırsa sözleşmesi hiçbir ücret ödenmeden tek taraflı feshedilebilir maddesi vardı. Bunun üzerine Beşiktaş yönetimi federasyonu arayarak 3 ay yerine 7 ay ceza verilmesini istedi. Federasyon da Beşiktaş'ın bu isteğini gerçekleştirdi ve 7 ay ceza verdi. Kulüp Pascal'ın sözleşmesini tek taraflı feshetti"

Eğer yapılan açıklamalar doğruysa, Türk Futbolu önümüzdeki günlerde çok farklı bir yola sapabilir. Bir klübün, TFF'den ceza arttırımı istemesi, klübün çıkarı doğrultusunda futbolcunun cezasının arttırılması kesinlikle futbol etiğine ve ahlakına uymayan; yapan kişilerin cezalandırılmasını gerektiren bir hadisedir. Fakat ismini vermeyen bir kişi tarafından yapılan bir suçlama ile de 100 yılını aşmış bir klübün ve yöneticilerinin, bu habere dayanılarak zan altında bırakılması da yanlış bir davranıştır. Zaten ülkemizde bu tip olayların çoğu zaman doğruluğu incelenmeden 1-2 hafta tan tanası sürer, daha sonra da bir sonuca ulaşılmadan hasır altı edilir. Yine de Beşiktaş Kulübü'nün çıkıp bu konu hakkında bir açıklama yaparak, olayı aydınlatması hatta eğer olay doğruysa suçluları kendisinin ortaya çıkartarak, haklarında gerekli yaptırımların uygulanmasını sağlaması gerekir.

1 Ekim 2010 Cuma

Bursaspor ve Beşiktaşın Avrupa Kupalarında ki Gelecekleri

Belki konuşmak için biraz erken olabilir fakat, şu an ki tablo itibariyle Bursaspor'un grubundan ilk 2'ye girip ŞL'de yoluna devam etmesi veya da 3. olup Avrupa Ligi'ne gitmesi çok zor gibi duruyor.
Grubun genel durumu:
ManU:4
Rangers:4
Valencia:3
Bursaspor:0
Bursaspor'un gruptan; en azından Avrupa Ligi'ne devam edebilmesi için; kesinlikle Bursa'da Rangers'i yenmesi ve Valencia deplasmanı yada 2 ManU maçından birinden 1 puan alması lazım ki bu en iyi ihtimale denk geliyor.
Geçen sezonun flaş takımı ve şampiyonu, bu sezonun ise namağlup lideri gider Bursaspor için tablo hiç de iç açıcı değil. Valencia karşısında alınan hezimetten sonra bol bol tecrübesizlik dense de, Glaskow Ranges maçı için de tecrübesizlikten bahsetmek zor.
Ertuğrul Sağlam, daha önce Beşiktaş'ın başındayken bu arenada tecrübe kazanmış olmasına rağmen maça yaptığı hamleler hep yanlış yönde oldu. Süper Lig'de rahat bir oyun oynamaya alışık olan Bursaspor'un eksikleri, ŞL'de iyice gözler önüne serilmeye başlamış oldu. Süper Lig'de hızlı ve fiziksel özellikleri olan Volkan Şen ve Sercan gibi oyuncularla hızlı çıkmaya alışık olan Bursaspor, Avrupa'nın topu hızlı kullanan, koşarak değil hızlı toplarla çabukluk yakalayan teknik kapasitesi daha yüksek takımları karşısında kaleye gitmekte bile sorun yaşıyor. Özellikle Glasgow Rangers maçında, hızlı pozisyon olan rakip savunmaya rağmen, sürekli geriden top sürerek çıkmayı, ayağa paslarla oyun kurmayı düşününce Bursaspor'un hücum oyuncuları sürekli Rangers savunmasının kucağına düştü. 2 hafta önce Manchester United gibi teknik kapasitesi yüksek kanat adamlarına sahip bir takımın bile geçemediği kanatlar, Bursaspor'un tke ümidi olunca Bursa doğru düzgün pozisyon bulmakta bile zorlandı. Premier Lig tarzı denebilecek bir, kanattan kanada ortayı ceza sahasına indirerek pozisyon bulma çalışmasında da Rangers başarılı olunca Bursaspor mağlup olmaktan kurtulamamış oldu.

Bursaspor'un önünce şimdi 2 zorlu Manchester United maçı var. Bursaspor eğer Rangers yada Valencia'yı geçip en azından Avrupa Ligi'ne gitmek istiyorsa, ManU karşısında 1 puan almak zorunda. Fakat hızlı toplarda uyum sağlayamayan ve dengesiz yakalanabilen savunması ve ileride sadece Volkan, Sercan ikilisinin tuttuğu toplarla var olmaya çalışan yapısıyla Bursaspor'un işi gerçekten çok zor.
Bursaspor, grupta en azından puan toplamak istiyorsa, Ertuğrul Sağlam'ın bir an önce kafasında ki Süper Lig' uygun şablondan vaz geçip, Avrupa arenasına uygun bir oyunu takımına empoze etmesi lazım. Yoksa Avrupa hayali, Bursaspor için hezimete dönmek üzere.
Yeni transferleri ve değişen teknik direktörüyle; adeta yeni bir sayfa açan Beşiktaş, Avrupa'daki yürüyüşüne tam gaz devam ediyor. Bu sezon Avrupada oynadığı 8 maçta 7 galibiyet 1 mağlubiyet alan Beşiktaş'ın grubunda ki tek rakibi, liderlik için çekişeceği Porto.
Gurubun puan durumu:
Porto:6
Beşiktaş:6
CSKA Sofia:0
Rapid Wien:0
Şu an ki tablo itibari ile Beşiktaş için neredeyse kesin olarak gruptan çıktı demek mümkün. Artık tek meseleleri Porto ile oynanacak maçlarda avantaj sağlıyarak gruptan lider olarak çıkıp, nispeten daha zayıf ekiplerle eşleşme şansı yakalamak. Bu sebepten dolayı Beşiktaş için artık grupları değil gruplardan sonra neler yapabileceğini konuşmak lazım.
CSKA ve rapid Wien maçları Beşiktaş için kesinlikle ölçü sayılabilecek maçlar değil. Beşiktaş'ın Avrupa kupasında neler yapabileceğini hesaplarken, bu iki maçın üzerinden hesap yapmak bu bağlamda hata olur. Beşiktaş'ın bu sezon en zorlandığı iki maç olan Fenerbahçe ve İBB maçlarına bakarsak, bu konuda daha çok fikir yürütülebilir.
İki maçında ortak özelliği, Beşiktaş savunmasının hızlı oyuncular karşısında önce yakalandığın açık veriyor oluşu. Fenerbahçe maçında da bu gözler önüne serildi ki rakip takım hızlı oyuncularını defansın arkasına kaçırırsa, Beşiktaş savunması sürekli olarak açık veriyor. Avrupa Ligi'nde şu an ki grubu itibariyle bu Beşiktaş için büyük bir handikap değil. Çünkü Beşiktaş etkili hücum elemanlarıyla rakibi baskı altına alarak hızlı oyun kurmasını engelleyebiliyor. Fakat gruplardan sonra ki eşleşmelerde karşısına çıkması muhtemel bir İngiliz yada İspanyol ekip Beşiktaş'ın bu zafiyetinden hat safhada yararlanabilir.
Schuster'in defansı da öne çıkartarak oyun alanını daraltarak, oyunu rakip sahaya yıkması düşüncesi güzel ve etkili bir sistem olsa da ağır kalan savunmasına acilen bir çare bulması gerekiyor. Beşiktaş bu handikapını da ortadan kaldırabilirse, Avrupa Ligi için iddaalı takımlardan biri haline gelir ve yolunda emin adımlarla ilerliyebilir.

Not: Beşiktaş - Rapid Wien maçının en ilginç istatistiği ise iki takımında sahaya 3'er Türk oyuncu ile çıkmış olmasıdır.

28 Ağustos 2010 Cumartesi

2010-2011 Avrupa Ligi Grupları

-A GRUBU-
Juventus (İtalya)
Manchester City (İngiltere)
FC Salzburg (Avusturya)
Lech Poznan (Polonya)

Eski günlerine dönmek için yatırım yapan Avrupa'nın köklü klüplerinden Juventus ve Arap sahiplerinin akıttığı paralarla yıldızlar karması haline gelen Man City büyük ihtimalle bu grubu rahat rahat 1-2 şeklinde tamamlarlar.

-B GRUBU-

Atlético Madrid (İspanya)
Bayer Leverkusen (Almanya)
Rosenborg (Norveç)
Aris Thessaloniki (Yunanistan)

Geçen senenin Avrupa Ligi Şampiyonu ve Süper Kupa'nın sahibi Atletico Madrid bu grubun mutlak favorisi. Eski günlerini arayan iki ekip Leverkusen ve Rosenborg ise 2.lik için çekişecekler gibi duruyor, fakar Leverkusen 1 adım önde gibi duruyor.

-C GRUBU-

Sporting Lisbon (Portekiz)
Lille (Fransa)
Levski Sofya (Bulgaristan)
AA Gent (Belçika)

Lille dışında ki 3 takımda tamamiyle belirsiz durumda. Ortasahasında ki yetenekli ayakları yüksek bedellere satan Sporting yerlerini dolduramayarak güç kaybetmiş durumda. Levski ve Gent ise tamamen kapalı kutu. Grupten çıkma adına Lille diğer takımlardan 1 adım önde dursa da, bu grup için tahmin yürütmek şu an için zor.

-D GRUBU-
Villarreal (İspanya)
Club Brugge (Belçika)
Dinamo Zagreb (Hırvatistan)
PAOK Thessaloniki (Yunanistan)

İspanyol temsilcisi Villarreal nispeten kolay bir gruba düştü, rakiplerini hafife almazlarsa güle oynaya bir üst tura yükselirler. Grup 2.liği için ise, Avrupa kupalarında rakiplerine göre daha deneyimli olan Club Brugge bir adım daha önde gibi duruyor.
-E GRUBU-
AZ Alkmaar (Holanda)
Dinamo Kiev (Ukrayna)
BATE Borisov (Belarus)
Sheriff Tiraspol (Moldova)

AZ Alkmaar ve Dinamo Kiev, rakiplerine oranla hem kadro hemde ekonomik anlam da daha kaliteli bir konumdalar. Büyük bir süpriz olmazsa ilk 2 için kendilerinden başka rakipleri yok gibi duruyor.

-F GRUBU-
CSKA Moskova (Rusya)
Palermo (İtalya)
Sparta Prag (Çek Cumhuriyeti)
Lausanne Sports (İsviçre)

Laussanne bu grupta kesin sonuncu olur. Diğer üç takımdan Sparta Prag biraz daha güçsüz olmasına rağmen, çıkma ihtimali yok diyemeyiz. Liderlik için en büyük aday ise Palermo gibi duruyor.

-G GRUBU-
Zenit St. Petersburg (Rusya)
Anderlecht (Belçika)
AEK Atina (Yunanistan)
Hajduk Split (Hırvatistan)

Zenit ve Anderlecht için gayet kolay bir grup. Oturmuş kadro yapıları ve deneyimleri ile bu grupta pek zorlanmayacaklar gibi duruyor. Fakat, zorlu Yunanistan deplasmanları nedeniyle de bu grupta AEK'nın da bir şansı olabilir.

-H GRUBU-
VfB Stuttgart (Almanya)
Getafe (İspanya)
Odense (Danimarka)
Young Boys (İsviçre)

Stuutgart ve Getafe ilk bakışta grubun mutlak favorisi konumundalar. Fakat açık ve hücum oyun tarzıyla Fenerbahçe'yi eleyen Tottenham'a zorluk çıkarten Young Boys, eğer defansif anlamda biraz disiplin sağlayabilirse bu gruptan çıkabilir.

-I GRUBU-
PSV Eindhoven (Hollanda)
Sampdoria (İtalya)
Metalist Kharkiv (Ukrayna)
DVSC Debreceni (Macaristan)

Kimse için öyle çok rahat bir grup denemeyecek bir grup. PSV diğer takımlardan tecrübe ve kadro olarak daha üstün durumda. Sampdoria, Metalist'den; Metalist ise Debreceni'den bir gömlek üstün gibi duruyor. Fakat 2.lik tüm ihtimallere açık durumda.

-J GRUBU-
Sevilla (İspanya)
Paris Saint-Germain (Fransa)
Borussia Dortmund (Almanya)
Karpaty Lviv (Ukrayna)

Beklenmedik şekilde ŞL'den elenen Sevilla grubun mutlak favorisi durumunda. PSG ile eski günlerini arayan Borussia'yı 2.lik için mücadele edicekler. Büyük ihtimalle PSG gruptan ikinci olarak çıkacaktır.

-K GRUBU-
Liverpool (İngiltere)
Steaua Bükreş (Romanya)
Napoli (İtalya)
FC Utrecht (Hollanda)

Trabzon'u eleyen İngiliz devi, Liverpool grubunun ve kupanın favorisi durumunda. Yeni transferleriyle, yeni bir oluşuma giren Napoli eğer sistemini oturtabilirse, grubu rahatlıkla ilk 2 içinde bitirebilecek konumda.

-L GRUBU-
FC Porto (Portekiz)
BEŞİKTAŞ (TÜRKİYE)
CSKA Sofya (Bulgaristan)
Rapid Wien (Avusturya)

Gelelim, Avrupa Ligi'ndeki tek temsilcimiz olan Beşiktaş'ın grubuna. Grubun kadro ve deneyim olarak favorisi Porto gibi duruyor. Fakat bu sene girdiği revizyon ile, mutlak başarıyı hedefleyen temsilcimiz de grup liderliği için gayet iddaalı bir durumda. CSKA Sofya ve Rapid Wien; normal şartlarda Beşiktaş ve Porto'ya rakip olabilecek düzeyde değiller fakat yinede hafife alınabilecek çantada keklik rakipler de değiller. Porto ve Beşiktaş eğer sistemlerini ve kadro yapılarını zamanında oturtabilirlerse rahat rahat gruptan 1-2 şeklinde çıkarlar. Liderlik için ise Avrupa'daki deneyimi farkıyla Porto bir adım daha önde gibi duruyor.

27 Ağustos 2010 Cuma

2010-2011 Avrupa Ligi Torbaları



  • 1.Torba
  1. A.Madrid
  2. Liverpool
  3. Sevilla
  4. Porto
  5. Villarreal
  6. CSKA Moskova
  7. PSV
  8. Zenit
  9. Juventus
  10. S.Lizbon
  11. Stuttgart
  12. AZ
  • 2.Torba
  1. Steaua Bükreş
  2. Lille
  3. D.Kiev
  4. Anderlecht
  5. Bayern Leverkusen
  6. PSG
  7. Club Brugge
  8. Palermo
  9. Getafe
  10. Beşiktaş
  11. Manchester City
  12. Sampdoria
  • 3.Torba
  1. S.Prag
  2. AEK
  3. Metalist
  4. Levski Sofya
  5. ROsenborg
  6. Salzburg
  7. CSKA Sofya
  8. Odense
  9. Napoli
  10. B.Dortmund
  11. D.Zagreb
  12. BATE
  • 4.Torba
  1. Aris
  2. Rapid Wien
  3. PAOK
  4. Lech Poznan
  5. Karpaty Lviv
  6. Young Boys
  7. Utrecht
  8. Gent
  9. L.Sport
  10. Sheriff
  11. Debrecen
  12. Hajduk Split

Takımlarımız İçin Kara Bir Gece


Trabzonspor çok yaklaşmıştı.Golü de erken bulmuştu ve herşey istediği gibi gidiyordu.Ama oynanan mücadeleci oyundan dolayı bazı oyuncular çok yoruldu ve bu arada Liverpool bir gol buldu.Sonra da Kuyt 2. golü attı.Aslında skor üzerinden konuşmak uygun olmaz.Trabzonspor elemek için ne gerekiyorsa yaptı.Bu tür maçlarda tecrübe hep öne çıkar ve tecrübeli olan Liverpool Trabzonspr'un hatası bekledi ve beklediği hatayı değerlendirdi.Aslında acı olan golün 82de yenilmesi.En azından uzatmalara gidilmesi daha adil olurdu.En baştan beri şunu söylüyorum.Trabzonspor hangi sonucu alırsa alsın yoluna devam etmeli.Sonuçta Liverpool'a elendi.Bu güzel futbolu devam ettirirse beklenilen başarılar gelir diye düşünüyorum.Sağlık olsun Trabzonspor.


Aykut Kocaman geldiği günden beri hedeflediği oyun tarzına yavaş yavaş yaklaşıyor.Kendisi de bunun birden mümkün olmayacağını söylemişti zaten.Ama oyun yavaş yavaş iyileşirken Avrupa macerası erken bitti.10 dakikalık dilimlerle oynanan futbolu daha geniş zaman aralıklarıyla oynasaydı belki Fenerbahçe dün turu geçmiş olacaktı.Aslında Fenerbahçe istediği pozisyonları buldu.Özellikle Alex ile...Zaten pozisyonların bulunacağı belliydi.Tek endişe savunmadaki yapılan bir hata sonucu gol yenilmesiydi.O da gerçekleşti.Yani Fenerbahçe'den beklenen herşey gerçekleşti.10 dakikalık dilimlerle de sınırlı olsa oynanan futbol ve bir anlık dalgınlıktan yenilen gol...Burada sonuç kadar itibar kaybı da önemli.2 sene oynanan çyrek finalden dolayı Avrupa'daki oyuncular Fenerbahçe'ye farklı gözlerle bakıyordu.Oyuncular Şampiyonlar liginde oynamak için geldiklerini söylüyorlardı.Ama gelin görün ki geçen sene elini kolunu sallaya sallaya gruptan çıktığı Avrupa'nın ikinci bahçesine bu sene giremedi bile.Bundan sonra oyuncular gelirken biraz şüpheci olacaktır.Şüpheyi ortadan kaldırmak için de bolca para harcarsın.Kendince çözüm bulmuş olursun.Maalesef hep böyle oluyor.Yazık.Bu bütçeyle Avrupa'nın arka bahçesinin kapısını açacak anahtarı yapamamak.


Maç öncesinde dediğimiz şeyler bir bir gerçekleşti.Kewell ve Elano'nun olmadığı bir ortasaha ve hücum açısından elinde sadece Arda ve Baros'un olması işleri zorlaştıracaktı.Aslında Galatasaray'da oyundan çok başka sorunlar var gibi.Ne olursa olsun 90. dakikada bulduğun golden sonra sen Galatasaraysan hemen ardından golü yemezsin.Şu zamana kadar Hakan Balta hep bir standartla oynardı.Ne eksik ne de fazla.Ama iki Karpaty maçına baktığımızda Hakan Balta'nın hatalarıyla 2 gol yenildi ve tura mal oldu.Kötü oynabilirsiniz, pozisyonunuz olmadan maç tamamlayabilirsiniz.Bunlar bir şekilde kabul edilir ve halledilebilecek birşeydir.Ama şunu düşünün.Hakan Balta ilk maçta topu sektirmese, ikinci maçta da adamı kaçırmasa Galatasaray dün tur atlayacaktı.Dediğim gibi takım hali çok kötü de olsa, yolun sonu karanlık da olsa bu 2 küçük detay Galatasaray'ın biraz olsun toparlanmasını ve nefes almasını sağlayabilirdi.Futbolda sistemler kadar bu detaylar da önemlidir ve bu detaylar Galatasaray'ı Avrupa'nın dışına itti.



Yüzümüzü güldüren tek takım Beşiktaştı.Kendisiyle boy ölçüşemeyecek bir takımla oynayan Beşiktaş zaman zaman kalesinde tehlikeli pozisyonlar görse de maçı rahat bir şekilde 4-0 yendi ve gruplara kalan tek Türk takımı oldu.Beşiktaş'ı tebrik ediyorum.Beşiktaş ülke puanı için en azından çeyrek finale kadar çıkarsa çok iyi olur.

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Avrupa Ligine Katılma Şanslarımız


Beşiktaş ilk maçta elde ettiği 2-0lık galibiyetle 2. maça diğer takımlarımıza görea daha rahat çıkacaktır.Beşiktaş için önemli nokta ortasaha düzeni nasıl olacak.Eğer İBB maçı gibi çıkarlarda yani tek defansif ortasaha ile o zaman Beşiktaş hiç beklemediği sonuçla karşılaşabilir.Çünkü ileride oynayan oyuncuların yükünü sadece bir kişiye(Ernst'e) yüklemek bir süre sonra ortasahahnın çökmesine neden olacaktır.İleride kim oynarsa oynasın 2 defansif ortasaha ile çıkması gerekiyor.Bu önemli noktayı göz önüne alarak çıktığında Beşiktaş gruplara kalacaktır.



Bu sabah alınan haberlere göre Liverpool iki önemli yıldızını Trabzon'a götürmemiş.Gerard ve Torres'in yanı sıra Maxi Rodriguez ve Agger de kadroya dahil edilmemiş.Buradan şunu anlayabiliriz.Liverpool Trabzon maçını fazla önemsemiyor.Nasıl olsa çıkarız havasında.Bu Trabzonspor açısından avantaj.Taraftarı önünde maça iyi başlaması ve erken bir gol bulması hem Trabzonspor'u havaya sokacaktır hem de Liverpool'u bir süreliğine panik olmasına neden olacaktır.Bu yüzden maçın dakikaları çok önemli.Ama sonuç ne olursa olsun Trabzonspor'un ilk maçta oynadığı oyunla ve ikinci maçta oynaması muhtemel oyunla gurur duyulması gerekiyor.Bu takımı bu hale getiren Şenol Güneş'e teşekkür etmemiz gerekiyor.



Fenerbahçe için ilk maçta oynadığı o oyuna göre 1-0lık sonuçla dönmesi şanstı.Her ne kadar 1-0 ilk maç için uygun olsa da geçen hafta da dediğim gibi çok tehlikeli bir skor.Takım pozisyon vrdikçe nasıl PAOK'u eleyecekler merak ediyorum.Usta yorumcu(!) Sergen Yalçın'ın dediği gibi Fenerbahçe'nin gol yemeden 2-0 yenmesi gerekiyor.Selanik'teki ilk maçı ve Trabzonspor maçının ikinci yarısını düşündüğümüzde Fenerbahçe'nin işi çok zor.Üstelik maçlarda en çok alınan skorlar Fenerbahçe'ye yetmiyor.Böyle bir gerçek de var.1-0, 1-1 ve 2-1 skorları Fenerbahçe'ye yetmiyor.Fenerbahçe gruplara kalmak istiyorsa en az 3 gol atması gerekecek.Kolay değil.



Dört takım arasından en sıkıntılı takım Galatasaray.Günlerdir tartışılan konular herkesçe biliniyor.Bu kadar sıkıntının üstüne bir kötü haber geldi.Harry Kewell ve Elano Karpaty maçında oynayamayacaklar.Özellikle Kewell'ın olmayışı Galatasaray'ı önemli ölçüde etkileyecektir.Sahada olası kötü giden maçta takımı toparlayacak ve liderlik yapabilecek bir oyuncuya ihtiyaç var.Kewell olmadığına göre bu görevi takımın kaptanı Arda'nın yapması gerekecek.Yalnız Arda Rijkaard'ın kendisi hakkında söylediklerinden dolayı biraz kırgın.Eğer kırgınlığını bu maça yansıtırsa Galatasaray bir kayıp daha yaşayabilir.Yok eğer kırgınlığı bir tarafa koyar ve kendisinden beklenildiği gibi takımının gruplara kalması için elinden gelenini yaparsa o zaman Galatasaray gruplara kalma şansını yakalar.Arda elinden geleni yaptı diyelim peki yeterli olacak mıdır?Arda ve Baros Galatasaray için yeterli skoru elde etmede yeterli olacaklar mıdır?Burada biraz sıkıntı var.İnşallah Arda iyi maç çıkarır ve kendilerine yetecek bir skorla yurda dönerler.Aksi halde Galatasaray'ın geleceği parlak değil.

24 Ağustos 2010 Salı

Beşiktaş'da İdeal 11

Football Fans Know Better

Üç büyüklerde son olarak Beşiktaş'ın ideal 11'ini kurmaya çalışalım.Ben yukardaki 11'in daha uygun olacağını düşündüm.Şimdi sırayla mevkiilere bakalım.

Beşiktaş'ın en sağlam yeri kale gibi duruyor.Rüştü, Hakan ve Cenk üçlüsü Beşiktaş kalesini tüm kulvarlarda güvenle korur.O yüzden kale hakkında fazla konuşmak doğru olmaz.

Beşiktaş'ın asıl sorunu defansta gibi duruyor.Sakatlıkları düşünmezsek İbrahim Toraman, Zapo, Sivok ve Ferrari dörtlüsünden Sivok ve İbrahim ideal ikili gibi duruyor.Duruyor durmasına da Sivok'dan ilk yarı yararlanamayacaksın.Zaten sözleşmesini dondurdun.İbrahim Toraman da sakat.Göbekte oynatabileceğin ilk etapta düşünmediğin Ferrari ile Zapo kaldı.Genç oyuncu Ersan da var ama belirttiğim gibi genç ve tecrübesiz.İbrahim Toraman dönene kadar Ferrari ve Zapo idare ederler ama İbrahim Toraman'ın dönemsi şart.Çünkü yabancı kontenjanı diye birşey var ve elinizde İbrahim Toraman varken yabancı kontenjanından birini defansta kullanmak akılcı olmaz.Sol beke baktığımızda yılların eskitemediği Deli İbo var.Hakikaten yaşına rağmen hala birşeyler verebiliyor.Takdir ediyorum.İlk 11deki yeri garanti.Alternatifi olarak düşünülen İsmail Köybaşı da iyi bir oyuncu.Yalnız topu verimli kullanmada biraz problemi var.Pas vermesi gereken yerde önünde 5-6 kişi olmasına rağmen şut çekmesi gibi hareketler hanesine hep eksi diye yazılıyor.Topu verimli kullanır ve defansını da geliştirirse Beşiktaş Deli İbo'dan sonra sol bek aramasına gerek kalmaz.Defansta en büyük problem sağ bekte var.Orada oynayabilecek sadece Erhan var.Ekrem de oynayabilir ama defansif yönünden sıkıntı çıkarabilir.Erhan bir Gökhan Gönül veya bir Sabri değil.Beşiktaş buraya hücuma katkı sağlayabilecek tarzda bir oyuncu alırsa defans bölgesini sağlamlaştırmış olur.Erhan da idare edebilir.En azından defansif özellikleri var ama eğer büyük takımsanız mutlaka iyi bir bek almalısınız.

Beşiktaş ortasahasını geçen senelere göre baya güçlendirdi.Öncelikle geçen senenin sonlarına doğru gördüğümüz Necip bu sene mükemmel oynuyor ve Beşiktaş ortasahası için vazgeçilmez durumda.Ernst ile birlikte iyi bir ikili oluşturacaklarının sinyallerini vermişti.Ernst daha defansta kalıp Necip iki yönlü oynama özelliğini kullanarak hem Ernst'e yardım ediyor hem de Hücuma önemli katkı sağlıyor.Bu ikilinin önüne bir de Guti gibi müthiş kaliteli bir oyuncu yerleştirdiğinizde son yıllardaki en güçlü ortasahayı yaratmış oluyorsunuz.Guti İspanyol kültürüyle yetiştiğinden pas alışverişleri iyi ve ortasahada sorumluluk alıyor.Bu üç oyuncu olmasına rağmen bu bölgeye özellikle defansif tarafına bir oyuncu gerekli.Çünkü bu uzun maratonda 40-45 maç yapacaksınız ve bunun cezası var sakatlığı var.Mutlaka bu bölgede bir alternatif olması gerekir.Anlaşılan teknik ekip de bunu düşünmüş olacak ki buraya yerli statüsünde alabilecekleri en iyi oyuncu ile anlaşmışlar.Mehmet Aurelio ile 2 yıllık anlaşma sağlanmış.Necip, Ernst ve Aurelio'nun bu yükü kaldıracaklarını düşünüyorum.

İlerideki üçlüye bakarsak sol tarafta Queresma ve ileri uçta Bobo'nun oynaması garanti.Sağ tarafa ise Holosko-Nihat-Hilbert üçlüsünden birini seçecek olursak ben Hilbert'i seçerim.Nihat'ın geçen seneki performansına askerde olduğundan sezon başı çalışmalarını kaçırması gösteriliyordu.Bu sezon ise biraz daha Nihat bekleniyordu.Ama öyle olmadı.Kendisini toparlamadan oynatılması Nihat'ı iyice yıpratabilir.İleri uçta garanti Bobo oynar dedim ama alternatifi olarak Nobre-Holosko-Nihat var.Nihat ve Holosko forvette oynayacak tarzda oyuncular değil.Geriye Nobre kalıyor ve son 2 seneki performansına bakarsak hiç de iyi durumda değil.Beşiktaş forvete kaliteli bir oyuncu alırsa daha iyi olur diye düşünüyorum.Peki Robinho şart mı?O kadar paraya verimli olur mu bilinmez.Benim bazı soru işaretlerim var.Eğer o kadar para harcanacaksa Klose ismi de geçti.Klose mi Robinho mu derseniz ben Klose'yi tercih ederim.Klose daha garantili bir transfer olur.Son olarak Robinho'ya karşıyım Klose'ye razıyım..

Aurelio&Emana&Zalayeta


Gittiği günden beri üç büyüklerle adı sürekli anılan Aurelio sonunda Türkiye'ye geri döndü.Yok Fenerbahçe'ye geri dönüyor yok Beşiktaş ve Galatasaray kapışıyor derken bu transferden sonra basınımız biraz rahatlamıştır.Beşiktaş bana göre iyi bir tercih yaptı.Çünkü hem eksik olduğu bölgeye transfer yaptı hem de alabilecekleri en makul oyuncuyu aldılar.Beşiktaş ortasahada Necip ve Ernst dışında bir oyuncuya ihtiyacı vardı.Aurelio'nun Türk olması nedeniyle yeri geldiğinde yabancı kontenjanına takıldığında Ernst yerine Aurelio'yu oynatabilirsin.Bunun yanında bir sorun ortaya çıkabilir.Eğer Schuster Ernst-Aurelio ikilisini kullanacaksa bu sezona iyi başlayan Necip'e yazık olur.Umarım ilk tercihi Necip olur ve Aurelio alternatif olarak kalır.Sonuç olarak Aurelio iyi transfer ve yararlı olabileceğini düşünüyorum.



Gelelim Emana'ya.Dün dış basında Real Betis ile Galatasaray'ın el sıkıştığı ve Emana'nın Galatasaray'a transfer olacağı yer aldı.Real Betis tarafından da doğrulandı.Ortasaha oyuncusu olan Emana oyunun iki yönünü de oynayabilen kaliteli bir oyuncu.Toulouse'da yıldızı parladıktan sonra Real Betis'e gelmişti.Galatasaray'a faydalı olur mu?Olur diye bekliyorum.Çünkü her zaman söylediğim Galatasaray düz ortasaha oyuncularıyla başarılı olamaz.Galatasaray kadrosuna Emana'yı kattıktan sonra ortasahasında Elano ve Emana'yı oynatırsa Galatasaray'da kötü görünen şeyler değişebilir.Bunda bir şüphe yok ama diğer problemleri ortadan kaldırır mı bilinmez.Zaman gösterecektir.



Günün bombası Kayserispor'dan geldi.Şuan ki durumunu bilmiyorum ama bir zamanlar iyi bir golcü olan Zalayeta Kayseri'ye transferi söz konusu.Bugün yarın imzaların atılması bekleniyor.Eğer olursa Türkiye şartları için iyi bir transfer olacağı kesin.Tek sorun uyum sorunu ne olacak.Umarım transfer gerçekleşir ve Spor Toto Süper Lig bir yıldızı daha görmüş olur.

17 Ağustos 2010 Salı

Robinho'nun Geleceği



Sky Bet sitesi uzun zamandır Robinho'nun yeni sezonda hangi takımda oynayacağı ile ilgili bahis oranlarını yayınlıyor.Uzun süre Beşiktaş önde giderken yeni lider bir başka Türk takımı.Yeni bahisler şöyle;

Fenerbahçe: 1.25
Beşiktaş: 3.00
Inter: 4.00
Benfica: 6.00
Santos: 8.00
AC Milan: 14.00
Barcelona: 14.00
Schalke 04: 14.00
Shakhtar Donetsk: 20.00
Chelsea: 30.00


Robinho Türkiye'ye gelirse ne Fenerbahçe'de ne de Beşiktaş'ta başarılı olacağını düşünmüyorum.Zaten onu maddi anlamda almak güç aldıktan sonra disiplinli bir şekilde oynatmak güç.Bir de benim anlamadığım diyelim ki Fenerbahçe ya da Beşiktaş Robinho'yu aldı.Kimi gönderecekler peki?Kontenjan doldu ve birini para harcayarak göndermek zorundalar.İki kulüpte harcadıkları bunca paradan sonra bu transfer biraz lüks kaçar.En iyisi kulüplerimiz hiç bulaşmasın.Robinho gitsin Ronaldinho'nu yanına kardeş kardeş oynasınlar.

22 Haziran 2010 Salı

Q7

Gelicek mi, gelmiycek mi, adam olur mu, yararlı olur mu, o kadar para verilir mi.... ve daha onlarca benzer sorunun muhattabı olan Quaresma, sonunda ülkemize geldi ve İnönü Stadı'ndaki imza töreni ile kendisini Beşiktaşlı yapan sözleşmeye imza attı.

Beşiktaş, İnter'e 7,5M € bonservisin yanı sıra, Quaresma'ya da 3 yıllık 11M € ücret ödeyeceğini açıkladı. Bahsedilen paralar yüksek ücretler olsa da İstanbul klüplerinin yıldız transferlere harcadığı paralar içinde normal karşılanabilecek bir ücret. Yıllardır özellikle Fenerbahçe ve Galatasaray'ın art arda patlattığı transfer bombaları nedeniyle suskun gibi duran Beşiktaş için ise Quaresma'ya ödenen para;, yıldız transfer isteyen taraftarlara satılacak ürünlerle ve sağlanacak stadyum geliriyle büyük bir kısmı karşılanabilecek bir miktar.

Quaresma transferinin, Beşiktaş oyun şablonuna etkisine göz atıcak olursak: geçtiğimiz sezon Beşiktaş, orta saha hattaı fazla defansif olduğundan dolayı hücum da fazla varyasyon üretemeyen, oyunu rakip kaleye yıkamayan bir anlayışa sahipti. Quaresma'nın transferiyle birlikte ileriye dönük top yapabilecek, topu ve takımı ileriye taşıyacak bayrak adam ihtiyacını Beşiktaş bu transferle karşılamış oldu. Quaresma'nın kanatta hücum yapıp defansa kısıtlı yardım eden bir oyuncu olması ise Beşiktaş için bir handikap olmayacak gibi durmakta, defansif özelliği yüksek Beşiktaş ortasahası sürekli olarak ilerde kalan Quaresma'nın arkasını rahatlıkla kapatabilir. Nihat'ın da formuna kavuşmasıyla birlikte, defansif ortasahasına rağmen ileri uçta daha etkili bir Beşiktaş izleyebiliriz bu sezon.

Quaresma'nın Beşiktaş adına diğer bir pozitif etkiside, psikolojik anlamda oldu. Geçtiğimiz 1-2 sezondur rakiplerinin art arda patlatığı bombalarla, transferde sönük kalan Beşiktaş sonunda transferde dünya çapında bir ismi transfer edebilmiş oldu. Özellikle bu sezon Fenerbahçe ve Galatasaray'ın transfer konusunda daha spekülasyondan öteye geçememiş olmaları, tek transfer olan Stoch'un da daha spekülasyonları sürerken; Quaresma transferinin gerçekleşmesiyle bir anda Stoch'un da 2. plana atılmasıyla birlikte Beşiktaş büyük bir psikolojik baskı sağlamış oldu.

Şu an Quarema adına tek soru işareti ise, yıldız oyuncunun Portekiz dışında bir türlü parlayamaması. Daha önce Barcelona, Chelsea, İnter gibi takımlarda forma şansı bulamayan, silik bir karakter çizmesine rağmen ülkesinde tam kapasite ile forma giyip döktüren bir isim olması, Türkiye'de ne kadar başarılı olabilecek sorularını ister istemez akla getiriyor. Burda da Quaresma'nın en büyük avantajı büyük ihtimalle Beşiktaş'ın yeni teknik direktörü Schuster olucak. Daha önce pek çok yıldız futbolcuyla çalışmış olan deneyimli teknik adam, Quaresma'yı uygun şekilde yöneterek ondan maksimum faydaya ulaşacaktır.

11 Haziran 2010 Cuma

BJK Medyaya Köpürdü




How I Met Schuster'in yönetmeni dün yapılan eleştirilere yanıt vermek amacıyla bir açıklama yapmış.Önce o açıklamaya bakalım.


2 Haziran Çarşamba günü Sayın Mustafa Denizli’nin ciddi sağlık sorunlarıyla başlayan ve dün Kulübümüz’ün Sayın Schuster ile anlaşmasıyla sona eren süreçte, bazı medya organları gerçeklerin değil, ısrarla kendi yazdıkları senaryoların takipçisi olmuşlardır.

Bugün, Kulübümüz’ü yalancılıkla, komedi filmi çevirmekle suçlayan, “biz demiştik” diyen bu gazeteler Sayın Mustafa Denizli’nin ciddi bir sağlık problemiyle tedavi altına alındığı tarihte, konuyu kamuoyuna;
“... Mustafa Denizli, Schuster ile görüşüldüğünü öğrenince patladı ve isyan etti... Yönetim olayı sağlık sorunu olarak lanse etti... Kalbiyle ilgili sağlık sorunları yaşayan Denizli’yi devre dışı bırakan Yönetim, Schuster ile anlaştı... Schuster ile bir kez daha görüşülmesini kaldıramayan Denizli, bu takımı kaç tane hoca çalıştıracak çıkışını yaptıktan sonra istifa etti....” senaryolarıyla duyurmuşlardır...

3 Haziran Perşembe günü bu iddialarla kamuoyunu yanıltan bu gazeteleri, bilindiği gibi 4 Haziran Cuma günü Başkanımız Sayın Yıldırım Demirören ve Sayın Mustafa Denizli, Sayın Yönetim Kurulumuz ve Divan Kurulu Başkanımız Sayın Yalçın Karadeniz’in de yer aldığı basın toplantısıyla yalanlamış ve gerçekleri kamuoyuna açıklamışlardır.

Basın toplantısında Sayın Denizli’nin de açıkladığı gibi; değerli hocamız sağlık sorunları nedeniyle görevini bırakmak zorunda kalmış, bu durum Sayın Başkanımız ve Yönetim Kurulumuz başta olmak üzere Kulübümüz’de büyük bir üzüntüyle karşılanmış, pinokyo gazetecilerin iddia ettiği gibi Denizli sağlık sorunları bahane edilerek gönderilmemiştir...

Kamuoyunun da bildiği gibi Kulübümüz’ü son derece üzen bu gelişmenin ardından Futbol Komitemiz, isimleri açıklanan teknik direktörlerle tek tek görüşmüş ve Yönetim Kurulumuz Beşiktaş’ın yapısına ve şartlarına en uygun ismin Bernhard Schuster olduğuna karar vererek, Alman hoca ile anlaşma sağlamıştır. Öte yandan basın toplantısında da açıklandığı gibi Sayın Denizli’ye Beşiktaş’ın kapıları her zaman açıktır. Değerli hocamızın sağlığına kavuştuktan sonra Beşiktaş’taki mesaisine devam etmesi her iki tarafın da isteğidir...

Durum böyleyken, kendi yalanlarına inanan bu gazeteler, gerçeklerin değil, ürettikleri senaryoların takipçisi olmuşlar ve artık tahammül sınırlarını aşmışlardır.

Dünyaca ünlü bir teknik direktörü kısa sürede Takımımız’ın başına getiren Yönetim Kurulumuz’u tebrik etmek yerine, yaşanan her şeyi çarpıtan, sürekli olumsuz haber üreten bu kişilerin amacı gazetecilik yapmak değil, kamuoyunu kendi senaryolarına inandırmaya çalışarak Kulübümüz’ü yıpratmaktır.

Kulübümüz, Sayın Mustafa Denizli’nin sağlık sorunlarıyla başlayan bu süreci insani, vicdani, ahlaki ve profesyonel kurallara uygun olarak, Beşiktaş’a yakıştığı gibi yürütmüş ve sonuçlandırmıştır.

Bunun aksini iddia edenlerin sadece kendi çıkarlarını gözeten bir takım hesapları olduğu Camiamız tarafından çok iyi fark edilmekte ve görülmektedir.

Kamuoyuna saygılarımızla sunarız,

BEŞİKTAŞ JK


Öncelikle şunu söylemek istiyorum.Bu açıklama ne yürüttükleri süreci doğru gösterme ne de bir savunmadır.Bu tamamıyla bu karışıklığın içinden kolayca sıyrılmak amaçlı yapılan açıklamadır.Mustafa Denizli ile yolların ayrılacağı ve Schuster ile anlaşıldığı haberleri yayıldığı anda bir açıklama yapıp "Evet Schuster ile ilgileniyorduk.Çünkü Mustafa Denizli'nin sağlık problemlerinden dolayı yollarımız ayrılabilir." şeklinde bir söylemle bu süreç daha sağlıklı olabilir.Ama yönetim ne yapmayı seçti.Önce yalanladı Schuster'i sonra baktı bu böyle olmayacak.Bari 6 teknik adamla görüşelim de bize uygun olan Schuster'i seçtik demek için bu karmaşık ve bozuk sürece girmiş bulundular.Gerçekten yazık.Şundan dolayı yazık.Bu olayla kimi kandırdıklarını düşünüyorlardı acaba.Herşey gözler önünde cereyan ederken böyle bir işe girişmek yöneticilik açısından sınıfta kalmaktır.Son olarak şunu söylemek istiyorum.Beşiktaş Jimnatik Kulübü Yönetimi sınıfta kalmıştır.Otur "0".


10 Haziran 2010 Perşembe

How I Met Schuster'ın Sezon Finali Yayınlandı


3.5 ay önce çekilen bir dizinin sezon finali bugün yayınlandı.Dizi bir futbol takımı hakkındaydı.Futbol takımının teknik adamı kim olacağını dizinin ana konusuydu.Dizide takımın başında duran teknik adam 1 senedir sağlık problemlerinden dolayı dinlemek istediğini söylüyordu.Geçen sene kazanılan 2 kupadan sonra başkan hocadan 1 sene daha durmasını rica etmişti.Hoca da kıramadı ve 1 sene daha takımının başında durdu.Hoca sezonun sonlarına doğru ciddi bir rahatsızlık geçirdi ve bir süre takımından ayrı kaldı.Hocanın sürekli dinlenmek istemesinden dolayı başkan ve yönetim gelecek sezon için teknik adam arayışlarına girdiler.Arayışlar sonucu geçmişte Real Madrid'i de çalıştıran Alman bir hoca ile anlaştılar.Bu anlaşmayı sır gibi sakladılar.Şimdiki hocalarına ayıp olur düşüncesiyle.Sezon sonunda hocanın rahatsızlığının bilinmesi üzerine ve daha önceden anlaşılan bir hoca olması sebebiyle birgün birden bir haber yayıldı.Şimdiki hoca Mustafa'nın yerine Alman Schuster getirildi diye.Futbolseverler birden şoke oldu.Çünkü hiç böyle bir haber beklenmiyordu.Ne zaman Mustafa ayrıldı da Schuster ile anlaşılmıştı kimse anlayamadı.Daha sonra yönetim bu haberi yayınladı ve Mustafa'nın takımının başında olduğu ve Schuster ile anlaşılmadığı ifade edildi.

Bu noktadan sonra final bölümünün en can alıcı dakikaları başladı.Önce yönetim ve Mustafa hoca basın toplantısı düzenleyerek yolalrın ayrıldığını açıkladılar.Daha sonra bu ayrılıkla beraber boşalan koltuğa hoca aramak için yönetim çalışmalarına başladı.Borsa'ya birbirinden farklı özelliklere sahip 6 teknik adam ile görüşüldüğünü bildirildi.Öyle 6 teknik adam ki birbirleriyle en ufak benzerlikleri yok futbol görüşleri açısından.Sonradan anlaşıldı ki zaten bu 6 teknik adamdan biriyle önceden anlaşılmış diğer 5 teknik adamla öylesine görüşülmüş.Bütün aday hocalarla görüşüldükten sonra yönetim toplanmış ve bir karara varmışlar.Tesadüfe bakın ki daha önce anlaşılan teknik adamla birkez daha anlaşılmış ve yeni teknik adam Alman Schuster olmuş.Tam Schuster'in adı açıklandığında dizi de bu sezonluk ara vermiş oldu.

Herhangi dizi sezon finali verdiğinde adettendir hemen yorum yapılır.Benim anlamadığım konu şu.Mustafa hoca görevdeyken ayrılacağı endişesiyle başka kimselerle görüşebilirsiniz.Bu doğal.Yalnız Schuster ile anlaşıldığı öğrenildikten sonra basında da yer aldıktan sonra önce yalanlayıp daha sonra da önceden anlaşılmadığını göstermek için 6 teknik adamla görüşmeye başlamak da neyin nesidir.Sonra ne oldu.Yine Schuster ile anlaşıldı.Yönetime sormak lazım kimi kandırdınız diye.Keşke çıksaydınız biz daha önce Schuster ile anlaştık deseydiniz veya en azından Schuster ile görüştük deseydiniz.Ama siz ne yaptınız herkesin gözüne baka baka kandırdınız.Yazık gerçekten ne diyeyim.

Sonuç olarak bu diziyi bu hale getiren senariste birşeyler söylemek istiyorum.Belli ki bu meslekte ilk işiniz.Bu yüzden bazı hatalar olmuş.Önemli değil bir dahaki sefere iyi bir senaryo ile karşımıza gelirsiniz.Bu sefer olmamış.10 üzerinden koca bir "0".

1 Haziran 2010 Salı

6+2+(2) + ...... ve Türk Futbolu

Klüpler birliği toplantısı sonucunda ortaya çıkan karar sonucu Klüpler Birliği, Futbol Federasyonu'na başvuruda bulunarak 6+4 yabancı hakkı talep ettiler. TFF'de Klüpler Birliği'nin isteği doğrultusunda bir karar vererek 6+2+(2) yabancı hakkını yürürlüğe koyduklarını açıkladı.

Nedir 6+2+2 ?
Zaten son birkaç sezondur 6+2 kuralıyla oynanıyordu ligimiz. Yani 6 yabancı sahada 2 yabancı klübede bekliyordu.
Son eklenen +(2) ile birlikte klübede bekleyen 2 yabancının yanı sıra, 2 yabancı da tribünde oturabilecek. Yani takımların kadro genişliği artmış olucak fakat yinede maç gününde takıma katkı verebilecek olan 8 yabancı (6+2 şeklinde) olabilecek.

6+2+2'nin Türk Futbolu'na yararları nedir?
6+2+2'nin aslında 2 tane amacı olduğunu TFF'de söyledi. 1- Avrupa Kupaları, 2- Uyumsuz yabancı sorunsalları.

Son zamanlarda Avrupa Kupalarında bir türlü başarıya ulaşılamaması, ülke puanının artık dibe vurmaya başlaması üzerine 6+2+2 çıkartılmış oldu. Böylece ligde 6+2 şeklinde yabancı sınırlaması olsada Avrupa Kupalarında istediği zaman 10 yabancı birden sahaya sürme şansı olan klüpler, hem kadro genişliğine sahip olmuş olacaklar, hem de yabancı sınırlaması olmayan dilediğince transfer yapabilen rakipleri karşısında bir nebze de olsa arayı kapatmış olacaklar.
"Neredeyse hiç İtalyan futbolcu oynatmadan Şampiyonlar Ligi Şampiyonu olan İnter"

Diğer yandan da son zamanlarda klüplerin en büyük sorunu uyumsuz yabancı futbolcular olmaya başladı. Yüksek bedelli sözleşmeler imzalayan, fakat takıma adapte olamayan yabancı oyuncuların gönderilmesi her zaman klüpler için ciddi maddi yükler doğuruyor. Transfer sezonunda elden çıkartılamadıkları taktirde, yabancı sınırlamasında yer açmak adına alalacele yüksek bedellerle fesh edilen kontratlar klüpler için büyük sorun haline dönüşmüş durumda. 6+2+2'nin çıkmasıyla birlikte uyumsuz yabancılar tribünde oturtulup, yada zaman zaman kadro rotasyonunda kullanılıp, uygun bir talip bulunduğunda satılabilecek, yada takıma uyum sağlıyana kadar bir süre kadro dışı bırakılabilecek. 6+2'nin olduğu sistemde yabancı oyuncuyu kadro dışı bırakmak sorun yaratabilsede 6+2+2 şekline dönüştüğünden, kadro dışı kalan yabancının yeri doldurulabilecek.

6+2+2'nin Türk Futboluna Zararları?

Her yabancı kontenjanı konusu açıldığında söylenen sözler hep aynıdır; Türk Futbolu geriye gidecek, milli takımımız gerileyecek....

6+2+2 sonucunda, şöyle bir durum önümüze çıkacak, takımlar 6+2 şeklinde iskelet ve iyi yabancılardan oluşan kadro kurup kalan 2 yabancıyı ise düşük maliyetli ama tribünde oturduğunda sorun çıkartmıycak, oyuna girdiğinde görevini yapabilecek yabancılardan seçmek durumunda olucak. Hal böyle olunca da, yabancılardan biri sakatlanınca yada ceza alında oynama fırsatı bulan, bulduğu az şansıda değerlendirmek için elinden geleni yapan Türk oyuncuların sayısı azalıcak. Yabancı oyuncu sınırından dolayı zaten yükselmiş olan Türk oyuncu maliyetleri biraz daha düşmeye başlıycak oyuncuların gelirleri azalıcak. Ayrıca 2 yabancı tribünde oturacağı için gelecek yabancı oyuncuların kaliteside düşmeye başlıycak. En azından +(2) şeklinde kullanılmak üzere düşünülen yabancı asla bir Türk futbolcudan daha iyi olmuyacak.
Böylece hem yabancı oyuncu kalitesiyle birlikte ligin kalitesi düşecek, hemde bulabildiği az süreye rağmen kendisini göstermeye çalışan Türk oyuncu sayısı azalıcak.
Ayrıyetten, ligde az süre bulan tribünden takımı izleyen bir yabancı oyuncunun, Avrupa Kupası maçlarından ne kadar bir katkı verebileceğide büyük soru işareti. Büyük ihtimalle takımlar eğer kontenjanlarını tam doldururlarsa Avrupa Kupası maçlarında 8+2 şeklinde sahaya çıkacaklar, ki bu da anca kadro genişliği avantajı yaratır, çünkü hazır olmayan bir oyuncu sahaya çıkıpta ne kadar yıldızlaşabilir ki ?

6+2+(2) nasıl kullanılabilir?


İşin Milli Takım boyutuna bakarsak; Avrupa'nın büyük liglerinin şampiyonlarının yada Şampiyonlar Liginde sürekli belirli noktalara gelme başarısı gösteren takımların büyük kısmında yükü yabancı futbolcuların çektiğini görüyoruz. Fakat buna rağmen de İtalya, İngiltere gibi takımların kadrolarında pek çok yabancı barındırdığı ama milli takımlarının da başarılı olduğu ligler ele alınmalı.
EPL'de yabancı sınırlaması olmamasına rağmen, transfer edilecek yabancı oyunculara konulmuş olan kalite kriterleri nedeniyle, ligin kalitesi düşmediği gibi, takımlar yedekte bekletmek için yabancı oyuncu transferi de yapmıyorlar. Böyle olunca da takım yabancı oyunculardan oluşsa bile yedek klübesinde her zaman kaliteli İngiliz oyuncular oluyor, bu yüzden de takımlar yabancı oyuncu transferi kadar, İngiliz oyuncu yetiştirmeye de önem veriyorlar.
İtalya'da da yabancı sınırlaması sadece Avrupa Birliği dışı ülkeler için geçerli. Fakat İtalya'nın büyük klüpleri dışında kalan klüpler genelde takımlarını kendi istekleriyle yerli oyunculardan kuruyorlar, yabancı oyuncu transferine ancak ellerindeki İtalyan oyunculardan daha iyi ise yöneliyorlar.
Fakat ülkemizde durum kesinlikle böyle olmuyacak, takımlar kadrolarını düşük maliyetleri sebebiyle yabancı oyuncularla dolduracaklar. Hal böyle olunca da aynı kalitede bile olsalar, daha düşük maliyetli bir yabancı oyuncu takım için öncelikli tercih olucak. Tabiki +(2) de oturması muhtemel yabancıların da iyi seçilmesi gerekli. Yabancı oyuncuların sürekli el üstünde tutulduğu, Türk oyuncuların nasılsa oynuyor mantalitesiyle 2.plana atıldığı ligimizde, tribünde oturacak yabancının da ayrıyetten takım içinde bir sorun teşkil edebileceğide unutulmamalı.
+(2)nin en ideal kullanımı, yıllardır yapılmayan genç oyuncu yetiştirme mantalitesiyle kullanılablir. Şöyle ki 6+2 şeklinde ideal bir yabancı kadro kurulur, +(2) şeklinde kullanılacak yabancılar ise, gelecek vaad eden, 18-20 yaş grubundan seçilir. Böylece kadroda ekstra kontenjan kullanılmamış gibi düşünülerek, takıma gelecekte katkı yapabilecek yada kar ettirebilecek genç yetenekler de yetiştirilmiş olur.

6+2+2 en çok kime yaradı?

6+2+2 öncelikle en çok Beşiktaş'a yaradı, kadrosundan hali hazırda 11 yabancı bulunduran ve 1 yabancı transfer edebilmek için 4 tanesini yollaması gereken Beşiktaş, böylelikle transfer için 2 tane yabancıyı göndermekle yetinebilecek.
Transfer döneminin diğer öncülerinden olan, Fenerbahçe, Galatasaray, Trabzonspor gibi klüplerin zaten yabancı hakkı bulunduğu için şimdilik 6+2+(2) bu klüpler için çok büyük bir önem teşkil etmiyor gibi duruyor.
Anadolu klüplerinde 6+2+2'nin yankıları nasıl olur diye düşünecek olursak, eğer doğru hamleler ile transfer yapılablirse, Anadolu klüpleri için bir kalkınma yolu olabilir gibi duruyor. Fakat yanlış hamleler yapıldığı taktirde ise 6+2+2 Anadolu klüpleri için gerilemenin başlangıcı olarak da görülebilir. Kadrolar 10 tane yabancı ile doldurup bunlardan verim alınamazsa, maliyetleri nedeniyle Anadolu klüpleri dar boğaza girebilir. Ayrıca Türk oyuncu piyasasında bir düşüş yaşanacağından dolayıda, ellerinde ki kaliteli yerli oyuncuları büyüklere pazarlayarak gelir elde etme düşüncesi içinde olan klüpler, bu yönden de bir yara alabilir.


Sonuç olarak 6+2+(2) Türk Futbolu için çok büyük olmasada bir dönüm noktası olarak görülebilir. Doğru hamlelerle ligin kalitesi arttırılabileceği gibi yanlış hamlelerle yerlebir de olabilir. Yine yapılacak hamlelere ve transferlere göre, Milli Takım içinde bir yükseliş olabileceği gibi sonun başlangıcı da olabilir.
Artık gözler 10 Haziranda başlayacak olan transfer dönemine çevrilmiş durumda, bakalım klüplerin hamleleri nasıl olucak.


** Resimler (Appiah, Nonda, Delgado) son yıllarda yabancı sınırlaması nedeniyle, sözleşmesi askıya alınan yada fesh edilen 3 yıldız futbolcu

9 Mayıs 2010 Pazar

Kalecilere Güvenmek


Özellikle Leo Franco'nun Selçük'tan yediği gol sonrası ülkemizde yine kaleci sorunsalı gazetelerde baş köşeyi almış durumda. Geçen hafta da İvesa, Özer'den yediği gol sonrası çok eleştirilmişti. Ülkemizde ise hala yerli kalecilere bir güvensizlik varken bir yandan da yabancı kaleciler öğütülüp gidiyor. Enke, Fenerbahçe'ye geldiği ilk maçta 3 gol yemesi sonrasında gönderilmişti. Ertesi sezon ise Almanya'da yılın kalecisi seçilmişti. Kaleciler her zaman hata yaparlar ve yapmaya da devam edeceklerdir. Önemli olan kaleciye güvenilmesi, kendisine güvenildiğini bilen kaleci hatalarından ders çıkartırken, ilk hatasında yedek klübesini göreceğini bilen kaleci ise bu stress altında hatalarına devam eder.

Zamanında saçma sapan goller yediği için sürekli eleştiri oklarının hedefi olan Volkan, bugün Milli Takımın kalesinde güven veriyor. Hala hatalı gol yemiyor mu? Yiyor. Fakat yediği hatalı goller O'nu başarısız bir kaleci yapmıyor. Benzer şekilde Beşiktaş'ta Hakan, 2 farklı maçta toplamda 12 gol yedi, fakat hala Beşiktaş'ın kalesine geçecek güveni veriyor. Galatasaray'da ise yedek klübesinde ki Türk kalecilere rağmen, yıllardır yabancı hakkı yabancı kaleciden yana kullanılıyor. Gelenden istenilen performans alınamadığında yollanıp yerine yenisi aranıyor. Aykut hala Galatasaray'ın kalesinde güven vermiyor, çünkü biliyor ki yediği ilk hatalı golde yine yabancı kaleci konusu gündeme gelicek ve büyük ihtimalle yine yedek klübesi yolu görünecek. Trabzonspor kalesini genç Onur'a emanet etti ve başarılı oldu.
Yıllardır Milli Takım'ın kalesini Fenerbahçeli kalecilerin korumasının sebebide tamemen bu güven olayı. Schumacher'in ardından kaleyi devralan Engin'den sonra Fenerbahçe kalesini sadece tek bir maç yabancı kaleci korudu (Enke), onun dışında her zaman yerli kalecilere güvenildi. Kendisine olan güvenin farkında olan Rüştü ve Volkan gibi kalecilerde bu güvenin sağladığı özgüvenle kendilerini geliştirdiler, pek çok kez hata yaptılar, fakat yaptıkları hatalardan sonra klübe korkusu yaşamak yerine, hatalarını telafi etmeye çalıştılar. Rüştü yıllarca ortasaha civarlarından gol yedi, Volkan pek çok kez üstüne gelen topları bile ağlarında gördü. Fakat hala Türkiye'nin en başarılı kalecileri arasında gösteriliyorlar.

Trabzonspor Onur'a güvenerek yıllar sonra Milli Takım kalesini Fenerbahçe'nin tekelinden almaya çok yaklaştı. Çünkü Onur takımının kendisine duyduğu güvenle hergün kendisini biraz daha geliştiriyor. Ne zaman ki kalecilerimize yeterli güveni ve sabrı göstermeye başlarız o zaman ligimizde milli takım düzeyinde oynayabilecek pek çok yerli kalecimize olmaya başlar. Ama eğer genç kalecilerimize yeterli güveni veremezsek o zaman elimizde ki olanlarla yetinmek zorunda kalırız ve yenilerini, daha yeteneklilerini yetiştiremeyiz.
Diğer yandan da kaleci takımın en önemli elemanlarından biri konumundayken, dünya devi olarak lanse edilen takımlar sabit bir kalecinin etrafında oluşan takımlar şeklinde kuruluyken, kalecilerine güvenmeyen, her transfer döneminde farklı bir kaleci transfer eden bir takımında uzun süreli periyodda başarılı oturmuş bir yapıya göre de daha zor olur.

Casillas, 9 Ekim'de oynana Sevilla maçında 2 tane %100'lük golü çıkarttı, belkide dünyada eşi benzeri olmayan 2 kurtarış yaptı. Fakat aynı Casillas sadece 12 gün sonra Milan karşısında büyük bir hata yaparak takımının geriye düşmesine neden oldu. Fakat hatalı bir gol yemiş olması asla Casillas'ın dünyanın sayılı kalecileri arasında olduğu gerçeğini değiştirmedi.
Sonuçta kaleciler hala futbolda takımlarının en büyük unsurlarından biri olmaya devam edicekler. Çünkü ne kadar iyi bir defansınız olursa olsun, rakibi kalenize yaklaştırmasanız bile, kaleye doğru giden bir şutun her zaman gol olma ihtimali vardır ve o golü engelliyebilecek tek kişi de kalecidir. Fakat aynı şekilde bir golcü onlarca gol kaçırıp bir tane attığında omuzlarda taşınırken, bir kaleci onlarca gol kurtarıp bir tane hatalı gol yediğinde yerin dibine sokulmaya devam edicektir.

9 Ekim 2009 Sevilla - Real Madrid


21 Ekim 2009 Real Madrid - AC Milan

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails