fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Şubat 2011 Çarşamba

Fenerbahçe- Beşiktaş Derbi Analizi


Kadrolara bakacak olursak;
Fenerbahçe, haftalardır istikrarı ve oyun yapısını sağlamış ideal kadrosuyla sahadaydı. Defans hattında Gökhan-Lugano-Yobo-Santos. Orta sahada ideal üçlü olarak görülen; Emre- Selçuk - Mehmet Topuz. Hücum hattın da ise yavaş yavaş oturmaya başlamış üçlü olarak; Alex- Dia - Niang.

Beşiktaş ise Schuster'in sürekli rotasyonu ile değişen kadro yapısı nedeniyle ideal kadronun belirsizliği içinde sahaya çıktı. Kalede Hakan Arıkan'ın güven vermemsi ve Cenk'in sakat olması nedeniyle aylardır oynamayan Rüştü sahaya çıktı. Defans hattı İbrahim Üzülmez'in gönderilmesiyle formaya kavuşan İsmail, ortada Ferrari- İbrahim Toraman, sağ bekte ise yabancı sınırlamasına takılan Hilbert yerine Ekrem Dağ. Orta saha üçlüsü olarak Beşiktaş'ın ideali denebilecek; Ernst - Necip - Guti. Hücumda ise Portekiz tayfası Quaresma- Simao - Almeida.



Maçın temel gidişatından önce, taktiksel olarak yorumlayacak olursak;
Aykut Kocaman haftalardır Dia'yı ters kanatta oynatarak hızıyla birlikte ceza sahasına girme özelliğini kullanmaya çalışıyor. Beşiktaş'ta özellikle Quaresma'nın defansa yardım etmeyen yapısı nedeniyle, Simao sağ kanada geçene kadar ki 30dklık bölümde bu taktikle başarılı da oldu. Ayrıca Dia'nın hızlı fakat çabuk yorulan bir oyuncu olması nedeniyle de bu taktik maç boyunca uygulanamadı.

Sakat olarak sahaya çıkan Gökhan Gönül'ün kanadı Beşiktaş'ın hızlı ve teknik kanat oyuncuları (Simao ve Quaresma) için maden olabilecek bir bölgeydi fakat Mehmet Topuz maç boyunca hücumdan ziyade bu kanattaki atakları engellemeye yönelik oynayınca Fenerbahçe sağ kanadını defansif olarak kapatmış oldu. Fakat üzerine gidildiğinde açıklar verebilecek İsmail'i de bu sebepten dolayı zorlayamadı ve iki takım içinde o kanat ( Beşiktaşa göre sol Fenerbahçe için sağ kanat) maç boyunca pek işlemedi.



Dia'nın da Quaresma gibi geriye pek dönmeyen bir oyuncu olması nedeniyle Quaresma'yı Santos'un üzerine salmayı düşündü Schuster fakat geride Dia'nın sürekli bindirmeleri sebebiyle hapsolan Ekrem, Quaresma'ya ilk 30 dk boyunca yeterli desteği veremedi. Bu dakikalarda hücum yerine defansı ön planda tutan Santos da Quaresma'ya göz açtırmadı. İlerleyen dakikalarda bu kanatta etkili olmaya başlayan Simao ve Quaresma ( zaman zaman kanat değiştirmeleri sebebiyle) topu kanatlara taşıyarak tehlike oluşturmaya başladılar fakat defans hattı sebebiyle bir türlü içeriye yönelemeyerek daha çok kanat ortaları veya çaprazdan şutlarla pozisyon bulmaya çalıştılar.

Fenerbahçe de en tehlikeli isim Alex olarak gözükürken, Beşiktaş'ta da en tehlikeli isim olarak Guti gözüküyordu. İki takımın da teknik direktörleri bu oyuncuları durdurmanın yolu olarak başlarına bir oyuncu dikmeyi tercih ettiler. Necip oyundan çıkana kadar özellikle 30-65. dakikalar arasında Alex'e göz açtırmadı ki bu dakikalar arasında Beşiktaş sahada bariz şekilde Fenerbahçe'ye göre üstün taraftı. Zaten Necip'in çıkmasıyla serbest kalmayı başaran Alex'de 10dakika içinde 3 gol atmayı başardı. Diğer tarafta da Selçuk, Guti'ye yapışık oynamaya çalıştı. Maçın başında ilk karşılaşmalarında Guti'yi faul yaparak durdurmayı başaran Selçuk daha sonraki pozisyonlarda ise başarılı bir şekilde Beşiktaş'ın ortasahadan Guti ile top dağıtmasını engelledi.



Herkesin ortak görüşü olarak derbi 2 devre değil 3 devre halinde oynandı: 30-30-30 şeklinde.
İlk 30 dakika:
Fenerbahçe, bu sezon gösterdiği deplasman performansından çok farklı bir şekilde oyunu rakip sahaya yıkarak ve hızlı hücumlarla başladı. 5. dakikada Alex'in kullandığı serbest vuruşta Necip'in ters kafa vuruşu ile öne geçen Fenerbahçe skor avantajını da arkasına alarak oyuna hkim oldu. Ekrem madenini iyi değerlendiren Dia, Niang'ın da o bölgeye kayarak etkili oynaması sonucunda 30 dakika boyunca Beşiktaş defansını adeta dağıttı. Üst üste ataklarla Beşiktaş kalesinde tehlike oluşturan Fenerbahçe'nin bu dakikalarda şans yanında değildi, Rüştü kalesinde devleşirken, Dia'nın da karşı karşıya da şutu direkten döndü.

Dia'nın direkten dönen şutu Beşiktaş için bir kırılma anı oldu. Hareketli oyunuyla pozisyon bulan Fenerbahçe bir türlü golü bulamayınca yorulmaya başladı ve ileri üçlü ile ortasaha arasındaki mesafeler artmaya başlayınca, ortasaha Beşiktaş hakimiyetine geçti.



İkinci 30. dakika:
30. ile 60. dakikalar arasında top sürekli olarak Beşiktaş'taydı. Ortasaha hakimiyetini alan Beşiktaş, Fenerbahçe kalesine hucümlar başlatmaya başladı. Fakat Fenerbahçe'nin uyumlu defans yapısı nedeniyle ceza sahasına girmekte zorlanan siyah beyazlılar hızlı oyuncularıyla kanat varyasyonları ve teknik ayaklarıyla uzaktan şutlarla gol aramaya başladılar. Gol ise Santos'un bölgesini kaybetmesi sonucu topla buluşan Ekrem'in hayatının şutunu atmasıyla geldi. Ekrem topu önüne alıp Santos'un dengesiz müdahalesinden sıyrıldığında herkesin dediği şey "vurma, Ekrem"di fakat sol ayağı ile güzel vuran Ekrem jeneriklik bir gol attı.
Soyunma odasına, baskı kurmanın ve beraberliği yakalamanın moraliyle giden Beşiktaş 2. yarıya da etkili başladı. 2. yarının hemen başında Simao'nun frikiği barajdan sekip İbrahim Toraman'ın önüne düştüğünde Beşiktaş geriye düştüğü maçta 2-1 öne geçiyordu. Bu dakikadan sonra Beşiktaş gerçekten hücum yapmaya başladı. Bir anda sezon başındaki görüntüsüne dönen ve açık vermeye başlayan Fenerbahçe defansı, Beşiktaş'ın hızlı oyuncuları karşısında çaresiz kalmaya başladı. 60. dakika da Toraman'ın arapasına hareketlenen Almeida, Volkan ile karşı karşıya kaldığı müsait pozisyonda Volkan başarılı bir hamle ile topu çelmeyi başardı. Bu kurtarış maçın 2. kırılma anı olduve rüzgarın tekrardan diğer yöne esmeye başlamasına sebep olacak hamlenin başlangıcı oldu.




Son 30 dakika:
Volkan'ın kurtarışından 3 dakika sonra ceza sahası içinde topsuz alanda Lugano'ya dirsek atan Ferrari hem takımını 10 kişi bıraktı hem de penaltıya sebebiyet verdi. Maç başından beri birbiriyle didişen bu ikilinin psikolojik savaşından galip çıkan Lugano rakibine bir maçta yaptırılabilecek en büyük hatayı yaptırttı.
Penaltıda topun başına geçen Alex her zamanki köşesine topu bırakırken, Rüştü 3-5cm daha uzun olsaydı topu çıkarabilecek kadar güzel bir atlayış gösterdi. Maç 2-2'ye gelmiş ve Beşiktaş 10 kişi kalmışken maçın seyrini değiştirecek hamle Schuster'den geldi; tartışmalı bir şekilde kadroya yedek stoper almayan Schuster, Necip'i çıkartarak Aurelio'yu stopere çekti. Aslında kırılma anı da bu oldu; Necip'in markajı altında etkin olamayan Alex, Necip'in çıkmasıyla sazı eline aldı ve demoralize olmuş rakibi karşısında takımını 2 farklı öne geçiren golleri art arda ağlara yolladı.



Aslında 2 taraf için de teknik adamların süper bir yönetim sergilediğini söylemek doğru olmaz.
Aykut Kocaman haftalardır oynattığı ve takımı uydurduğu taktiğinden ödün vermeyerek doğruyu yaptı. Fakat maçta Beşiktaş'ın hakim olduğu dakikalarda takımına müdahale edemedi. Semih'i kenarda ısınmaya yolladığı dakikalarda kazanılan penaltı ve sonrasında Alex'in art arda attığı goller nedeniyle bu hamlesinden vaz geçti.
Schuster için de sahaya çıkarttığı kadro açısından bişey söylemek pek doğru olmayabilir. Fakat yedek tercihleri yanlıştı; Fenerbahçe karşısında hayatının maçlarını oynamış Bobo yedeklerde bile yoktu, aynı şekilde defansın as oyuncusu gösterilen Sivok da maçı evinden izliyordu. Takım 10 kişi kaldığında yedek stoperi olmadığı için Aurelio'yu o bölge için oyuna soktu ama Alex'in 2. golünde yaptığı hata fazlasıyla acemiceydi. Ayrıca Alex'i marke eden Necip'i oyundan çıkartıp Aurelio'yu alması anlamsızdı, ileri uçtan birini çıkartıp defansif oyuncu olarak yetenekli ve hızlı silahlarıyla kontraatağa dönebilirdi. Ayrıca Beşiktaş'ın bu kadar çabuk demoralize olması da Schuster'in takım içi dengeleri iyi oturtamadığının bir göstergesi.

Bana göre maçın adamı sıralaması;
1- Alex: 3 gol 1 asistle oynadı ve Fenerbahçe'nin ilk ve son 30 dakikada yakaladığı tüm ataklarda onun pasları vardı. Ayrıca çok klas bir gol attı (4. gol)
2- Rüştü: İlk 30 dakika içinde Fenerbahçe'nin farka koşmasını tek başına engelledi, penaltıyı da az kalsın kurtarıyordu. Tecrübesini maç boyunca konuşturdu.
3- Volkan: Büyük maçların oyuncusu olduğunu yine gösterdi. Defansın hata yaptığı dakikalarda farkın açılmasını önleyerek takımının oyuna tutunmasını sağladı.

26 Kasım 2010 Cuma

1/3'ü Geride Kalmışken STSL İncelemesi

Geçen sezonun şok sonucundan sonra bu sezonda şok sonuçlarla başladı. 3 büyükler lige yeniden ağırlıklarını koymak için takımlarına yıldız oyunculardan takviyeler yaptılar, Anadolu klüpleri ise Bursaspor'un şampiyonluğundan sonra; biz de yapabiliriz mantığıyle eksta motivasyonla sezona başladılar. Ligin 13. haftası geride kaldı ve lig hala tam manasıyla şekillenebilmiş değil, uzun süreden sonra ilk defa bu kadar karışık bir sezon oluyor.

Şampiyonluk adayları ağırlıkta olmak üzere takımları inceliyecek olursak;
1-Trabzonspor- 30puan +21 averaj
Geçen sezondan beri Şenol Güneş önderliğinde kendi içinde bir devrime imza atan Trabzonspor lige de hızlı bir başlangıç yaptı. Avrupa Ligi elemelerinde karşısına Liverpool çıkmasaydı büyük ihtimalle Avrupa'da da yollarına devam edeceklerdi. Trabzon bu sezonun en zor maçları olarak gösterilebilecek; Bursaspor, Kayserispor, Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray maçlarını 4 galibiyet ve 1 beraberlikle mükemmele yakın olarak atlatmış durumda. Şenol Güneş'in kafasındaki taktiği sahaya yansıtma konusunda pek sorun yaşamayan Trabzonspor şu an şampiyonluğun en büyük adayı.
Trabzonspor, devre bitimine kadarki 5 maçı minimum kayıpla atlatıp, ligin ikinci devresinde yanlış hamlelerden sakınırsa ligi çok rahat şampiyonlukla bitirebilir. Trabzon eğer ligin sonlarına doğru; erken form tutmaktan kaynaklı bir düşüş yaşamazsa, zaten lider götürdüğü ligi şampiyonlukla kapatarak hasrete son verebilir. Çünkü STSL takımları içerinsinde oturmuş düzenini sahaya en iyi yansıtan konumundalar ve bu özelliklerinden dolayı da zorlu maçlardan kritik puanları çıkartmayıbildiler. Trabzonspor'u bekleyen bir diğer tehlike de sezon sonu sözleşmesi bitecek oyuncuların, sezon içinde başka takımlara imza atmaları ihtimaliyle oluşacak olan motivasyon eksikliği olacak gibi duruyor, şu an ufak çaplı iç karışıklıkları olan Trabzonspor bu karışıklıkların büyümesini önlerse lige damgasını vurabilir.


2-Bursaspor- 28 puan +14 averaj
Ertuğrul Sağlam'ın öğrencileri geçen sene müthiş bir iş yaparak şampiyon oldular ve Şampiyonlar Ligine gitmeye hak kazandılar. Zorlu Avrupa macerası öncesi Arjantinliler ağırlıkta olmak üzere eksik bölgelere takviyelerle takım güçlenmiş durumda. Ligin 2. sırasındaki yeşil-beyazlılar güçlü rakiplerinden; Galatasaray, Fenerbahçe ve Trabzonsporla karşılaştılar, bu zorlu maçlardan 4 puan çıkartabildiler. Bursaspor bu hafta da evinde Kayseri'yi ağırlayacak.
Ligi güzel bir ivmeyle başlamış olmasına rağmen, Şampiyonlar Ligi'nde üst üste ağır mağlubiyetler alınması Bursaspor'un ligde de biraz frenlemesine sebep olmuş durumda. Üst üste oynanan maçlar sonucu fizik ve motivasyon olarak yıpranan Bursaspor; eğer bu travmayı çabuk atlatıp tekrardan lige konsantre olmayı becerebilirse, oturmuş kadro yapısıyla, ligi yine üst sırada bitirebilir. Fakat geçen sezona göre şampiyonluk yolunda daha fazla rakibi olması ve geçen sene yakalanan konsantrasyonun azalması da Bursaspor cephesinde büyük handikap durumunda. Herşeye rağmen Bursaspor şu an ligin en büyük favorileri arasında ve zaten 2. sırada olmaları da bunun göstergesi.

3-Kayserispor- 28 puan +12 averaj
Kayserispor, sezon başında yaptığı Şota hamlesi ile üzerindeki ölü toprağını atmış durumda. Şota'nın oynattığı modern takım halinde hücum-defans taktiği, Kayseri'yi ligin en az gol yiyen takımı haline getirerek mevyasını vermiş durumda. Geride kalan 13 hafta içinde rakiplerinden; Fenerbahçe, Trabzonspor, Beşiktaş ve Galatasaray ile oynadıklar ve kritik maçlardan 8 puan çıkarttılar. Bu hafta kritik Bursa deplasmanına gidecekler. Fakat son 2 haftadır Kayserispor'da bir düşüş söz konusu, bunun sebebi de üst üste yaşanan sakatlık sorunları, Cangele'den sonra Zalayeta'nın da sakatlığı Şota'nın başını ağrıtıyor. Sakatlık sorunlarıyla boğuşulduğu bir dönemde Bursa'dan alınabilecek puanlar Kayseri'nin ligin üst sırasındaki mücadelesini devam ettirmesi için çok önemli, çünkü sakatlıklar nedeniyle yaşanabilecek puan kayıpları önümüzdeki haftalarda Kayseri'nin şampiyonluk yarışından düşmesine sebep olabilecek durumda.

4-Fenerbahçe- 24 puan +17 averaj
Geçen sezon sonunda yaşanan şoktan sonra toparlanması biraz zor oldu. Daum'un yerine gelen Aykut Kocaman, takımın kritik bölgelerine yapılan nokta transferlerle birlikte ligin en güçlü takımlarından birini kurdu. Yeni bir oluşuma giden Fenerbahçe, ligin başında ki Avrupa Kupaları elemelerinde başarısız olarak Avrupa defterini erken kapattı. Ligin başında üst üste oynadığı; Trabzon, Kayserispor, Beşiktaş, Galatasaray, Bursaspor maçlarından 3 beraberlikle 3 puan çıkartan sarı-lacivertli ekip, diğer maçlarda bol gollü galibiyetler alarak şampiyonluk yarışındaki takibini sürdürmeye devam etti. Hücum yollarında ki etkisiyle rakiplerine korku salmasına rağmen, defans problemleri nedeniyle gol yeme sorununu çözemeyen Fenerbahçe, 35 gol atmasına rağmen ağların da da 18 gol gördü. Mevcur durumda Fenerbahçe üst sıralarda ki takımların yapacağı hatalar ile şampiyonluk yarışında önemli avantajlar elde edebilir, özellikle devre arası transferi iyi geçirmesi halinda Fenerbahçe yeniden şampiyonluk potasına girebilir.

5- İBB- 23 puan +7 averaj
Abdullah Avcı yönetiminde uzun yılalrdır bir istikrar abidesi olan İBB, aynı ekiple uzun süredir birlikte olmanın meyvelerini bu sezon toplamaya başladı. Ligin üst sıralarına oynamaya başlıyan İBB büyük ihtimalle bu yarışın sonunu getiremiyecek gibi görünüyor olsa da şu an ki oyunlarıyla birlikte sezon sonunda Avrupa Kupalarına katılma hakkı elde edebilirler.

6-Beşiktaş- 21puan +7 averaj
Sezon başında, Schuster hamlesi ve Guti, Quaresma transferleri ile yeni bir yapılanmaya giren Beşiktaş, Avrupa'da bu yapılanmanın meyvalarını toplarken STSL'de ise hüsran yaşıyor. Deneyimli teknik adam ise şu an eleştiri oklarının hedefindeki isim. Defansı da ileri çıkartıp oyunu rakip kalede oynamak üzerine kurulu bir anlayış benimseyen Beşiktaş; defansın arkasına atılan toplarda sürekli olarak tehlike yaşıyor ve oyunu ilerde kurma çabasına rağmen Guti ve Quaresma olmadığı zamanlarda bal yapmayan arı kıvamında top oynuyor. Uzun vadede başarı getirip, sistem oturtabilecek Schuster ise eleştiri oklarının hedefinde olması nedeniyle sürekli olarak rakiplerine saldıran basn açıklamaları yaparak kendini korumaya çalışıyor. İlerde oyun kurmaya müsait olmayan defans oyncuları da Beşiktaş'ın en yumuşak karnı durumunda. Geride kalan 13 haftada; Fenerbahçe, Trabzonspor ve Kayserispor maçlarını oynayan Beşiktaş bu kritik maçlardan sadece 1 puan alabildi. Fakat Beşiktaş adına asıl önemli nokta 14. ve 15. haftalarda oynayacağı kritik Galatasaray ve Bursaspor maçları. Beşiktaş bu 2 maçtan da galibiyetle dönebilirse tekrardan şampiyonluk yarışının içinde kendisini bulabilir, fakat art arda kaybedilecek 2 maç Beşiktaş için bu sezonun büyük ölçüde bittiği manasına gelir.

9- KDÇ Karabükspor- 18 puan -1 averaj
Süperlig'e yükseldikleri kadroyu bozmayıp üzerine gerekli takviyeleri yapan Karabük istikrarlı gidişini sürdürüyor. Emenike önderliğinde ki hızlı hücum hattı ile rakiplerinin korkulu rüyası haline gelmiş olan Karabük şu an ki tabloları itibari ile ligimizin uzun soluklu takımları arasına adını yazdırabilecek gibi duruyor.


10-Galatasaray- 17 puan -3 averaj
Geçen sezon Rijkaard'ın taktiğini oturtmasını bekliyen fakat bir türlü istikrarlı bir hale gelemeyen, bu sezon başında da Avrupa Ligi'nden elenilmesi ve ligde diplere demir atılması üzerine Rijkaard gönderilerek yerine Hagi getirildi. Fakat şu an ki durumda Hagi'de Galatasaray'ın derdine çare olabilmiş durumda değil, bunun en büyük sebebi de Galatasaray'ın oyunu sadece tek yönlü oynayabilen oyunculardan kurulu bir ortasahası olması ve sakatlığı döneminde Baros'u yedekliyebilecek forvet oyuncusunun bulunmaması. Hagi'nin gelmesiyle birlikte de durulmayan sular nedeniyle Galatasaray bu sezonluk şampiyonluk defterini kapattı diyebiliriz çünkü istikrarsız oyun yapısı ve tam 13 puanlık bir fark mevcut. Galatasaray'ın bu sezon ki hedefi artık seneye Avrupa Kupalarına katılabilecekleri bir yerde ligi bitirmek ve gelecek sezon için yapılanmaya şimdiden başlamak.

12-Manisaspor- 15 puan -2 averaj
Lige kötü bir başlangıç yapınca teknik direktörlüğe Hikmet Karaman'ın gelmesiyle birlikte Manisaspor yükselişe geçmeyi başardı. Fenerbahçe'den sonra en sağlam hücum hattına sahip olan Manisaspor, Hikmet Karaman'ın taktiğini yavaş yavaş oluşturması sonucunda ligi daha üst sıralarda bitirebilcek gibi duruyor. Ligin tepesi için iddaalı olmasalar da, ligin tepesinde ki takımlara kabus yaşatacak gibi duruyorlar.

Gençlerbirliği(13) ve Eskişehirspor(14)
Gençlerbirliği sezonun daha başlarında Thomas Doll'un görevine son vererek teknik adam değişikliğine gitti fakat lige uyum sağlamış, yetenekli Doll'un gidişinden sonra bir türlü istikrar sağlıyamayan başkent ekibi şu an ufak bir travma evresinde.
Sezona kötü başlayan Rıza Çalımbay ile yollarını ayıran Eskişehir, bu göreve Bülent Uygun'u getirdi. Bülent Uygun da hakkında açılan davalar ve aldığı ceza nedeniyle Eskişehir'e şimdilik yeteri kadar emek verememiş durumda ve üst üste gelen olaylar nedeniyle de Eskişehir istikararını kaybederek ligin alt taraflarına doğru inmiş durumda.
2 takımda teknik direktörlerinin marifetlerini göstermesiyle birlikte bulundukları bölgelerden daha yukarıda ligi bitirebilecek kalitede ekipler.

Düşme Hattı: Konyaspor(10), Sivasspor(10), Bucaspor(8), Kasımpaşa(7)
Süperlig'e yeni çıkan Konyaspor alışma evresinde olması nedeniyle bir türlü istikararını sağlıyamamış durumda. Ziya Doğan'ın aşırı defansif oyun yapısıyla eleştiri odağı olduğu Konyaspor'un mevcut kadrosu ligde kalmaya yeterli bir kadro olmasına rağmen, korkak ve defansif oyunu nedeniyle puan almakta zorlanıyor.
2 sezon önce şampiyonluğa oynayan Sivasspor yaptığı yanlış hamleler sonucu geçen sezon düşmekten adeta ucu ucuna kurtulmuştu, bu sezonda kendisini toparlayamayan ve istikrar sağlayamayan ekip yine kendisini dibin sonlarında gördü. 2 sezondur ligin sonlarına oynayan Sivasspor eğer devre arasında toparlanamazsa bu sezon küme düşebilir.
Bank Asya'dan çıktıktan sonra birden bütün kadrosunu değiştirip yepyeni bir ekip kuran Bucaspor hala takım olmaya çalışıyor. Karabük'ün kadroyu koruma mantığına zıt olarak tüm kadroyu sıfırdan yapmaları nedeniyle bir türlü istedikleri oyunu sahaya yansıtamıyorlar. Aslında sezona Bülent Uygun yönetiminde iyi başlamış olan İzmir ekibi, Uygun'un zamansız istifası sonrasında hala toparlanamamış gibi duruyor. Aslında kadroları ligde kalmaya yetecek kalitede olmasına rağmen bir türlü yeteneklerini sahaya yansıtamıyorlar. Şu an ki durumda tekrardan Bank Asya yolcusu olacaklar gibi duruyor.
Kasımpaşa, geçen sezonun flaş ekibiydi, Yılmaz Vural yönetiminde açık ve göze hoş gelen oyunuyla herkesin beğenisini kazanan Kasımpaşa, bu sezon bir türlü istediği oyunu sahaya koyamayınca ligin dibine demir atmış oldular. Daha önce Bank Asya'ya düşüp tekrardan çıkan İstanbul ekibine malesefki tekrardan Bank Asya yolları gözüküyor.

23 Kasım 2010 Salı

Alex ve 3000. gol

Aslında Alex'in Fenerbahçe'nin lig tarihindeki 3000. golü geçen hafta atması bekleniyordu. Gaziantep maçında gol atarak kendisinin 100. golüne de ulaşmıştı fakat takımı 2999. golde bırakmıştı.
Buca karşısında, Fenerbahçe'nin bol gol bulması bekleniyordu fakat asıl istenen ilk golü klübe mal olmuş olan Kaptan'ın atmasını istiyordu. Alex de bu heyecanlı bekleyişi fazla uzatmadı daha 34. sn de topu ağlara göndererek Fenerbahçe'nin lig tarihindeki 3000. golüne imza atmış oldu. Hatta geçtiğimiz hafta yapılan aslında Alex'in 100. değil 98. golüydü muhabbetlerine de nispet yaparcasına 3 gol birden attı ve hem 100 golünü hemde takımın 3000. golünü garantiye almış oldu.

Fenerbahçe'nin lig tarihindeki önemli golleri:
1.gol: Ergun Öztuna
500.gol: Ogün Altıparmak
1000.gol: Erol Togay
1500.gol: Şenol Çorlu
2000.gol: Uche
2500.gol: Pierre van Hooijdonk
3000: Alex de Souza
3000.gol

18 Kasım 2010 Perşembe

Gourcuff'dan Tanıdık Açıklama

Lyon'un sezon başındaki yıldız transferi Yoann Gourcuff, bu sezon bayağı bir karışmış durumda olan France League 1 hakkında samimi açıklamalarda bulunmuş.
"Bu sezon Fransa 1. Lig'inde kalite konusunda eksiklik olduğunu söyleyebiliriz. Lille'i saymazsak çok az kulübün sezon başında beklenen hedeflerine doğru yürüdüğünü görüyoruz. Bu sene lig gerçekten biraz tuhaf ama aynı zamanda da özel ve zor. Umuyorum ki ikinci devrede biraz daha mantıklı sonuçlar alınır"
Fransa'da ligin 13. haftasına gelindiğinde, lig lideri Brest, 2. Lille, geçen sezonun şampiyonu Marsilya 6., Bordeaux 7., sezonun en büyük şampiyonluk adayı Lyon ise 8. sırada.

Gourcuff 3 büyüklerden birinin futbolcusu olsa ve Süper Toto Süper Lig için bu açıklamaları yapmış olsa kimse şaşırmaz. Sadece şu an ligin üst sıralarında bulunan takımlar biraz kızar köpürür fakat Türkiye'nin geneline hakim olan 3 büyükler kurgusu nedeniyle de bu açıklamalar haklı bulunur.
12 haftasına geldiğimiz STSL'de; sezona büyük hedeflerle başlayan ve iyi hazırlanan Trabzonspor lider, geçen sezonun şampiyonu Bursaspor 2., ölü hallerinin bile şampiyonluk adayı olduğu ve zaten ellerinde bulunan mevcut kaliteli kadrolarına yeni yıldız transferler katarak Süper Lig'i yeniden domine etmeyi amaçlayan 3 büyüklerden; Fenerbahçe 5., Beşiktaş 6., Galatasaray ise 10. sırada.

13 Kasım 2010 Cumartesi

Alex Dalyaya Doğru

Geldiği günden beri, medyanın yarısı tarafından yüceltilen, yarısı tarafından da koşmuyor diye yerin dibine sokulan hafta sonu oynanacak Gaziantepspor maçıyla birlikte yeni bir ünvana kavuşacak.
2005 yılından bu yana lig maçlarında 99 golü bulunan Alex, bir gol daha atması halinde 100. lig golüne ulaşıcak. Alex 100. golü bulması halinde, lig tarihinde bu ünvana kavuşan 3. yabancı oyuncu ( diğerleri Boliç ve Kona) ve genel olarakta bu rakamı aşmış 31. futbolcu olma ünvanına sahip olacak.

Diğer yandan bu haftasonu oynanacak Gaziantepspor maçına, Fenerbahçe lig tarihinde 2998 gol atmış olarak sahaya çıkacak. Yani Gaziantep karşısında atılması muhtemel bir 2. gol, Fenerbahçe Futbol Takımı'nın 3000. golü olma ünvanına sahip olacak.

Kim bilir belki Kaptan Alex tek golle bu iki ünvanı birden kazanıp, hem zaten girmiş olduğu klüp tarihine bir madde daha ekler, hemde attığı 100. golü büyük bir keyifle kutlar. Cevabı bu akşam oynanacak maçta alıcaz.

18 Ekim 2010 Pazartesi

Servet vs Baros, Yönetim vs Rijkaard

Servet'in, kısıtlı yetenekleri bu ülkede futbolla ilgilenen herkesin bildiği bir durum fakat Servet'i milli takıma çıkartan, önceki senelerde takımı için değişmez adam yapan şey oynama azmi, tekmeye kafa uzatacak yapısıydı. Fenerbahçe'den ayrılıp Galatasaray'da kendisini bulduğu sezonda, herkesin taktir ettiği şey Servet'in pek çok sakatlığı olmasına rağmen 90 herşeye rağmen oynamak için çabalıyor oluşuydu. Yoksa Servet, hızlanmamış yada kıvraklaşmamıştı, hala ayağına top geldiğin taraftar bir an önce kaptırmadan birine pas atsın diye gözüne bakmaya devam ediyordu.

Neyse, Servet'i zaten bilen biliyor. Geçen sene yavaş yavaş gözden düşmeye başlayan Servet, sezon sonunda Marsilya'dan yılan hikayesine dönen transfer teklifi aldı, Marsilya'da değişen yöneyim nedeniyle gidemedi. Servet'inde kafası büyük oranda Avrupa'da oynama hayallerinde kalınca Rijkaard'ın gözünden düştü. Rijkaard, Servet arasındaki bu soğukluk, 2 hafta önce Servet'in kadrodışı bırakılmasına kadar da devam etti.

Gelelim, Galatasaray-Ankaragücü maçına; Rijkaard, denize düşan yılana sarılır misali Servet'e güvenmek zorunda kaldı ve maça ilk 11'de başlattı. Maskeyle oynadığı maçlarda zaten fiziğini düzgün kullanamayan Servet, mental olarak da maça hazır olmayınca takımının en zayıf halkası ve takımı yakan kişi konumuna gelmiş oldu. Hareketlerde art niyet aramak haksızlık yada kolay yol gibi görünebilir fakat Servet'in bugün oynadığı oyuna baktığımızda insan ister istemezi arasının soğuk olduğu Rijkaard'ı göndermek için mi bu kadar kötüydü sorusunu sormadan edemiyor. Yinede profesyönel ve milli takımda oynayan bir futbolcu için bunları düşünmek gerçekten acı verici bir durum.
Takımın kalanı çok mu iyidi de Servet takımı yaktı olarak düşünecek olursak eğer, Baros'u ayrı bir yere koyarsak; Galatasaray yine son zamanlarda alışkanlık haline getirdiği şekilde ruhsuz ve pek istekli olmayan bir oyun yapısındaydı. Ortasahada Mustafa Sarp'ın kendisinden bekleneni yapıp ileri çıkıp, hücumda takımını rahatlatmak istediği zamanlar oldu, fakat o bölümlerde de hatalı paslarına devam ettiği gibi geri gelmesi sorun olunca ortasahada takımın açık vermesine sebep oldu. Diğer yanda ise maça kaptan olarak çıkan Ayhan Akman, sarı kartı olmasına ve takım 10 kişi olmasına rağmen topsuz alanda rakibiyle didişmeye devam ediyordu.Aslında Galatasaray'da son zamanki kriz içerisinde değişen pek bişey yoktu sahada.
Baros'u ayrı bir yere koymuştuk; Servet hata yaptıkça Baros adeta çoştu, takımda ayakta kalan tek oydu, galibiyete inanan da, fakat tek bir oyuncunun çıkıp maç kurtardığı dönemlerin artık geride kaldığı dünya futbol mantalitesinde Baros yapabilceği maksimum şeyi yaparak attığı 2 golle takımının ümitlenmesini sağlasada, defans olarak dökülen ve toplu ileride tutamayan Galatasaray 2-4 mağlup olmaktan kurtulamadı.
Geçen sezona hızlı başlayan, sezon ortasından itibaren ivmesini kaybeden, Avrupa Ligi'ne elemelerde veda eden ve sezona düşüşü devam ederek başlayan Galatasaray'da; Ankaragücü karşısında alınan mağlubiyet ve oynanan isteksiz futbol nedeniyle Rijkaard eleştirilen isimlerin en başında gelmeye başladı ve Galatasaray Yönetimi yarın olağanüstü toplanarak bu konuların görüşüleceğini açıkladı.

Halbuki, sezon başında Adnan Polat, NTVspor'da canlı yayına çıkarak, ne olursa olsun Rijkaard'ın arkasındayız hatta sezon sonunda 3 senelik daha anlaşma imzalamayı düşünüyoruz, O'nu bırakmıycaz şeklinde konuşmuştu.
Fakat 1,5 senedir Türkiye'de olan ve hala kafasındaki sistemi sahaya yansıtamamış olan Rijkaard artık topun ağzındaki isim sıfatını almış durumda. Şimdiden kulislerde Ersun Yanal adı, tribünlerde ise Fatih Terim ismi geçmeye başladı, halbuki daha mağlubiyet alınalı 3-4 saat bile olmadı.

Olaylara Rijkaard tarafını, aslında yarın yönetim kurulundan çıkacak karar doğrultusunda detaylıca incelemek lazım. Yönetim için ise durum şu an çok karışık durumda; bir yanda sezon başında ne olursa olsun göndermiycez güvenimiz tam denilen teknik direktör için olağan üstü toplantı yapılacak ve belki de gönderilecek. Böyle bir senaryoda ise yönetim, canlı yayında söyledikleri yüzünden tükürdüğünü yalamak zorunda kalıcak. Öte yandan haftaya Galatasaray için ligin en kritik maçlarından olan Kadıköy'de Fenerbahçe derbisi var ve derbi öncesi teknik direktör değiştirmek çok riskli bir hamle çünkü Kadıköy'de alınabilecek 2-3 farklı bir galibiyet bile yönetimin koltuğunun sallanması anlamına gelir.

Sonuç olarak nerden bakılsa yönetim için iki ucu pis bir deynek sorunu mevcut. Eğer bugün bütün takım Baros gibi hırslı oynasaydı, Galatasaray bütün dertlerini unutmuş şekilde Kadıköy'e doğru yola çıkmış olucaktı. Derbi öncesi karışan Galatasaray'ın en azından önümüzdeki 1 haftayı kapsıycak olan acil eylem planı büyük ihtimalle yarın Galatasaray yönetim kurulu tarafından verilecek. Ne kadar bazıları çoktan Rijkaard'ı yollamış olsa da, bence Rijkaard'a son bir şans olarak derbi verilecek, eğer 10 yıldır alamadığı puanı Kadıköy'den kopartmayı başarırsa sezon sonunu görebilir, eğer mağlup olursa gider. Ama olurda Kadıköy'de bir fark yerse o zaman Adnan Polat'ta dahil bütün Galatasaray üst kadrosunu değişmiş şekilde görebiliriz.

12 Ekim 2010 Salı

Nouma Harcandı Mı?

Beşiktaş eski asbaşkanı Levent Erdoğan, cumartesi günü doğumgünün de ortalığı karıştıracak bir iddaa ortaya attı. Erdoğan yaptığı açıklamada; maliyeti nedeniyle gönderilmesi düşünen Nouma'nın, Fenerbahçe maçında yaptığı hareket sonrasında, klübün bu hareketi kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak amacıyla o dönem olağanüstü kurula gittiğini ve çok yanlış kararlar aldığını söyledi.

Daha sonra ise Haber1903.com'da ismini vermeyen fakat eski bir yönetici olduğu bildirilen bir kişi ise şu haberi yayınladı: "Federasyonun Pascal'a 3 ay gibi bir ceza vereceğini öğrenmiştik. 3 ay sonra zaten ligler bitecekti. Pascal'ın sözleşmesinde de federasyon tarafından 6 aydan fazla ceza alırsa sözleşmesi hiçbir ücret ödenmeden tek taraflı feshedilebilir maddesi vardı. Bunun üzerine Beşiktaş yönetimi federasyonu arayarak 3 ay yerine 7 ay ceza verilmesini istedi. Federasyon da Beşiktaş'ın bu isteğini gerçekleştirdi ve 7 ay ceza verdi. Kulüp Pascal'ın sözleşmesini tek taraflı feshetti"

Eğer yapılan açıklamalar doğruysa, Türk Futbolu önümüzdeki günlerde çok farklı bir yola sapabilir. Bir klübün, TFF'den ceza arttırımı istemesi, klübün çıkarı doğrultusunda futbolcunun cezasının arttırılması kesinlikle futbol etiğine ve ahlakına uymayan; yapan kişilerin cezalandırılmasını gerektiren bir hadisedir. Fakat ismini vermeyen bir kişi tarafından yapılan bir suçlama ile de 100 yılını aşmış bir klübün ve yöneticilerinin, bu habere dayanılarak zan altında bırakılması da yanlış bir davranıştır. Zaten ülkemizde bu tip olayların çoğu zaman doğruluğu incelenmeden 1-2 hafta tan tanası sürer, daha sonra da bir sonuca ulaşılmadan hasır altı edilir. Yine de Beşiktaş Kulübü'nün çıkıp bu konu hakkında bir açıklama yaparak, olayı aydınlatması hatta eğer olay doğruysa suçluları kendisinin ortaya çıkartarak, haklarında gerekli yaptırımların uygulanmasını sağlaması gerekir.

28 Ağustos 2010 Cumartesi

Avrupa Liginden Neden Elendiler ?

Daha geçen hafta Avrupa Ligi'ne 4/4 katılma hayalleri kurarken, Türk futbolu bu kesin bir fire veririz ama 3/4 olur en kötü ihtimalle yorumları yaparken; nasıl oldu da sadec tek takımla Avrupa Ligine katılmayı becerebildik?
Elenen 3 takımımızdan, en suçsuz olanı kesinlikle Trabzonspor. Şenol Güneş'in oturttuğu sistem ve yarattığı kadro ile yeni bir kimliğe bürünen Trabzonspor, İngiltere'de de Trabzon'da da rakibiyle dişe diş mücadele etti, çabaladı. Elinden geleni yaptı Trabzonspor fakat, EPL'nin Süper Lig'den fazlasıyla kaliteli bir lig olması ve oyuncuların fizik güçlerinin liglerinden kaynaklı olarak çok yüksek olması nedeniyle son dakikalarda Trabzonspor oyundan düşmeye başlayınca Liverpool turu getirecek skoru yakalayabildi. Eğer ligimiz daha kaliteli bir lig olsaydı, Trabzonspor alışık olduğu düzende gücünü daha ekonomik harcamayı öğrenmiş olur ve yorulmaya başladıkça oyun disiplininden kopmazdı.
Herşeye rağmen, Trabzonspor Liverpool'dan fark yer diyenlerin aksine, Trabzonspor rakibiyle kafa kafaya oynayıp elenerek, elenmesine rağmen bir nebze olsun taraftarını sevindirmiştir.
PAOK kesinlikle Fenerbahçe kalitesinde bir takım değil, fakat turdan gülerek ayrılan taraf da onlar oldu. Kadro kalitesi olarak Fenerbahçe'nin ayarında olmasalar da disiplinli oyunları ve mücadele azimleri sayesinde tur atladılar. Fenerbahçe'de sorunlar geçtiğimiz 4 yıldır aynı aslında. Bir önceki sezonun ardından toparlanma ve karar verme aşamasında geç kalan Fenerbahçe, erken başlayan elemelerde her zaman tökezliyor (bkz. 2006 sezonu, Fenerbahçe - Dinamo Kiev eşleşmesi). Teknik direktör değişiminde kaybedilen zaman, forvet transferinin ŞL'den elenene kadar yapılamamış olması, Appiah'ın gidişinden beri ortasahaya savaşıcak adam alınamamış olması, geçici çözümlerle o bölgenin yamanmış olması... Böyle uzar gider liste. Fenerbahçe'de teme sorun geçmişten ders alınamaması. Yoksa Fenerbahçe özellikle Kadıköy'deki maçta bi 10-15 dakikalık periyod dışında gayet güzel oynadı, maçı rakip kaleye yığdı, çok gol kaçırdı. Belki şans biraz Fenerbahçe'nin yanında olsaydı bugün PAOK karşısında alınan destansı farklı bir galibiyeti konuşuyor olucaktık, fakat sorunları da göz ardı etmiş olcaktık.
Trabzonspor ve Fenerbahçe'ye nazaran daha avantajlı bir skorla sahaya çıkan Galatasaray ise en yıkıcı sonucu aldı. 90. dakikada bulduğu golle tur sevinci yaşarken, 90+3'de topu ağlarında görerek büyük bir şokla yurda döndüler. Galatasaray'da da sorun Fenerbahçe'nin sorununa benzer aslında. Takımın sezonu erken açacağı ve Avrupa Ligi elemesı maçları oynayacağı bilinmesine rağmen, transferin gerekli olduğu bölgelere yeterli transferler yapılmadı. Yöneticiler çıkıp, aceleye getirip 1-2 M € fazla verceğimize biraz daha bekleriz daha transfer sezonu bitmedi tarzında açıklamalar yaptılar, sonuçta Galatasaray Avrupa Ligine veda ederek büyük bir ekonomik yara aldı. Galatasaray yönetimi de küçük hesaplar peşinde koşarken, asıl para kaynaklarından olmuş oldular. Teknik yetersizliği bas bas bağıran ortasahası nedeniyle Galatasaray'da oyunun tüm yükü zaten Kewell, Arda ve Baros'un sırtına biniyordu. Kewell olmayınca, Arda ve Baros ise etkisiz bir oyun sergileyince Galatasaray varyasyon yaratamadığı gibi oyun hakimiyeti konusunda rakibinin gerisinde kalınca, elenmek kaçınılmaz oldu. Futbolun şansının yardım ettiği son dakikada bulduğu golün sevinci bile, 90+3'deki basit hata nedeniyle 2 dakika sürdü. Oyun disiplininden kopmuş ve topsuz oyun kadar toplu oyunda da etkili olamayan Galatasaray için tehlike çanları ciddi bir biçimde çalmaya başladı.

27 Ağustos 2010 Cuma

Takımlarımız İçin Kara Bir Gece


Trabzonspor çok yaklaşmıştı.Golü de erken bulmuştu ve herşey istediği gibi gidiyordu.Ama oynanan mücadeleci oyundan dolayı bazı oyuncular çok yoruldu ve bu arada Liverpool bir gol buldu.Sonra da Kuyt 2. golü attı.Aslında skor üzerinden konuşmak uygun olmaz.Trabzonspor elemek için ne gerekiyorsa yaptı.Bu tür maçlarda tecrübe hep öne çıkar ve tecrübeli olan Liverpool Trabzonspr'un hatası bekledi ve beklediği hatayı değerlendirdi.Aslında acı olan golün 82de yenilmesi.En azından uzatmalara gidilmesi daha adil olurdu.En baştan beri şunu söylüyorum.Trabzonspor hangi sonucu alırsa alsın yoluna devam etmeli.Sonuçta Liverpool'a elendi.Bu güzel futbolu devam ettirirse beklenilen başarılar gelir diye düşünüyorum.Sağlık olsun Trabzonspor.


Aykut Kocaman geldiği günden beri hedeflediği oyun tarzına yavaş yavaş yaklaşıyor.Kendisi de bunun birden mümkün olmayacağını söylemişti zaten.Ama oyun yavaş yavaş iyileşirken Avrupa macerası erken bitti.10 dakikalık dilimlerle oynanan futbolu daha geniş zaman aralıklarıyla oynasaydı belki Fenerbahçe dün turu geçmiş olacaktı.Aslında Fenerbahçe istediği pozisyonları buldu.Özellikle Alex ile...Zaten pozisyonların bulunacağı belliydi.Tek endişe savunmadaki yapılan bir hata sonucu gol yenilmesiydi.O da gerçekleşti.Yani Fenerbahçe'den beklenen herşey gerçekleşti.10 dakikalık dilimlerle de sınırlı olsa oynanan futbol ve bir anlık dalgınlıktan yenilen gol...Burada sonuç kadar itibar kaybı da önemli.2 sene oynanan çyrek finalden dolayı Avrupa'daki oyuncular Fenerbahçe'ye farklı gözlerle bakıyordu.Oyuncular Şampiyonlar liginde oynamak için geldiklerini söylüyorlardı.Ama gelin görün ki geçen sene elini kolunu sallaya sallaya gruptan çıktığı Avrupa'nın ikinci bahçesine bu sene giremedi bile.Bundan sonra oyuncular gelirken biraz şüpheci olacaktır.Şüpheyi ortadan kaldırmak için de bolca para harcarsın.Kendince çözüm bulmuş olursun.Maalesef hep böyle oluyor.Yazık.Bu bütçeyle Avrupa'nın arka bahçesinin kapısını açacak anahtarı yapamamak.


Maç öncesinde dediğimiz şeyler bir bir gerçekleşti.Kewell ve Elano'nun olmadığı bir ortasaha ve hücum açısından elinde sadece Arda ve Baros'un olması işleri zorlaştıracaktı.Aslında Galatasaray'da oyundan çok başka sorunlar var gibi.Ne olursa olsun 90. dakikada bulduğun golden sonra sen Galatasaraysan hemen ardından golü yemezsin.Şu zamana kadar Hakan Balta hep bir standartla oynardı.Ne eksik ne de fazla.Ama iki Karpaty maçına baktığımızda Hakan Balta'nın hatalarıyla 2 gol yenildi ve tura mal oldu.Kötü oynabilirsiniz, pozisyonunuz olmadan maç tamamlayabilirsiniz.Bunlar bir şekilde kabul edilir ve halledilebilecek birşeydir.Ama şunu düşünün.Hakan Balta ilk maçta topu sektirmese, ikinci maçta da adamı kaçırmasa Galatasaray dün tur atlayacaktı.Dediğim gibi takım hali çok kötü de olsa, yolun sonu karanlık da olsa bu 2 küçük detay Galatasaray'ın biraz olsun toparlanmasını ve nefes almasını sağlayabilirdi.Futbolda sistemler kadar bu detaylar da önemlidir ve bu detaylar Galatasaray'ı Avrupa'nın dışına itti.



Yüzümüzü güldüren tek takım Beşiktaştı.Kendisiyle boy ölçüşemeyecek bir takımla oynayan Beşiktaş zaman zaman kalesinde tehlikeli pozisyonlar görse de maçı rahat bir şekilde 4-0 yendi ve gruplara kalan tek Türk takımı oldu.Beşiktaş'ı tebrik ediyorum.Beşiktaş ülke puanı için en azından çeyrek finale kadar çıkarsa çok iyi olur.

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Avrupa Ligine Katılma Şanslarımız


Beşiktaş ilk maçta elde ettiği 2-0lık galibiyetle 2. maça diğer takımlarımıza görea daha rahat çıkacaktır.Beşiktaş için önemli nokta ortasaha düzeni nasıl olacak.Eğer İBB maçı gibi çıkarlarda yani tek defansif ortasaha ile o zaman Beşiktaş hiç beklemediği sonuçla karşılaşabilir.Çünkü ileride oynayan oyuncuların yükünü sadece bir kişiye(Ernst'e) yüklemek bir süre sonra ortasahahnın çökmesine neden olacaktır.İleride kim oynarsa oynasın 2 defansif ortasaha ile çıkması gerekiyor.Bu önemli noktayı göz önüne alarak çıktığında Beşiktaş gruplara kalacaktır.



Bu sabah alınan haberlere göre Liverpool iki önemli yıldızını Trabzon'a götürmemiş.Gerard ve Torres'in yanı sıra Maxi Rodriguez ve Agger de kadroya dahil edilmemiş.Buradan şunu anlayabiliriz.Liverpool Trabzon maçını fazla önemsemiyor.Nasıl olsa çıkarız havasında.Bu Trabzonspor açısından avantaj.Taraftarı önünde maça iyi başlaması ve erken bir gol bulması hem Trabzonspor'u havaya sokacaktır hem de Liverpool'u bir süreliğine panik olmasına neden olacaktır.Bu yüzden maçın dakikaları çok önemli.Ama sonuç ne olursa olsun Trabzonspor'un ilk maçta oynadığı oyunla ve ikinci maçta oynaması muhtemel oyunla gurur duyulması gerekiyor.Bu takımı bu hale getiren Şenol Güneş'e teşekkür etmemiz gerekiyor.



Fenerbahçe için ilk maçta oynadığı o oyuna göre 1-0lık sonuçla dönmesi şanstı.Her ne kadar 1-0 ilk maç için uygun olsa da geçen hafta da dediğim gibi çok tehlikeli bir skor.Takım pozisyon vrdikçe nasıl PAOK'u eleyecekler merak ediyorum.Usta yorumcu(!) Sergen Yalçın'ın dediği gibi Fenerbahçe'nin gol yemeden 2-0 yenmesi gerekiyor.Selanik'teki ilk maçı ve Trabzonspor maçının ikinci yarısını düşündüğümüzde Fenerbahçe'nin işi çok zor.Üstelik maçlarda en çok alınan skorlar Fenerbahçe'ye yetmiyor.Böyle bir gerçek de var.1-0, 1-1 ve 2-1 skorları Fenerbahçe'ye yetmiyor.Fenerbahçe gruplara kalmak istiyorsa en az 3 gol atması gerekecek.Kolay değil.



Dört takım arasından en sıkıntılı takım Galatasaray.Günlerdir tartışılan konular herkesçe biliniyor.Bu kadar sıkıntının üstüne bir kötü haber geldi.Harry Kewell ve Elano Karpaty maçında oynayamayacaklar.Özellikle Kewell'ın olmayışı Galatasaray'ı önemli ölçüde etkileyecektir.Sahada olası kötü giden maçta takımı toparlayacak ve liderlik yapabilecek bir oyuncuya ihtiyaç var.Kewell olmadığına göre bu görevi takımın kaptanı Arda'nın yapması gerekecek.Yalnız Arda Rijkaard'ın kendisi hakkında söylediklerinden dolayı biraz kırgın.Eğer kırgınlığını bu maça yansıtırsa Galatasaray bir kayıp daha yaşayabilir.Yok eğer kırgınlığı bir tarafa koyar ve kendisinden beklenildiği gibi takımının gruplara kalması için elinden gelenini yaparsa o zaman Galatasaray gruplara kalma şansını yakalar.Arda elinden geleni yaptı diyelim peki yeterli olacak mıdır?Arda ve Baros Galatasaray için yeterli skoru elde etmede yeterli olacaklar mıdır?Burada biraz sıkıntı var.İnşallah Arda iyi maç çıkarır ve kendilerine yetecek bir skorla yurda dönerler.Aksi halde Galatasaray'ın geleceği parlak değil.

21 Ağustos 2010 Cumartesi

Fenerbahçe'de İdeal 11

Football Fans Know Better

Galatasaray'dan sonra şimdi de Fenerbahçe'nin ideal 11'ine bakalım.

Fenerbahçe'de yıllardır kalede Volkan Demirel var.Zaman zaman hata yapsa da kalitesi tartışılmaz.Ama olası sakatlık ve cezalarda kaleye geçireceğin güvendiği bir isim yok.Volkan Babacan o güveni boşa çıkarmıştı.Diğer kaleci Mert ise genç ve tecrübesiz.Volkan'a birşey olduğunda kaleyi gözü kapalı olarak teslim edeceğin bir kaleci şart.Gündemde Serkan Kırıntılı vardı.Son durum nedir bilmiyorum ama eğer transfer gerçekleşirse Fenerbahçe kaleyi sağlama almış olur.Eğer gerçekleşmezse Volkan'a iyi bakılması gerekiyor.

Defans bloğunda tartışmasız Andre Santos-Bilica-Lugano-Gökhan Gönül dörtlü yer almalı.Bu dörtlü ligimizin açık ara en iyi defans hattını oluşturuyor.Özellikle kapalı oynadıklarında bu defansı geçmek biraz zorlaşıyor.Yalnız Fenerbahçe'nin gol aradığı dakikalarda defans hattı öne çıktığı zaman eksiklikleri hemen göze çarpıyor.Bazı hatalarına rağmen uyumlu bir defans hattı olduğunu söyleyebiliriz.Fenerbahçe'nin defansıyla ilgili söyleyebileceğimiz şey kulübede bekleyen defans oyuncularının kaliteleri.Fenerbahçe maçlara bu defans hattıyla çıkamadığı zaman neler yaşadığını Young Boys maçlarında gördük.Ne Bekir ne de İlhan Bilica-Lugano uyumunu sergileyecek kalitede değiller.Lugano ve Bilica kart problemi yaşayabilecek tarzda oyuncular ve bir anda defansın göbeğinde Bekir-İlhan ikilisi oynayabilir.Bu sıkıntığı yaşamamak için defansın göbeğine kaliteli bir oyuncu alınması gerekiyordu.Ama yapmadılar.Bundan sonra Aykut Kocaman Bilica'nın veya Lugano'nun cezalarının büyük maçlara ve Avrupa maçlarına denk gelmemesi için dua etmesi gerekecek.Defansın solunda Andre Santos ve Caner idare edebilir.Gerçi Caner'in defansı biraz zayıf ama bir şekilde idare edebilir.Defanstaki asıl problem sağ tarafta.Orada oynayabilecek tek oyuncu Gökhan Gönül.Ona birşey olduğunda Bekir'in oynayacağını düşünürsek planlamada yanlış yapıldığı görülecektir.Aynı Galatasaray'daki Sabri-Ali Turan gibi burada da Gökhan-Bekir seçeneği Fenerbahçe'nin sağ kanattan yaptıkları hücuma desteği önemli ölçüde zıt yönde değiştirecektir.Bu durumu düşünürek bir sağ bek alınması gerekirdi.

Ortasahaya geldiğimizde göbekte Emre-Baroni ikilisinden başka birşey düşünülemez.Olası yabancı kontenjanına takılmada Baroni'nin yerine Selçuk veya Mehmet Topuz oynatılabilir.Benim ilk tercihim Baroni olur.Aslında Baroni'nin oynaması biraz da sağ tarafta kimin oynayacağına ya da Alex'in oynayıp oynamamasına bağlı.Eğer sağ tarafta Dia oynarsa yabancı kontenjanı aşılacağından Baroni yerini Selçuk veya Mehmet'e bırakabilir.Ya da Niang'ın forvette oynayacağını düşünürsek Niang'ın yanında eğer Alex oynarsa yine Baroni yerini bir Türk'e bırakabilir.Fenerbahçe'de asıl problem yabancı kontenjanından dolayı ilk 11'de hangi yabancıların çıkacağıdır.Defansta Lugano-Bilica-Andre Santos üçlüsünün kesin oynayacağını düşünürsek ve Baroni'nin yerine Türk oyuncu olduğunu düşünürsek Fenerbahçe ileride Niang-Alex-Stoch-Dia dörtlüsünden birini fedaetmek zorunda kalacaktır.Bu dörtlüden ikisinin yeri garanti.Niang ve Stoch kesinlikle ilk 11lerde yer alacaklardır.Geriye Alex ve Dia kalıyor.Bana sorarsanız ben Dia'yı oynatırdım.Her ne kadar Alex Fenerbahçe tarihine geçse de yavaş yavaş miladını doldurduğunu düşünüyorum.Özellikle Aykut Kocaman geldikten sonra.Bazı Fenerbahçeli arkadaşlarım o kadar gol attı, asist yaptı nasıl Alex'i keser diye karşı çıksalar da Fenerbahçe Alex'e çok bağımlı hale geldiğinden artık o olmadan oynamalarının gerektiğini düşünüyorum.Sonuçta Alex seneye yok ve onsuz oynamayı öğrenmeleri lazım.Şunu demiyorum.Alex'i birden kessin ve hiç düşünmesin, kenarda oturtsun.Hayır sadece dakikalarını yavaş yavaş azaltsın ya da rotasyona giderek aynı Antalya maçı gibi olacak maçlarda oynatılması daha hayırlı olur.Bunu yapabilir mi Aykut Kocaman bilemem ama bunu düşündüğünü tahmin edebiliyorum.

Forvete baktığımızda Semih'in yine yedek kalacağını düşünüyorum.Niang'ın gelmesiye birlikte ilk 11 şansı iyice azaldı.Bunu Fenerbahçe'nin tek forvet çıkacağını düşünerek söylüyorum.Fenerbahçe forvet mevkiide sıkıntı yaşamaz gibi duruyor.Niang-Semih-Gökhan-Dia dörtlüsü 3 kulvarı da götürebilir.

20 Ağustos 2010 Cuma

Bize Her Yer Trabzon


Avrupa Liginde Liverpool ile eşleşiyorsunuz.Maç için gidiyorsunuz Liverpool'a.Yani deplasmandasınız.Maçın başlamasıyla hem oynadığınız oyunla hem de taraftar desteğiyle hiç de deplasmandaymışsınız izlemini vermiyorsunuz.Skor ne olursa olsun isterse Trabzonspor 5-0 yenilsin.Hiç farketmezdi.Çünkü çıktıklar ve kendilerine yakışır bir şekilde oynayabilecekleri en iyi oyunu sergilediler.Hele ilk yarının ortalarındaki paslamaları gördüğüm zaman tamam dedim bu bana yetti.Maç sonunda tabelada 1-0 yazsa da bana göre kazanan başta Şenol Güneş olmak üzere Trabzonspor olmuştur.Mehmet Demirkol güzel birşey demişti.Trabzonspor oyununu oynasın sonuç ne olursa olsun gülsün geçsin.Ben de birşey ekleyeyim.Gururlansınlar böyle takımın taraftarı oldukları için.Tebrikler Şenol Güneş.


Young Boys maçlarına takım daha iyidi ama yeterli değildi.Bunda tam kadro çıkamayışları neden olmuş olabilir.Hakikaten bu maç tam da Lugano-Bilica ikilisinin maçıydı.Sol da Stoch yoktu.Yerine oynayan Caner hem hücumda hem de defans yapmada yetersiz kaldı.Tüm bunlara rağmen oradan 1-0 ile dönmek iyi oldu ama 1-0 çok tehlikeli bir skor.kadiköy'de maçın başında yiyeceğin bir gol herşeyi batırabilir.O yüzden dikkatli olunması gerekir.Fenerbahçe'de hafif kıpırdanış var.Bu kıpırdanmanın Paok karşısında yeteceğini düşünüyorum.Yeter ki gol yenilmesin.


Galatasaray günün kaybedeni oldu.Özellikle ilk yarıdaki futbol tam anlamıyla iç karartıcıydı.Baros oyuna girmeseydi ya da Mehmet Battal sakatlanıp çıkmasaydı Galatasaray için işler daha kötü olabilirdi.Mehmet Battal kötü bir oyuncu değil.Önceki yazılarda da söylediğim gibi Mehmet Battal iyi işler yapacaktır ama şu anda Avrupa ligine girmek önemliyse ve elinde sağlam Baros varsa ilk 11de Baros çıkması gerekir.Neyse teknik taktiğe fazla girmeyelim.Galatasaray gruplara kalabilir mi?Elbette kalabilir.Peki Galatasaray elenebilir mi?Elenebilir.İşte bu durum Galatasaray için hiç de iyi değil.

19 Ağustos 2010 Perşembe

Kadıköy'den Ayrılık


Fenerbahçe'd yavaş yavaş ayrılmalar yaşanıyor.Kadroda düşünülmeyen Deivid ülkesine geri döndü.Fenerbahçe'nin eski teknik direktörü olan Zico'nun sportif direktörlüğünü yaptığı Flamengo'da futbol yaşantısına devam edecek.Fenerbahçeliler hiç şüphesiz Chelsea'ye attığı golle hatırlayacaklardır.Kim o golü unutabilir ki zaten.Fenerbahçe yönetimi de Deivid için bir mesaj yayınlayarak teşekkür etmiş.

"Profesyonel Futbol Takımımızın kadrosuna 2006'da dahil olan Brezilyalı oyuncumuz Deivid de Souza ile yollarımız karşılıklı anlaşma sonucu ayrılmıştır.Formamızla 100'ün üzerinde maça çıkan ve takımımıza önemli katkılar sağlayan Deivid de Souza'ya teşekkür ediyor; Brezilya ekiplerinden Flamengo'da devam edeceği kariyerinin başarılarla sürmesini diliyoruz."

Kadroda düşünülmeyen diğer bir oyuncu Güiza ise yönetime sitemde bulunmuş.Aslında haklı.Madem kadronuzda görmek istemiyorsanız gitmesinde kolaylık gösterin.Bu saatten sonra maddiyata önem veremezsiniz.Aldığınız rakama göre komik bir rakamla göndermek zorundasınız.Aslında göndermek bir yana aynı hatayı yapmak nereye kadar devam edecek.
Neyse zaten Fenerbahçeliler alışıktır.

"Beni hesaba katmayan onlar. Ben kendi kendime idman yapıyorum. Eğer Fenerbahçe'de kalırsam bu herkes için kötü olacak. Hercules'in teklifini kabul etmelerini umuyorum."

Daniel Güiza

Yüzümüzü Güldürün



21.00 Galatasaray – Karpaty Lviv
21.30 PAOK – Fenerbahçe
21.45 Liverpool – Trabzonspor

18 Ağustos 2010 Çarşamba

Kazım Kendine Dur Demeli


Kazım Kazım ikinci şansını da kullanamadı.Geçen seneki disiplinsiz hareketlerinden dolayı ikinci devre kiralık verilmişti.Geri dönüşünde akıllanacağını düşünmüştüm açıkcası.En azından ilk dönemlerde düzeldiğini bir nebze olsun gösterir dedim.Böyle düşünmemin sebebi A Milli takım için önemli bir futbolcu olması.Forvette olması gereken özelliklerin hepsinden biraz var ve üstünde durulduğunda öenmli bir yere geleceğini düşünüyorum.Ama O ne yaptı.İlk resmi maçında gereksiz yere gördüğü iki sarı karttan dolayı takımı 10 kişi bıraktı ve belki de Fenerbahçe'nin elenmesine sebep oldu.Sebep oldu mu olmadı mı orası tartışılır ama kendisinin kapı dışarı edilmesiyle Fenerbahçe'deki kariyerini bitirdi.Basında çeşitli söylentiler var.Parası verilip kulüple ilişiği kesilmiş.Şu ana kadar kulüpten bir yalanlama gelmedi.Bu durumda KAzım istediği kulübe gidebilir.Benim tahminim ilişiğinin kesilmesindense transferinde kolaylık sağlanması daha akılcı bir çözüm.Hele ki bir talibi varken.Duyduğumuz kadarıyla Galatasaray Kazım'ı istiyor.Bence çok iyi de olur.Hem kanatlarda hem de forvette bir problem var.Bu problemi bir nebze giderecek bir oyuncu.Ama bu kadar kolay değil.Çünkü Kazım aynı Kazım olacak.Galatasaray'a gittiğinde aynı şeyleri tekrarlama olasılığı çok yüksek.Burda önemli olan Kazım'ın kendisine çeki düzen vermesi.Aksi halde sürekli takım değiştirir durur.Bir yerde kendisine dur demesi gerekiyor.Artık Fenerbahçe'de oynayamayacağını göre bence Galatasaray'a gitsin.Hem kendisi hemde Galatasaray için iyi bir seçenek.Yalnız bir şartla.Tekrarlamakta fayda var.Kazım kendisine dur demeli.

Güiza Elde mi Kaldı?



Fenerbahçelilerin sevgilisi, her yerde hakkında iyi şeyler söyledikleri Güiza gitti gidiyor derken gidemedi.Bu sezon da Fenerbahçe'de kalacak gibi.En son La Liga ekiplerinden Hercules ile anlaşmıştı.Hem Güiza hem de Hercules Başkanı anlaştıklarını duyurmuşlardı.Yalnız bugün gelen bir haber Fenerbahçelileri üzecek cinsten.Çünkü Hercules Paraguaylı forvet Valdez ile anlaşmış.Şimdi yeni çıkan bir ekip Valdez'e 3.8 milyon euro ödedikten sonra ki bu rakam transfer için harcadıkları en yksek miktar Güiza için bir girişimde bulunacaklarını sanmıyorum.14 milyon euroya aldığın bir oyuncuyu 4 milyon euroya bile satamadığını düşünürsen ne kadar yanlış bir karar verdiğin gözükmektedir.Neredeyse üstüne para verip gönderecekler.Bu saatten sonra Fenerbahçe'de forma şansı bulamaz.En iyisi bonservisini düşük tutup transferinde kolaylık sağlamaktır.Daha önümüzde uzun zaman var.Ne olacağı belli olmaz.Ama Fenerbahçeliler bu süresinin sonunda Güiza'nın gitmiş olmasını umuyorlar.

17 Ağustos 2010 Salı

Robinho'nun Geleceği



Sky Bet sitesi uzun zamandır Robinho'nun yeni sezonda hangi takımda oynayacağı ile ilgili bahis oranlarını yayınlıyor.Uzun süre Beşiktaş önde giderken yeni lider bir başka Türk takımı.Yeni bahisler şöyle;

Fenerbahçe: 1.25
Beşiktaş: 3.00
Inter: 4.00
Benfica: 6.00
Santos: 8.00
AC Milan: 14.00
Barcelona: 14.00
Schalke 04: 14.00
Shakhtar Donetsk: 20.00
Chelsea: 30.00


Robinho Türkiye'ye gelirse ne Fenerbahçe'de ne de Beşiktaş'ta başarılı olacağını düşünmüyorum.Zaten onu maddi anlamda almak güç aldıktan sonra disiplinli bir şekilde oynatmak güç.Bir de benim anlamadığım diyelim ki Fenerbahçe ya da Beşiktaş Robinho'yu aldı.Kimi gönderecekler peki?Kontenjan doldu ve birini para harcayarak göndermek zorundalar.İki kulüpte harcadıkları bunca paradan sonra bu transfer biraz lüks kaçar.En iyisi kulüplerimiz hiç bulaşmasın.Robinho gitsin Ronaldinho'nu yanına kardeş kardeş oynasınlar.

8 Temmuz 2010 Perşembe

Okul Açık C Blok Kapalı !

Yaptığı tribün karaografilerinin dışında, katıldığı sosyal projelerle de taraflı tarafsız herkesin takdirini kazanan 1907Unifeb, bundan sonra sosyal etkinliklerine devam edeceğini fakat tribün faliyetlerini durdurduğunu açıkladı.

1907Unifeb'in sitesinden yapılan açıklama metni:

Kurulduğu günden bu zamana, yola çıkmış olduğu "Fenerbahçe’nin Aydınlık Geleceği" olma parolasıyla Fenerbahçe camiasına farklı bir soluk getirmeyi amaç edinen ve hedefi doğrultusunda başarıyla ilerlediğine inandığımız derneğimiz; bulunduğumuz spor camiasında yetki sahibi kişi ve kurumların tamamen keyfi uygulamaları sebebiyle suçlu ilan edildiğimiz bir tribün ortamında bulunmaktan endişe duymaktadır. Önümüzdeki süreçte bu keyfi uygulamaların üniversite öğrencilerinden oluşan ve gelecek kaygısı taşıyan birliğimiz üyelerine yönelik bir tehdit oluşturduğunu düşündüğümüz için 1907 ÜNİFEB Yönetim Kurulu olarak tribün faaliyetlerimizi dondurma kararı almış bulunuyoruz.

Endüstriyel futbol çağında yerleştirilmek istenen anlayışta taraftarın gün geçtikçe pasifize edilmesi amaçlanmaktadır. Oysaki taraftar, oyunu yaşayan ve oyunun öznesi olmaya çalışan taraftadır, taraftır. Özne olmaya çalışırken gücünü karşılıksız sevgiden alır. Fenerbahçe bizim için "piyasa ekonomisinin bir nesnesi" değil "anılarımız ve hayallerimiz"dir. Salt kazanma arzusuyla değil karşılıksız bir sevgi ile bağlandığımız gerçekliktir. Oysaki endüstriyel futbolda karşılıksız hiçbir şey gerçekleşememektedir. Bu çelişkinin giderilmesi için sporda şiddetin önlenmesi adı altında çıkan bütün yasalar gerçekte "müşteri-seyirci" profilinin alt yapısını hazırlamak için kullanılmaktadır. Bizler bu ayrımın farkında olan ve hiçbir zaman bu mücadele içindeki piyonlardan olmayacağımızın özellikle altını çizen ve bu konunun derinliğinin herkesçe bilinmesi gerektiğine inanan, farkındalık yaratmaya çalışan bireyleriz.

Tüm bu bilgiler ışığında özellikle dikkat çekmek istediğimiz husus, ülkemizde sporun tüm paydaşlarının temsilcilerinin bulunduğu fakat sadece sporun ana öznesi olan taraftarın resmi bir ortamda temsilcisinin bulunmadığı, empatiden yoksun ve taraftara danışılmadan hazırlanan ve şu an yürürlükte olan 5149 sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine dair kanunun uygulamada yarattığı açmazlardır. Yasanın keyfi olarak uygulandığında kolluk kuvvetlerinin ve adli makamların elinde bize karşı kullanılabilecek bir koz olduğunu son dönemde yaşadığımız olaylarla daha iyi gözlemlemekteyiz. Somut bir örnek vermek gerekirse 4 Nisan 2010 tarihinde oynanan Fenerbahçe-Kayserispor maçında koridorda su almakta olan bir arkadaşımız, arkadaşına düşürdüğü gözlüğünü veren başka bir arkadaşımız ve daha da vahimi sadece üzerinde 1907 ÜNİFEB ürünü taşıdığı için göz altına alınan arkadaşlarımız olmuştur. Bu keyfi uygulamanın sonucunda gelinen son durum herkesin bildiği üzere Grup CK, Vamos Bien ve bizim üyelerimizin de içinde olduğu 14 arkadaşımızın spor müsabakalarından 6 ay men ve 1717 TL idari para cezasına çarptırılmalarıdır. Bu kararın tutanağı ise olayın en vahim yönünü oluşturmaktadır. İlgili yasanın 11. maddesi gereğince "Stada yanıcı, yakıcı, kesici madde sokmak ve müsabakanın seyrini etkilemek" suçundan dolayı arkadaşlarımız cezalandırılmışlardır. Bunun adı keyfiyet değildir de nedir? Kolluk kuvvetinin uygulamada göstermiş olduğu bu keyfiyet ileride ne boyutlara ulaşacaktır? Üzülerek söylemeliyiz ki bunun cevabını verememekteyiz.

Türk spor camiasının birçok yerinde kirlilik, kokuşmuşluk, yozlaşmışlık varken sorunun kaynağının sadece tribünler olarak lanse edilmesine anlam veremiyoruz. Bizler sporda şiddeti ve düzensizliği önlemeye yönelik yapılacak yasaların her zaman destekçisi olduk, olacağız. Ancak bu desteğimiz bu yasaların, salt amacı takımını desteklemek olan taraftarların temel hak ve özgürlüklerinin korunması çerçevesinde oluşturulduğu takdirde geçerlidir. Geleneksel taraftar kimliğimizi koruyacak, bu korumayı eşitlik ve özgürlük düzleminde yapacak; her şeyden önemlisi bu yasa hazırlanırken tribünleri dolduran biz taraftarların görüşlerini göz ardı etmeyecek olan bir yasanın ve bu yasayı o anki ruh haline göre orantısız inisiyatifler ile adil olmayan bir şekilde uygulamayan yasa uygulayıcılarının özlemi içindeyiz.

Endüstriyel futbolun etkisiyle, isteyerek veya istemeyerek, taraftarı tek tip müşteri prototipine sokmakta olan yönetim duruşundan da artık taviz verilmesi gerektiğine inanıyoruz. Fenerbahçe gücünü halktan alan, taraftarıyla bir bütün halinde yaşayan bir sivil toplum örgütüdür. Tribün coşkusu bu camianın her zaman en büyük güç göstergesi olmuştur. Taraftarın, takımına desteğini en güzel şekilde verebileceği ortamların geçmişte olduğu gibi önümüzdeki dönemlerde de oluşmasını temenni ediyoruz. Taraftarı bir tehdit unsuru olarak gören zihniyetin, yerini taraftarı bağrına basan zihniyete bırakmasını derinden arzuluyoruz.

Ayrıca, taraftarı yönlendiren, taraftarların maruz kaldığı haksızlıklara karşı bir birlik oluşturulması gerekliliği aşikarken bunun öncüsü olacak ve tribüne sahip çıkacak grupların artık bütün taraftarları kucaklamalarını temenni ediyoruz. Özünde aynı amaca hizmet etmekte olduğumuzu daha sık hatırlamalarını istiyoruz. Kendimizi yıllar önce kabul ettirmiş olduğumuz Fenerbahçe tribünlerinde, 9 senedir dimdik durmaktayız. Artık kendi tribünümüz içinden gelen basit ve yakışıksız lekelemelerden sıkılmış durumdayız. Hedef ve değerleri doğrultusunda yürümekte olduğu bu yolda, 1907 ÜNİFEB hiçbir kişi veya kurumun etkisiyle sağa sola savrulmamış, her zaman kendi doğrularıyla hareket etmiştir.

Son olarak üyelerimize ve kamuoyuna belirtmek isteriz ki; bu kararla sadece tribün faaliyetlerimizi dondurmuş bulunuyoruz. Tribün haricinde, Türkiye ve KKTC’de 42 ilde bulunan 73 üniversitedeki örgütlenmelerimizle Fenerbahçe’ye farklı platformlarda katkı sağlamaya devam edeceğiz. Çünkü Fenerbahçe’nin geleceğine talip olan bizler için Fenerbahçe’ye katkıda bulunmak, bizim en büyük amacımız ve alışkanlığımızdır. Yıllar önce Okul Açık Tribünü’nde başlayan bu serüven münferit olarak olsa da aynı sevgiyle devam edecektir. Tribün faaliyetlerimizi dondurmamız; toplu olarak tribün organizasyonlarında bulunulmayacağı ve tribünlerde 1907 ÜNİFEB’i temsil eden herhangi bir sembolün yer almayacağı anlamına gelmektedir. Bahsetmiş olduğumuz sağlıksız koşulların giderildiği, gelecek güvenliğimizin keyfi ve orantısız güçlerce tehdit edilmediği koşullarda 1907 ÜNİFEB muhakkak ait olduğu yere; tribünlere geri dönecektir.

Saygılarımızla.

1907 ÜNİFEB - Üniversiteli Fenerbahçeliler Birliği

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails