volkan demirel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
volkan demirel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Şubat 2011 Çarşamba

Fenerbahçe- Beşiktaş Derbi Analizi


Kadrolara bakacak olursak;
Fenerbahçe, haftalardır istikrarı ve oyun yapısını sağlamış ideal kadrosuyla sahadaydı. Defans hattında Gökhan-Lugano-Yobo-Santos. Orta sahada ideal üçlü olarak görülen; Emre- Selçuk - Mehmet Topuz. Hücum hattın da ise yavaş yavaş oturmaya başlamış üçlü olarak; Alex- Dia - Niang.

Beşiktaş ise Schuster'in sürekli rotasyonu ile değişen kadro yapısı nedeniyle ideal kadronun belirsizliği içinde sahaya çıktı. Kalede Hakan Arıkan'ın güven vermemsi ve Cenk'in sakat olması nedeniyle aylardır oynamayan Rüştü sahaya çıktı. Defans hattı İbrahim Üzülmez'in gönderilmesiyle formaya kavuşan İsmail, ortada Ferrari- İbrahim Toraman, sağ bekte ise yabancı sınırlamasına takılan Hilbert yerine Ekrem Dağ. Orta saha üçlüsü olarak Beşiktaş'ın ideali denebilecek; Ernst - Necip - Guti. Hücumda ise Portekiz tayfası Quaresma- Simao - Almeida.



Maçın temel gidişatından önce, taktiksel olarak yorumlayacak olursak;
Aykut Kocaman haftalardır Dia'yı ters kanatta oynatarak hızıyla birlikte ceza sahasına girme özelliğini kullanmaya çalışıyor. Beşiktaş'ta özellikle Quaresma'nın defansa yardım etmeyen yapısı nedeniyle, Simao sağ kanada geçene kadar ki 30dklık bölümde bu taktikle başarılı da oldu. Ayrıca Dia'nın hızlı fakat çabuk yorulan bir oyuncu olması nedeniyle de bu taktik maç boyunca uygulanamadı.

Sakat olarak sahaya çıkan Gökhan Gönül'ün kanadı Beşiktaş'ın hızlı ve teknik kanat oyuncuları (Simao ve Quaresma) için maden olabilecek bir bölgeydi fakat Mehmet Topuz maç boyunca hücumdan ziyade bu kanattaki atakları engellemeye yönelik oynayınca Fenerbahçe sağ kanadını defansif olarak kapatmış oldu. Fakat üzerine gidildiğinde açıklar verebilecek İsmail'i de bu sebepten dolayı zorlayamadı ve iki takım içinde o kanat ( Beşiktaşa göre sol Fenerbahçe için sağ kanat) maç boyunca pek işlemedi.



Dia'nın da Quaresma gibi geriye pek dönmeyen bir oyuncu olması nedeniyle Quaresma'yı Santos'un üzerine salmayı düşündü Schuster fakat geride Dia'nın sürekli bindirmeleri sebebiyle hapsolan Ekrem, Quaresma'ya ilk 30 dk boyunca yeterli desteği veremedi. Bu dakikalarda hücum yerine defansı ön planda tutan Santos da Quaresma'ya göz açtırmadı. İlerleyen dakikalarda bu kanatta etkili olmaya başlayan Simao ve Quaresma ( zaman zaman kanat değiştirmeleri sebebiyle) topu kanatlara taşıyarak tehlike oluşturmaya başladılar fakat defans hattı sebebiyle bir türlü içeriye yönelemeyerek daha çok kanat ortaları veya çaprazdan şutlarla pozisyon bulmaya çalıştılar.

Fenerbahçe de en tehlikeli isim Alex olarak gözükürken, Beşiktaş'ta da en tehlikeli isim olarak Guti gözüküyordu. İki takımın da teknik direktörleri bu oyuncuları durdurmanın yolu olarak başlarına bir oyuncu dikmeyi tercih ettiler. Necip oyundan çıkana kadar özellikle 30-65. dakikalar arasında Alex'e göz açtırmadı ki bu dakikalar arasında Beşiktaş sahada bariz şekilde Fenerbahçe'ye göre üstün taraftı. Zaten Necip'in çıkmasıyla serbest kalmayı başaran Alex'de 10dakika içinde 3 gol atmayı başardı. Diğer tarafta da Selçuk, Guti'ye yapışık oynamaya çalıştı. Maçın başında ilk karşılaşmalarında Guti'yi faul yaparak durdurmayı başaran Selçuk daha sonraki pozisyonlarda ise başarılı bir şekilde Beşiktaş'ın ortasahadan Guti ile top dağıtmasını engelledi.



Herkesin ortak görüşü olarak derbi 2 devre değil 3 devre halinde oynandı: 30-30-30 şeklinde.
İlk 30 dakika:
Fenerbahçe, bu sezon gösterdiği deplasman performansından çok farklı bir şekilde oyunu rakip sahaya yıkarak ve hızlı hücumlarla başladı. 5. dakikada Alex'in kullandığı serbest vuruşta Necip'in ters kafa vuruşu ile öne geçen Fenerbahçe skor avantajını da arkasına alarak oyuna hkim oldu. Ekrem madenini iyi değerlendiren Dia, Niang'ın da o bölgeye kayarak etkili oynaması sonucunda 30 dakika boyunca Beşiktaş defansını adeta dağıttı. Üst üste ataklarla Beşiktaş kalesinde tehlike oluşturan Fenerbahçe'nin bu dakikalarda şans yanında değildi, Rüştü kalesinde devleşirken, Dia'nın da karşı karşıya da şutu direkten döndü.

Dia'nın direkten dönen şutu Beşiktaş için bir kırılma anı oldu. Hareketli oyunuyla pozisyon bulan Fenerbahçe bir türlü golü bulamayınca yorulmaya başladı ve ileri üçlü ile ortasaha arasındaki mesafeler artmaya başlayınca, ortasaha Beşiktaş hakimiyetine geçti.



İkinci 30. dakika:
30. ile 60. dakikalar arasında top sürekli olarak Beşiktaş'taydı. Ortasaha hakimiyetini alan Beşiktaş, Fenerbahçe kalesine hucümlar başlatmaya başladı. Fakat Fenerbahçe'nin uyumlu defans yapısı nedeniyle ceza sahasına girmekte zorlanan siyah beyazlılar hızlı oyuncularıyla kanat varyasyonları ve teknik ayaklarıyla uzaktan şutlarla gol aramaya başladılar. Gol ise Santos'un bölgesini kaybetmesi sonucu topla buluşan Ekrem'in hayatının şutunu atmasıyla geldi. Ekrem topu önüne alıp Santos'un dengesiz müdahalesinden sıyrıldığında herkesin dediği şey "vurma, Ekrem"di fakat sol ayağı ile güzel vuran Ekrem jeneriklik bir gol attı.
Soyunma odasına, baskı kurmanın ve beraberliği yakalamanın moraliyle giden Beşiktaş 2. yarıya da etkili başladı. 2. yarının hemen başında Simao'nun frikiği barajdan sekip İbrahim Toraman'ın önüne düştüğünde Beşiktaş geriye düştüğü maçta 2-1 öne geçiyordu. Bu dakikadan sonra Beşiktaş gerçekten hücum yapmaya başladı. Bir anda sezon başındaki görüntüsüne dönen ve açık vermeye başlayan Fenerbahçe defansı, Beşiktaş'ın hızlı oyuncuları karşısında çaresiz kalmaya başladı. 60. dakika da Toraman'ın arapasına hareketlenen Almeida, Volkan ile karşı karşıya kaldığı müsait pozisyonda Volkan başarılı bir hamle ile topu çelmeyi başardı. Bu kurtarış maçın 2. kırılma anı olduve rüzgarın tekrardan diğer yöne esmeye başlamasına sebep olacak hamlenin başlangıcı oldu.




Son 30 dakika:
Volkan'ın kurtarışından 3 dakika sonra ceza sahası içinde topsuz alanda Lugano'ya dirsek atan Ferrari hem takımını 10 kişi bıraktı hem de penaltıya sebebiyet verdi. Maç başından beri birbiriyle didişen bu ikilinin psikolojik savaşından galip çıkan Lugano rakibine bir maçta yaptırılabilecek en büyük hatayı yaptırttı.
Penaltıda topun başına geçen Alex her zamanki köşesine topu bırakırken, Rüştü 3-5cm daha uzun olsaydı topu çıkarabilecek kadar güzel bir atlayış gösterdi. Maç 2-2'ye gelmiş ve Beşiktaş 10 kişi kalmışken maçın seyrini değiştirecek hamle Schuster'den geldi; tartışmalı bir şekilde kadroya yedek stoper almayan Schuster, Necip'i çıkartarak Aurelio'yu stopere çekti. Aslında kırılma anı da bu oldu; Necip'in markajı altında etkin olamayan Alex, Necip'in çıkmasıyla sazı eline aldı ve demoralize olmuş rakibi karşısında takımını 2 farklı öne geçiren golleri art arda ağlara yolladı.



Aslında 2 taraf için de teknik adamların süper bir yönetim sergilediğini söylemek doğru olmaz.
Aykut Kocaman haftalardır oynattığı ve takımı uydurduğu taktiğinden ödün vermeyerek doğruyu yaptı. Fakat maçta Beşiktaş'ın hakim olduğu dakikalarda takımına müdahale edemedi. Semih'i kenarda ısınmaya yolladığı dakikalarda kazanılan penaltı ve sonrasında Alex'in art arda attığı goller nedeniyle bu hamlesinden vaz geçti.
Schuster için de sahaya çıkarttığı kadro açısından bişey söylemek pek doğru olmayabilir. Fakat yedek tercihleri yanlıştı; Fenerbahçe karşısında hayatının maçlarını oynamış Bobo yedeklerde bile yoktu, aynı şekilde defansın as oyuncusu gösterilen Sivok da maçı evinden izliyordu. Takım 10 kişi kaldığında yedek stoperi olmadığı için Aurelio'yu o bölge için oyuna soktu ama Alex'in 2. golünde yaptığı hata fazlasıyla acemiceydi. Ayrıca Alex'i marke eden Necip'i oyundan çıkartıp Aurelio'yu alması anlamsızdı, ileri uçtan birini çıkartıp defansif oyuncu olarak yetenekli ve hızlı silahlarıyla kontraatağa dönebilirdi. Ayrıca Beşiktaş'ın bu kadar çabuk demoralize olması da Schuster'in takım içi dengeleri iyi oturtamadığının bir göstergesi.

Bana göre maçın adamı sıralaması;
1- Alex: 3 gol 1 asistle oynadı ve Fenerbahçe'nin ilk ve son 30 dakikada yakaladığı tüm ataklarda onun pasları vardı. Ayrıca çok klas bir gol attı (4. gol)
2- Rüştü: İlk 30 dakika içinde Fenerbahçe'nin farka koşmasını tek başına engelledi, penaltıyı da az kalsın kurtarıyordu. Tecrübesini maç boyunca konuşturdu.
3- Volkan: Büyük maçların oyuncusu olduğunu yine gösterdi. Defansın hata yaptığı dakikalarda farkın açılmasını önleyerek takımının oyuna tutunmasını sağladı.

9 Mayıs 2010 Pazar

Kalecilere Güvenmek


Özellikle Leo Franco'nun Selçük'tan yediği gol sonrası ülkemizde yine kaleci sorunsalı gazetelerde baş köşeyi almış durumda. Geçen hafta da İvesa, Özer'den yediği gol sonrası çok eleştirilmişti. Ülkemizde ise hala yerli kalecilere bir güvensizlik varken bir yandan da yabancı kaleciler öğütülüp gidiyor. Enke, Fenerbahçe'ye geldiği ilk maçta 3 gol yemesi sonrasında gönderilmişti. Ertesi sezon ise Almanya'da yılın kalecisi seçilmişti. Kaleciler her zaman hata yaparlar ve yapmaya da devam edeceklerdir. Önemli olan kaleciye güvenilmesi, kendisine güvenildiğini bilen kaleci hatalarından ders çıkartırken, ilk hatasında yedek klübesini göreceğini bilen kaleci ise bu stress altında hatalarına devam eder.

Zamanında saçma sapan goller yediği için sürekli eleştiri oklarının hedefi olan Volkan, bugün Milli Takımın kalesinde güven veriyor. Hala hatalı gol yemiyor mu? Yiyor. Fakat yediği hatalı goller O'nu başarısız bir kaleci yapmıyor. Benzer şekilde Beşiktaş'ta Hakan, 2 farklı maçta toplamda 12 gol yedi, fakat hala Beşiktaş'ın kalesine geçecek güveni veriyor. Galatasaray'da ise yedek klübesinde ki Türk kalecilere rağmen, yıllardır yabancı hakkı yabancı kaleciden yana kullanılıyor. Gelenden istenilen performans alınamadığında yollanıp yerine yenisi aranıyor. Aykut hala Galatasaray'ın kalesinde güven vermiyor, çünkü biliyor ki yediği ilk hatalı golde yine yabancı kaleci konusu gündeme gelicek ve büyük ihtimalle yine yedek klübesi yolu görünecek. Trabzonspor kalesini genç Onur'a emanet etti ve başarılı oldu.
Yıllardır Milli Takım'ın kalesini Fenerbahçeli kalecilerin korumasının sebebide tamemen bu güven olayı. Schumacher'in ardından kaleyi devralan Engin'den sonra Fenerbahçe kalesini sadece tek bir maç yabancı kaleci korudu (Enke), onun dışında her zaman yerli kalecilere güvenildi. Kendisine olan güvenin farkında olan Rüştü ve Volkan gibi kalecilerde bu güvenin sağladığı özgüvenle kendilerini geliştirdiler, pek çok kez hata yaptılar, fakat yaptıkları hatalardan sonra klübe korkusu yaşamak yerine, hatalarını telafi etmeye çalıştılar. Rüştü yıllarca ortasaha civarlarından gol yedi, Volkan pek çok kez üstüne gelen topları bile ağlarında gördü. Fakat hala Türkiye'nin en başarılı kalecileri arasında gösteriliyorlar.

Trabzonspor Onur'a güvenerek yıllar sonra Milli Takım kalesini Fenerbahçe'nin tekelinden almaya çok yaklaştı. Çünkü Onur takımının kendisine duyduğu güvenle hergün kendisini biraz daha geliştiriyor. Ne zaman ki kalecilerimize yeterli güveni ve sabrı göstermeye başlarız o zaman ligimizde milli takım düzeyinde oynayabilecek pek çok yerli kalecimize olmaya başlar. Ama eğer genç kalecilerimize yeterli güveni veremezsek o zaman elimizde ki olanlarla yetinmek zorunda kalırız ve yenilerini, daha yeteneklilerini yetiştiremeyiz.
Diğer yandan da kaleci takımın en önemli elemanlarından biri konumundayken, dünya devi olarak lanse edilen takımlar sabit bir kalecinin etrafında oluşan takımlar şeklinde kuruluyken, kalecilerine güvenmeyen, her transfer döneminde farklı bir kaleci transfer eden bir takımında uzun süreli periyodda başarılı oturmuş bir yapıya göre de daha zor olur.

Casillas, 9 Ekim'de oynana Sevilla maçında 2 tane %100'lük golü çıkarttı, belkide dünyada eşi benzeri olmayan 2 kurtarış yaptı. Fakat aynı Casillas sadece 12 gün sonra Milan karşısında büyük bir hata yaparak takımının geriye düşmesine neden oldu. Fakat hatalı bir gol yemiş olması asla Casillas'ın dünyanın sayılı kalecileri arasında olduğu gerçeğini değiştirmedi.
Sonuçta kaleciler hala futbolda takımlarının en büyük unsurlarından biri olmaya devam edicekler. Çünkü ne kadar iyi bir defansınız olursa olsun, rakibi kalenize yaklaştırmasanız bile, kaleye doğru giden bir şutun her zaman gol olma ihtimali vardır ve o golü engelliyebilecek tek kişi de kalecidir. Fakat aynı şekilde bir golcü onlarca gol kaçırıp bir tane attığında omuzlarda taşınırken, bir kaleci onlarca gol kurtarıp bir tane hatalı gol yediğinde yerin dibine sokulmaya devam edicektir.

9 Ekim 2009 Sevilla - Real Madrid


21 Ekim 2009 Real Madrid - AC Milan

19 Nisan 2010 Pazartesi

21 + Alex = 1-0

Bursaspor'un cuma günü Gaziantep'i 2-0 yenerek, puan farkını açması derbiye çok farklı anlamlar yüklenmesine sebep oldu. 2 takımında oyuncuları ve teknik ekibi Kadıköy'de kaybedilecek puanların şampiyonluk yarışında büyük ölçüde havlu atmak demek olacağının farkındaydı. Derbinin de bunun ışığında sert ve çekişmeli geçeceği zaten beklenen birşeydi.
Maçtan önce Kadıköy'de Fenerbahçe tribünleri son derece konsantre olmuş ve olası bir hatanın faturasının şampiyonluğun kaybı manasına geleceğini bilmelerinden dolayı olsa gerek, normal bir derbi maçta yaşanacak tatsızlıkları, yaşatmadılar.

Maçla ilgili bişeyler yazmadan önce şunu belirtmek lazım ki; hakem belirli hatalar yaptı, bazıları ufak tefek bazıları büyük. Maç içinde çirkefleşen, futbol ahlakına yakışmayan hareketler yapan futbolcular oldu. Fakat bunlar zaten her köşede yazılıp, çizildiği, hatta günlerce yazılıp çizileceği için bende aynı şeyleri yazmaya gerek görmedim.

Maç boyunca iki takımda hem kendi karakteristik özelliklerini sahaya yansıtmaya çalıştı hemde Süper Lig'in karakteristiği olan sert, fizik gücüne dayalı oyunda ön plandaydı. İki takımında bu sert, birebir oyununda farkı yaratan ise, geldiği günden beri fiziksel olarak zayıflığı eleştirilen Alex oldu. Daha santrada ayağına gelen toğu hemen Beşiktaş yarı alanında taca atarak, takımının rakip yarı sahaya yayılmasını ve topun rakip sahada kalmasını sağladı. Zaten bu hamlenin hemen ardından daha 2. dakikada Mehmet Topuz'un pasını ceza sahası dışından güzel bir şutla kaleye göndererek, santradan sonra ayağına gelen ilk topu gol yaparak farkını göstermiş oldu.
İlk yarı topu sürekli rakip yarı sahada tutmaya çalışan, üst üste gol pozisyonlarına giren rakibine karşı daha diri bir görüntü çizen Fenerbahçe, kaçırdığı pozisyonları değerlendirebilse bugün çok farklı şeyler konuşuluyor olabilirdi. Önce Guiza topu resmen boş kaleye yuvarlayamadı, ardından Alex altı pas içinde şut çekmek yerine topu Guiza'ya yuvarlamak isteyince Rüştü'ye takıldı. Bu dakikalarda ise Beşiktaş tamamen Bobo'ya bağımlı oynuyordu; Bobo'ya at Bobo topu ilerde tutsun o sırada ortasaha rakip yarı alana geçsin takım hücuma çıksın, fakat önde basan ve ortasahasıyla yakın oynayan Fenerbahçe defansı, Beşiktaş'ın bu planına izin vermedi.

İkinci yarı iki takımda yine klasikleşmiş ikinci yarı taktikleriyle oyuna başladılar, Beşiktaş ilk yarı durdurup 2. yarı vururum mantalitesini uygulayarak, 1-0 geride olması sebebiyle risk alarak yüklenmeye çalıştı. Fenerbahçe ise 2. yarının ilk 10-15 dakikası oyunu yine yarı alana yıkma çalışmalarına devam etti, fakat daha sonra en güvendiği yeri savunması olduğundan, geri çekildi ve ilk yarıda Beşiktaş'ın uyguladığı taktiğe benzer bir taktikle tek adam, Guiza, üzerinden hücuma çıkmaya çalıştı. Fakat Guiza, Bobo gibi top tutan bir oyuncu olmadığından dolayı ilerde kalmakta zorlandılar.
İkinci yarı, ilk yarıya göre kısmen daha zevksiz bir yarı oldu, fiziksel mücadele hat safhaya ulaştı, futbolun seyir zevki düştü. Bu dakikalarda yüklenmeye çalışan Beşiktaş, penaltı kazandı. Tartışmalı olayların olduğu penaltı atışında Volkan, Sevilla maçı formundan birşey kaybetmediğini gösterircesine penaltıyı kurtardı. Bu dakikalardan sonra ise maçta hiç birşey olmadı, hele art arda kırmızı kartların çıktığı son 10dakika hatırlanmaya bile değmez.

İki takımıda taktiksel olarak inceleyecek olursak;

Önce Beşiktaş'tan başlıyalım.
Mustafa Denizli, sakat oyuncularından arındırdığında elinde olan bütün oyuncuları kadroya koymuş gibi bir görüntüyle çıktı derbiye. Fakat zaten Ernst ve Toraman'ın oynadığı bir ortasahaya birde Fink'i yerleştirip hem sadece defansif yönü olan oyunculardan bir ortasaha kurmuş olmanın yanı sıra yabancı hakkınıda doldurmuş oldu. Toraman'ı Alex'e kilitlemek adına, libero gibi kullandı fakat Toraman daha ilk pozisyonda Alex'i marke etmeyince top ağlara gitmiş oldu. Maça tek hücum oyuncusu Bobo ile çıkıp onun tutacağı toplarla rakip yarı alana yığılma düşüncesi ise modern futbol anlayışından uzak ve takımı fazlasıyla yoracak bir hamleydi.
Aslında taktiklere ilk baktığımda aklıma gelen şu olmuştu; Beşiktaş'ın amacı ilk yarı kapanıp, top çevirmeye çalışan rakibini yormak, ikinci yarı oyuna hızlı hücum oyuncusu sokup kontradan golü bulmak herhalde. Fakat daha 2. dakikada golü yedikten sonra, topu rakip yarı alana taşıyamadıkları için çok zorlu anlar yaşadılar, gölü atmış olmanın rahatlığında ki rakibin ise kendisini fazla zorlamasına gerek kalmadı.


Fenerbahçe'nin taktiğine bakacak olursak.
İdeale yakın 11'i ile sahadaydı Fenerbahçe. Alex'in markaj altında olacağının farkında olan Daum'un Vederson yerine Özer tercihi, eğer Özer gününde olsaydı maça direk olarak etki edebilecek hamleydi. Fenerbahçe bu sene alışıla gelmiş olan, oyunu rakip yarı alana yıkıp golü bulduktan sonra, defans önüne çekilip Alex ve Guiza ile hucüma çıkma denemesini bu maçta da uygulamaya çalıştı fakat Beşiktaş'ın kalabalık defans hattı ve Guiza'nın top tutamaması nedeniyle son dakikalarda oyunu kendi alanında kabul etmek zorunda kaldı.


Maçta hakkında iyi şekilde konuşulup övülecek 3 oyuncu vardı bana göre:
Galatasaray derbisinde Keita'nın şutunu çıkartıp 3 puanda büyük rol oynayan Volkan, bu maçta da penaltıyı kurtararak yine büyük rol oynadı.
Sakatlığı nedeniyle ameliyat olması gerekmesine rağmen derbiye çıkıp 90 dakika boyunca durmayan Gökhan Gönül, zaten Daum'da maçın adamı olarak onu gösterdi.
Futbolun sadece fizik gücüyle, sağa sola koşarak değil, doğru zamanda doğru yerde olmanın çoğu zaman yettiğini ve oyun zekasının önemini her zaman kanıtlayan Alex.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails