şampiyonluk yarışı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şampiyonluk yarışı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Kasım 2010 Pazartesi

Abu Dhabi'de Şampiyon VETTEL


Sıralama turları beklenenden daha mücadeleci geçmiş ve Vettel pol pozisyonu almıştı. Arkasında Mucizeyi kovalayan Hamilton, 3. sırada şampiyona lideri Alonso, 4. sırada geçen sezonun şampiyonu fakat bu sezon rakiplerine göre daha erken havlu atan Button, 5. sırada şampiyonanın favorilerinden Webber ve 6. sırada 2008'de son turda kaybettiği şampiyonluktan sonra hala toparlanamayan Massa.

5 kırmızı ışık tek tek yanıp söndüğünde grid ilk viraja doğru bu sıralamada hareketlendi, pistin kirli tarafından kalkmasına rağmen iyi ivme yakalayan McLaren'lerden, Hamilton Vettel'in içine bir bakış atmasına rağmen Vettel'in savunmasını geçemeyince ilk virajı 2. sırada döndü, fakat Jenson Button ilk viraja girmeden önündeki Alonso'nun yanına kadar gelmeyi başardı ve virajın içini alınca da Alonso'yu 4.lüğe itmiş oldu.

İlk turda 5. virajın çıkışında takım arkadaşı Rosberg ile girdiği mücadele sonrasında kerbin üzerinde spin atan Schumacher'in aracının üzerine üzerine, virajı dönen ve kalabalık nedeniyle kaçıcak alan bulamayan, Liuzzi kelimenin tam manasıyla paralel park yaptı. Kaza yapan ikili el ele pitin yolunu tutarken, bu sezon lider görmeyi alışkanlık haline getirdiğimiz Bernd Maylander yine piste girmişti.


Güvenlik aracının piste girmesi bu turlarda, şampiyonluk adayları için iyi gelmişti. Çünkü kalkışın ardından artan tempo böylece yavaşlamış olacağından grid sıralaması iyice yerine oturmuş olacak ve kaza ihtimalleri azalmış olacaktı. Hem büyük stress altında yarışa başlıyan pilotlar için adeta bir soluk alma periyodu olurken, bir yandan da kalkış sonrası hem pistin ısınması hemde lastik ve frenlerin ideal ısılarına gelmesi için de yararlı bir periyottu. Arka sıralardaki pilotlar ise güvenlik aracının girişini erken bir pit stop avantajı olarak görüp hemen pite yöneldiler; Vitaly Petrov ve Nico Rosberg bu erken pite giren isimlerin içindeki göze çarpan pilotlardı.

Yere dökülen benzinin temizlenmesi sonrasında yarış 6. turda yeniden başladı. Hamilton, Vettel'i 1-2 sn aralığında sürekli kovalarken, Jenson Button bu ikilinin 5sn arkasında rahat fakat öndekilerin arayı açmasına izin vermiyecek bir şekilde takibine başladı. Alonso, Webber, Massa bölümü ise birbirini kovalayarak fakat geçicek kadar yaklaşmayarak, öndeki grubu takip ediyordu.
Şampiyonluk adayları arasında pite ilk giren isim Webber oldu, otelin altındaki virajda arka lastiğini bariyerlere sürten ve sonrasın da arka lastiklerde sorun var diye telsizden takıma bilgi veren Webber daha tur bitmeden pit yoluna doğru yöneldi. Pitten trafiğin içine 16. sırada çıkan Webber böylece şampiyonu belirliyecek olan yarışta bir anda avantaj kaybetmiş oldu. Ferrari, yinede Webber'in arkada kalmasını garantilemek adına Massa'ya bir tur daha attırıp, pite çağırdılar, amaç Massa'yı Webber'in önüne çıkartıp, Webber'i kontrol altında tutmaktı. Fakat hesaplar tutmayınca Massa, Webber'in arkasında pitten çıkmış oldu.

Ferrai, Webber'in yaptığı hatayı ve Massa'yı da erken pite alarak, Massa için yarışı bitirdiklerini fark etti. Çünkü Massa, Webber ikilisi; ilk turda pite girmiş olan Petrov ve Rosberg ikilisinin arkasında pitten çıkmışlardı ve bu ikiliyi pist üzerinde geçmedikleri taktirde yarışı bu pilotların arkasında bitirmek zorunda kalıcaklardı. Bu sebeple Alonso'dan hızlı turlar atıp biraz daha pistte kalmasını ve öyle pite gelmesini istediler. Alonso elinden geldiği kadar zorladıktan sonra pite yöneldi ve pitten kritik bir noktada çıktı. Webber ve Massa'nın önündeydi fakat, Petrov'un arkasında 12. sıradaydı. Fakat yarışın daha 16. turuydu ve daha koşulacak 39 tur vardı, şampiyonluk yarışı hala her ihtimale gebeydi.


Arka bölümle arayı sürekli olarak açan, Hamilton Vettel ikilisinden ilk olarak pite giren isim Hamilton oldu. Pitten 5. sırada çıkan Hamilton, daha pite girmemiş olan Kobayashi ve Kubica'nın arkasına düşmüştü. 25. turda pite giren Vettel ise, pite giriş turunda attığı hızlı tur sayesinde bu 3lünün önünde 2. sıradan pitten çıkarak büyük avantaj sağlamış oldu. 2 tur içinde Kobayashi yi geçen Hamilton, Kubica'nın arkasına yapıştı. Pistin diğer bölümünde ise, şampiyonluğu kovalayan Alonso diğer Renault'un, Petrov'un, arkasına takılmış olarak ümitlerini tüketiyordu. Yarış dışı kalma pahasına yaptığı ataklarda sürekli Petrov'un savunmasıyla karşılaşıyordu.



Vettel, bu bölümde Hamilton - Kubica ikilisiyle sürekli olarak farkı açmaya devam ediyordu. Yarış lideri konumuna gelen Jenson Button ise pite girmek için takım arkadaşının Kubica'yı geçmesini bekliyordu, çünkü olası bir Hamilton-Vettel mücadelesi durumunda, Button hayati bir rol oynayabilirdi, ve uygun koşullar yani Webber ve Alonso puan alamıyacak durumda kalmaya devam ederlerse, Hamilton'un şampiyon olmasını sağlıyabilirlerdi. Fakat Hamilton, Kubica arkasında takılınca, Button'da hızlı turlar atmayı bırakarak, yarış temposuna ayak uydurdu. Button ve Kubica pite girdiğinde, grid son haliyle şekillenmişti. Vettel- Hamilton- Button... 7. Alonso, 8. Webber.


Son turlarda Hamilton arayı kapatmaya başlasa da yarışın bitmesine artık sayılı turlar kalmıştı. Vettel, rakiplerinin yanlış stratejileri ve kendisinin mükemmele yakın pit stratejisi sayesinde yarışı kazandı. Alonso bitiş çizgisini 7. sırada geçene kadar RedBull pit duvarında gergin bir bekleyiş hakimdi. Alonso bitiş çizgisini Petrov'un arkasında geçtiği andan itibaren ise RedBull duvarında sevinç çığlıkları yükseliyordu, Vettel aracında sevinçten ağlarken, 39 tur boyunca yaptığı savunmayla Alonso'yu şampiyonluktan eden Petrov'a Alonso boş turda yanına gelerek el hareketi yapıyordu, Mark Webber ise ortalıkta görünmüyordu. Zaten şampiyonluk ümitleri çok düşük olan McLaren pilotları ise yeni şampiyon Vettel'i kutluyorlardı.

Son 3 yılın şampiyonu; Hamilton(2008), Button (2009) ve yeni şampiyon Vettel(2010) aynı podyumu paylaşarak, şampiyonluk yarışına yakışır bir podyum sergiliyorlardı. Bu yarış sonucunda, Hamilton en genç şampiyon ünvanını, kendisinden 150 gün daha genç şampiyon olan Vettel'e devrederken, Button'da sezon boyunca taşıdığı "1" numarayı Vettel'e devretmiş oldu.


Sezon sonu klasmanı:

1. SEBASTİAN VETTEL (ALMANYA) RED BULL 256 puan
2. Fernando Alonso (İspanya) Ferrari 252
3. Mark Webber (Avustralya) Red Bull 242
4. Lewis Hamilton (İngiltere) McLaren 240
5. Jenson Button (İngiltere) McLaren 214
6. Felipe Massa (Brezilya) Ferrari 144
7. Nico Rosberg (Almanya) Mercedes GP 142
8. Robert Kubica (Polonya) Renault 136
9. Michael Schumacher (Almanya) Mercedes GP 72
10. Rubens Barrichello (Brezilya) Williams 47
11. Adrian Sutil (Almanya) Force India 47
12. Kamui Kobayashi (Japonya) Sauber 32
13. Vitaly Petrov (Rusya) Renault 27
14. Nico Huelkenberg (Almanya) Williams 22
15. Vitantonio Liuzzi (İtalya) Force India 21
16. Sebastien Buemi (İsviçre) Toro Rosso 8
17. Pedro de la Rosa (İspanya) Sauber 6
18. Nick Heidfeld (Almanya) Sauber 6
19. Jaime Alguersuari (İspanya) Toro Rosso 5

18 Mayıs 2010 Salı

Biz Ne Zaman Yenilmeyi Öğreneceğiz?


Fenerbahçe - Trabzonspor maçının hemen sonrası...Taraftar, şampiyonluk sevinciyle sahaya fırlamış, oyuncularını kucaklamış; ancak ardından gelen “Şampiyon başkasıymış” açıklamasıyla elinden oyuncağı alınmış çocuk gibi yıkılmış. Heyecanın birkaç saniye içinde hüsrana dönüştüğü anlar... Zaferin yerini bozgunun almasıyla karnaval havası da birden hiddet dalgası şeklinde kabarıyor. Derin hayal kırıklığı hızla şiddetli bir öfkeye evriliyor. Önce stadın koltukları kırılıp devriliyor. “Mücadelenizle hayata direniyoruz” diyen pankartlar ateşe veriliyor. Şimdi kale arkasında, yukarıdan yağan sandalyelere karşı baraj oluşturmuş polisler var; bir de itfaiye araçları... Yanan tribünlere su sıkılıyor. Kara bir duman, sarı lacivert balonların asılı durduğu kapalı tavanına üşüşüyor hızla... Zafer tacı olarak hazırlanmış konfetiler alev alıyor. Saat 23.00 olmuş; maç biteli 1 saati geçmiş. Az önce “En büyük başkan” olarak selamlanan adam, şimdi öfkenin hedefinde... Çılgın kalabalık, nefretini yöneltecek hedef arıyor. Çıkış tünelinin körüğünü tekmeleyerek; “En büyük taraftar/ yönetici sahtekar” diye bağırıyorlar. O sırada 1907 locasından bir genç kız, aşağıda isyan bayrağı açanlara “Nankörler”diye bağırıyor. Bağıran, Fenerbahçe yöneticilerinden birinin kızı... 5 dakika sonra 15-20 kişilik bir erkek grubu, (belki de öğlen Develi’de söz Cimbom’dan açılınca “Fenerbahçe büyüktür/küfretmez” diye sus işareti yapanlar) ağızlarında en gariz küfürlerle locayı basıyor: “Nerede o o...u” diyerek genç kızı arıyorlar. Genç kız, yan kapıdan zor bela kaçırılıyor. Bir linç, kılpayı önleniyor. Dayağı, kızı korumaya çalışan koruma yiyor. Sessiz koruma, kalabalık taraftar karşısında çaresiz, hırpalanıyor. Olay yerine gelen polise “Siz karışmayın, bu iç işimiz” deniliyor. Polis gözetiminde tokatlar, yumruklar havada uçuşuyor. Az sonra, stadı bir yangın yeri gibi bırakarak dağılan kalabalık, önce basın toplantısının yapılacağı konferans odasının kapısını tekmeliyor. Yeniçeri ayaklanmasını hatırlatırcasına “kelle istiyor”. “Onları bize verin” diye haykırıyor. Kimseyi bulamayınca stadın üst katlarına çıkan duvarlarda asılı fotoğraflardan alıyor hıncını... Aziz Yıldırım’ın ve futbolcuların gülümseyen dev fotoğrafları birer birer devriliyor, yırtılıyor, tekmeleniyor. Bir halk ihtilali havası var. Kapıdakiler “Dışarı çıkmayın, orası daha kötü” diyor. Kadiköy sokakları bir İç savaş görüntüsü yansıtıyor. Polis, itfaiye, ambulans, özel güvenlikçiler oraya buraya koşturup isyanı bastırmaya çalışıyorlar. Futbolcular ve yöneticiler içerde; kaçmanın, canlarını kurtarmanın bir yolunu arıyorlar. Yerler kırılmış bira şişeleri, indirilmiş camlar, yırtılmış bayrak ve pankartlar, sönmüş balonlarla kaplı... Sağda solda hıncını alamamış çubuk formalı Fenerliler ağlıyor. Kör öfke, az sonra polisi de hedef alıyor. Onların üzerine de bira şişeleri yağıyor. “Bir spor müsabakası”ndan geceyarısı “Canımızı kurtardık, şükür” diye ayrılıyoruz. İnsanoğlunun yenilmeyi sindiremeden yenmeyi öğrenemeyeceği gerçeğini bir kez daha acıyla idrak ediyoruz.

Can Dündar

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Oley Oley Bursaspor Bursaspor!!!




Öncelikle şunu demek istiyorum.Lig sonu müthiş bitti.Dün oynanan her iki maçta da heyecan üst seviyedeydi.Heyacanın yanı sıra diğer tüm duygular da yaşandı.Sevinç, mutluluk, korku, gerilim, üzüntü, ağlamaklı gözler...Her iki maçta da herşey vardı.



Dün oynanan maçlara değinmeden önce bazı tesadüflerden bahsediyorum.Hepinizin hatırlayacağınızı düşünüyorum.Fenerbahçe'nin 100.yılında yani 2006-2007 sezonunda oynanan 32. hafta sonucunda Fenerbahçe şampiyon olmuştu.Peki Fenerbahçe kimle oynamıştı ve çekiştiği kimdi?Fenerbahçe cezası nedeniyle İzmir'de Trabzonspor ile çekiştiği Beşiktaş ise deplasmanda Bursaspor ile oynadı.Yani aynı bugünkü durum gibi.Sadece Fenerbahçe'nin şampiyonluk için çekiştiği takım Bursaspor.O maçların skorlarını anımsarsak Fenerbahçe Trabzonspor ile 2-2 berabere kalırken, Beşiktaş Bursaspor'a 3-0 yenildi ve Fenerbahçe 2 hafta kala şampiyonluğunu ilan etmişti.Düne gelirsek dün de Fenerbahçe ile Trabzonspor bebabere kalırken, Bursaspor o zamnki gibi yine Beşiktaşı'ı yendi.Ama bu sefer farklı bir durum vardı.Bu skorların sonuncunda şampiyon Bursaspor olmuştur.3 sene sonra yine bu dört takımın şampiyonu belirlemede bir araya gelmeleri gerçekten ilginç bir tesadüftü.



Diğer bir tesadüfe geçersek o da Lig tarihimizde son haftaya lider giren takımın şampiyon olamadığı seon sayısı dünle birlikte 2 oldu.Her ikisi de Fenerbahçe'ye denk geldi ve skorlara bakarsak aynı skorları alarak bu hayal kırıklığını yaşadılar.Bundan sonra Fenerbahçe ne zaman şampiyonluk son maça kalsa omuzlarına binen yük biraz daha artıcak gibi görünüyor.Çünkü Denizli'den ders alındı diye bu maçtan ümitli olanlar birkez daha hayal kırıklığına uğradılar.



İsterseniz dün oynanan maçlardan sonra şampiyon olan takımla ilgili birşeyler söyleyelim.Bursaspor'un şampiyon olması Türk futbolunda yeni bir dönem başlamasına vesile oldu.Birçok kez Anadoludan bazı takımlar bu mücadelede yer alsalar da bir türlü mutul sona ulaşamadılar.Belki tecrübe eksikliği belki de şampiyon olacak kapasiteleri yoktu.Geçen seneyi hatırlayalım.Sivasspor çok yaklaşmıştı ama bence tecrübe eksikliğinden dolayı o stresi taşıyamadı ve Anadoludan bir şampiyon çıkması ertelenmiş oldu.Belki de Sİvasspor'un şampiyon olamaması bir taraftan da iyi oldu.Çünkü (yanılmıyorsam Mehmet Demirkol da aynı şeyi demişti) Anadoludan şampiyon olacak takım veya şampiyon olan 5.takım Bursaspor'a daha çok yakışacaktı.Bunun nedeni Bursaspor'un bir futbol kenti olmasıydı.Bu açıdan 5.şampiyon'un Bursaspor olmasına sevindim.Bir de bu başarıyı devam ettirecek bütünlüğe sahip olduklarını düşünüyorum.Bütünlük derken şundan bahsediyorum.Ertuğrul Sağlam uzun yıllar Bursaspor kalıp başarılar kazanmayı hedefliyor.Türkiye'nin ve Bursaspor'un Alex Ferguson'u olma peşinde.Bu yolda emin adımlarla ilerliyor.



Ertuğrul Sağlam Bursaspor'un başına Ocak 2009 da geldi.Gelmeden önce Bursapor ligde 16 maçta 6 galibiyet, 4 beraberlik, 6 yenilgi alıp 22 puanla ilk yarıyı kapatmıştı..Peki Ertuğrul Sağlam geldikten sonra Bursaspor ne yaptı?18 maçta 10 galibiyet, 6 beraberlik, 2 yenilgi ile ikinciyi yarıyı tamamladı ve Ligi 58 puanla 6. tamamladı.

Ertuğtul Sağlam aynı Kayserispor da olduğu gibi bir program yapıp ilk beşe kendilerini sokmayı planlıyordu.En azından Avrupa bileti alma peşindeydi.Sezon öncesi doğru transferlerle bu hedefinin hiç de zor olmayacağını hafiften göstermiş oldu.Bursaspor bu sezonun ilk yarısında 11 galibiyet, 2 beraberlik ve 4 yenilgi aldı.Bu sonuçlarla kendini ilk beşte bulmuştu.Geçen sezon Fenerbahçe ve Galatasaray'ın durumlarına bakarsak bu sezon şampiyonluk mücadelesi geçen sezon kadar kolay olmayacağı görünüyordu.En azından Bursaspor'a şans verildiğini düşünmüyorum veya şansının az olduğu söyleniyordu.Ama haftalar ilerledikçe Fenerbahçe'nin önce Galatasaray sonra Beşiktaş'ı yenmesi ve Bursaspor'un istikrarlı bir şekilde yoluna devam etmesi birden şampiyonluk umutları yeşermeye başladı.

Fenerbahçe kötü giden bir dönemi ardından hiç gol yemeden seriyle gelmesi Bursaspor üzerinde iyice baskı yarattı.Bursaspor'un kader maçı olarak nitelendirilen İBB maçında puan kaybetmesi Busaspor'un stresi taşıyamacağı şeklinde yorumlanmıştı.Ama Tİmsahlar bunun üstesinden geldi ve son haftaya kadar bu heyecanı yaşamaya devam ettiler.Sonunda da mutlu sona ulaştılar.



Bu başarının mimarı elbette Ertuğrul Sağlam.O geldiğinden beri Bursaspor değişti ve göze hoş gelen futboluyla herkesin beğenisini kazandı.Şu rakam aslında herşeyi açıklıyor.Ertuğrul Sağlam Bursaspor'un başında çıktığı 42 lig maçının 33'ünü kazandı.Bunun üstüne daha ne söylenebilir ki?Bursaspor'u tekrardan tebrik ediyorum ve umarım bu başarıları gelecek sezon hem ligde hem de Avrupa'da devam eder.Türk futbolundaki yeni dönem herkes için hayırlı olur ve futbol olarak yükselişe geçeriz.

14 Mayıs 2010 Cuma

Türkiyede Olsa Ne Olurdu?


İngiltere'de son haftaya Manchester United ile Chelsea 2 puan farkla girmişlerdi. Son hafta ki mücadelelerde; Chelsea, Wigan Athletic'i 8-0 gibi net bir skorla geçerken, ManU'da rakibi Stoke City'i 4-0'la geçti.

Turkcell Süper Lig'de Fenerbahçe ile Bursaspor son haftaya 1 puan farkla giriyor. Pazar günü Fenerbahçe, Trabzonspor'la karşılaşacak, Bursaspor ise Beşiktaş'la.

Eğer takımlardan herhangi biri Premier League'deki gibi bir galibiyet alırsa haftalarca belki aylarca ülke şike iddaları ile sarsılacak, hatta pek çok eski dosyalar açılacak ortaya serilecek. Galatasaray'ın son hafta Ankaragücü'nü 8-0 yendiği maçın yankıları hala sürüyor. Fakat EPL'de son haftaya şampiyonluk iddasıyla giren iki takımın toplamda 12 gol atıp gol yememiş olması nedense kimseyi rahatsız etmiyor.

İngilizler yapınca futbolun güzelliği oluyorda, Türkiye'de yapılırsa nedense şike iddaları alıp başını yürüyor...

28 Nisan 2010 Çarşamba

Tarih Tekerrür Eder Mi?


Ligin bitimine 3 hafta, yani sadece 9 puan kaldı. Şampiyonluk için çekişen Fenerbahçe ve Bursaspoar arasında ki puan farkı ise sadece 1.
Bu tablo zaten son günlerin üzerinde en çok konuşulan, en çok yorum yapılan olayı.
Bursaspor son hafta Beşiktaş ile, Fenerbahçe ise son hafta Trabzonspor ile oynayacak. Yani 2 takım eğer son haftaya kadar puan puana gelebilirlerse şampiyonluk düğümünü çözemek için iki takımında, geçmişte çeşitli olaylar yaşadıkları takımları yenmek zorunda kalıcaklar. İşte belkide o zaman tarih tekerrür edicek yada tam tersi olucak.
Peki tarihte ne olmuştu?
Bursaspor - Beşiktaş (2003-2004)
Bursaspor lige, beraberlikler ve mağlubiyetlerle dolu bir başlangıç yapmış ve bir türlü istenen formu tutturamayarak, düşme potasına inmişti.
Ligin 19. haftasında, ağırladıkları Beşiktaş'a Tümer Metin'in golüyle 1-0 mağlup olmuşlardı. Ligin son 7 haftasında 6 galibiyet almasına, ki son 5 haftayı full geçmiştir, rağmen Bursaspor küme düşen takım olur.
Tabiki burda Beşiktaş'ın suçu ne diye de sorulabilir. Son haftalara, ligde hiç bir iddaası kalmadan ve 3.lüğü garanti olarak giren Beşiktaş'ın son 3 haftadaki rakipleri; Adana, A.Sebat ve Ç.Rize'dir. Yani Bursa'nın düşme hattında ki rakipleri. Beşiktaş iddaası kalmamasını gerekçe göstererek bu maçlara yıldızlarını götürmez yedek ağırlıklı kadrolarla çıkar ve 1-0, 2-0 ve 1-0 lık skorlar alarak 3 rakibinede yenilir ve Sebat ile Rize Beşiktaş'tan aldıkları puanlar sayesinde Bursaspor'un 2 puan üstünde yer alarak ligde kalırlar.

O zaman Bursaspor'un ligde kalabilmesi için tüm ipler Beşiktaş'ın elindeydi ve Beşiktaş, Bursa'nın ipini çekti. Şimdi ise son haftada Bursaspor bu sefer şampiyonluk için oynuyacak Beşiktaşla ve Beşiktaş'ın yine sezon için bir iddaası kalmamış durumda. Bu sefer de tarih tekerrür edip, Bursaspor Beşiktaş yüzünden başarızı olucak mı görücez.

Trabzonspor - Fenerbahçe (1995-1996)
1995-1996 sezonunda son 5 haftaya Trabzonspor 4 puan önde girer. 30. haftada Vanspor'a 1-0 yenilmesiyle, puan farkı 1'e iner ve 32. haftada ki Fenerbahçe maçı şampiyonluğu belirliyecek maç konumuna gelir.
Avni Aker Stadı'nda oynana ve şampiyonu belirleyecek olan maçta, Trabzon ilk yarıyı 1-0 önce kapatmasına rağmen 1-2 mağlup olarak liderliği Fenerbahçeye devreder. Son 2 haftada iki takımda puan kaybetmeyince Fenerbahçe şampiyon olur.


Sadece 3 hafta sonra 2 taraf da şampiyonluğun kaderini değiştirmek için sahaya çıkacak. Bursaspor Beşiktaş'ın karşısına bu sefer küme düşmemek için değil şampiyon olabilmek için çıkıcak. Trabzon ise bu sefer 96'nın öcünü alıp rakibini şampiyonluktan etmek için sahada olucak.

19 Nisan 2010 Pazartesi

21 + Alex = 1-0

Bursaspor'un cuma günü Gaziantep'i 2-0 yenerek, puan farkını açması derbiye çok farklı anlamlar yüklenmesine sebep oldu. 2 takımında oyuncuları ve teknik ekibi Kadıköy'de kaybedilecek puanların şampiyonluk yarışında büyük ölçüde havlu atmak demek olacağının farkındaydı. Derbinin de bunun ışığında sert ve çekişmeli geçeceği zaten beklenen birşeydi.
Maçtan önce Kadıköy'de Fenerbahçe tribünleri son derece konsantre olmuş ve olası bir hatanın faturasının şampiyonluğun kaybı manasına geleceğini bilmelerinden dolayı olsa gerek, normal bir derbi maçta yaşanacak tatsızlıkları, yaşatmadılar.

Maçla ilgili bişeyler yazmadan önce şunu belirtmek lazım ki; hakem belirli hatalar yaptı, bazıları ufak tefek bazıları büyük. Maç içinde çirkefleşen, futbol ahlakına yakışmayan hareketler yapan futbolcular oldu. Fakat bunlar zaten her köşede yazılıp, çizildiği, hatta günlerce yazılıp çizileceği için bende aynı şeyleri yazmaya gerek görmedim.

Maç boyunca iki takımda hem kendi karakteristik özelliklerini sahaya yansıtmaya çalıştı hemde Süper Lig'in karakteristiği olan sert, fizik gücüne dayalı oyunda ön plandaydı. İki takımında bu sert, birebir oyununda farkı yaratan ise, geldiği günden beri fiziksel olarak zayıflığı eleştirilen Alex oldu. Daha santrada ayağına gelen toğu hemen Beşiktaş yarı alanında taca atarak, takımının rakip yarı sahaya yayılmasını ve topun rakip sahada kalmasını sağladı. Zaten bu hamlenin hemen ardından daha 2. dakikada Mehmet Topuz'un pasını ceza sahası dışından güzel bir şutla kaleye göndererek, santradan sonra ayağına gelen ilk topu gol yaparak farkını göstermiş oldu.
İlk yarı topu sürekli rakip yarı sahada tutmaya çalışan, üst üste gol pozisyonlarına giren rakibine karşı daha diri bir görüntü çizen Fenerbahçe, kaçırdığı pozisyonları değerlendirebilse bugün çok farklı şeyler konuşuluyor olabilirdi. Önce Guiza topu resmen boş kaleye yuvarlayamadı, ardından Alex altı pas içinde şut çekmek yerine topu Guiza'ya yuvarlamak isteyince Rüştü'ye takıldı. Bu dakikalarda ise Beşiktaş tamamen Bobo'ya bağımlı oynuyordu; Bobo'ya at Bobo topu ilerde tutsun o sırada ortasaha rakip yarı alana geçsin takım hücuma çıksın, fakat önde basan ve ortasahasıyla yakın oynayan Fenerbahçe defansı, Beşiktaş'ın bu planına izin vermedi.

İkinci yarı iki takımda yine klasikleşmiş ikinci yarı taktikleriyle oyuna başladılar, Beşiktaş ilk yarı durdurup 2. yarı vururum mantalitesini uygulayarak, 1-0 geride olması sebebiyle risk alarak yüklenmeye çalıştı. Fenerbahçe ise 2. yarının ilk 10-15 dakikası oyunu yine yarı alana yıkma çalışmalarına devam etti, fakat daha sonra en güvendiği yeri savunması olduğundan, geri çekildi ve ilk yarıda Beşiktaş'ın uyguladığı taktiğe benzer bir taktikle tek adam, Guiza, üzerinden hücuma çıkmaya çalıştı. Fakat Guiza, Bobo gibi top tutan bir oyuncu olmadığından dolayı ilerde kalmakta zorlandılar.
İkinci yarı, ilk yarıya göre kısmen daha zevksiz bir yarı oldu, fiziksel mücadele hat safhaya ulaştı, futbolun seyir zevki düştü. Bu dakikalarda yüklenmeye çalışan Beşiktaş, penaltı kazandı. Tartışmalı olayların olduğu penaltı atışında Volkan, Sevilla maçı formundan birşey kaybetmediğini gösterircesine penaltıyı kurtardı. Bu dakikalardan sonra ise maçta hiç birşey olmadı, hele art arda kırmızı kartların çıktığı son 10dakika hatırlanmaya bile değmez.

İki takımıda taktiksel olarak inceleyecek olursak;

Önce Beşiktaş'tan başlıyalım.
Mustafa Denizli, sakat oyuncularından arındırdığında elinde olan bütün oyuncuları kadroya koymuş gibi bir görüntüyle çıktı derbiye. Fakat zaten Ernst ve Toraman'ın oynadığı bir ortasahaya birde Fink'i yerleştirip hem sadece defansif yönü olan oyunculardan bir ortasaha kurmuş olmanın yanı sıra yabancı hakkınıda doldurmuş oldu. Toraman'ı Alex'e kilitlemek adına, libero gibi kullandı fakat Toraman daha ilk pozisyonda Alex'i marke etmeyince top ağlara gitmiş oldu. Maça tek hücum oyuncusu Bobo ile çıkıp onun tutacağı toplarla rakip yarı alana yığılma düşüncesi ise modern futbol anlayışından uzak ve takımı fazlasıyla yoracak bir hamleydi.
Aslında taktiklere ilk baktığımda aklıma gelen şu olmuştu; Beşiktaş'ın amacı ilk yarı kapanıp, top çevirmeye çalışan rakibini yormak, ikinci yarı oyuna hızlı hücum oyuncusu sokup kontradan golü bulmak herhalde. Fakat daha 2. dakikada golü yedikten sonra, topu rakip yarı alana taşıyamadıkları için çok zorlu anlar yaşadılar, gölü atmış olmanın rahatlığında ki rakibin ise kendisini fazla zorlamasına gerek kalmadı.


Fenerbahçe'nin taktiğine bakacak olursak.
İdeale yakın 11'i ile sahadaydı Fenerbahçe. Alex'in markaj altında olacağının farkında olan Daum'un Vederson yerine Özer tercihi, eğer Özer gününde olsaydı maça direk olarak etki edebilecek hamleydi. Fenerbahçe bu sene alışıla gelmiş olan, oyunu rakip yarı alana yıkıp golü bulduktan sonra, defans önüne çekilip Alex ve Guiza ile hucüma çıkma denemesini bu maçta da uygulamaya çalıştı fakat Beşiktaş'ın kalabalık defans hattı ve Guiza'nın top tutamaması nedeniyle son dakikalarda oyunu kendi alanında kabul etmek zorunda kaldı.


Maçta hakkında iyi şekilde konuşulup övülecek 3 oyuncu vardı bana göre:
Galatasaray derbisinde Keita'nın şutunu çıkartıp 3 puanda büyük rol oynayan Volkan, bu maçta da penaltıyı kurtararak yine büyük rol oynadı.
Sakatlığı nedeniyle ameliyat olması gerekmesine rağmen derbiye çıkıp 90 dakika boyunca durmayan Gökhan Gönül, zaten Daum'da maçın adamı olarak onu gösterdi.
Futbolun sadece fizik gücüyle, sağa sola koşarak değil, doğru zamanda doğru yerde olmanın çoğu zaman yettiğini ve oyun zekasının önemini her zaman kanıtlayan Alex.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails