adnan polat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
adnan polat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Kasım 2010 Cuma

Misimovic ve Hagi

Galatasaray'dan gündeme bomba gibi düşen bir açıklamayla Misimovic'in kadro dışı bırakıldı. Zaten böyle bir olayın olacağı haftasonunda Hagi'nin yaptığı açıklamadan da belliydi, "kiralık futbolcu istemiyorum", kastettiğinin İnsua değil de Wolfsburg ile yapılan ilginç anlaşmanın maddeleri nedeniyle Misimovic olduğu zaten konuşuluyordu.
Misimovic'in kadro dışı bırakılmasını irdelerken, öncelikli olarak takımdaki kötü gidiş nedeniyle kadro dışı bırakılması gereken kişinin Misimovic mi olması gerektiğine bakalım.

Galatasaray'da bu sezonun en çok eleştirilen isimlerin başında; Servet, Ayhan, Kewell, Mustafa Sarp, Hakan Balta geliyor. Aslında bir bakıma takımın savunma yükünü çeken kısımları Galatasaray'ın en çok ve acımasızca eleştirilen kısmı. Özellikle Galatasaray'ın son haftalarda yediği gollerin pek çoğunda Servet'in bireysel yeteneği (!) söz konusu. Takımın formsuz gözüken isimlerinden Elano ve Misimovic ise; Elano takıma Dünya Kupası yorgunluğu ile katıldı ve pozisyon olarakta alışık olmadığı bir mevkide oynatılmasına rağmen herkes Elano'dan sürekli asist yapmasını ve gol pozisyonuna girmesini, Dünya Kupasında ki ve daha önce Avrupa'da adının geçtiği dönemdeki Elano gibi olmasını, bekliyor.
Misimovic konusu da aslında Elano konusundan pek farklı değil; Galatasaray, Avrupa Ligi'nde devam etme ümidi taşırken, Avrupa'da iddaalı olmak adına takımı güçlendirme çalışmaları içinde transferi başlatıldı, fakat Misimovic Galatasaray'a imza attığında takım çoktan Avrupa Kupalarına veda etmişti ve lig de başlamış durumdaydı. Wolfsburg'da önünde Dzeko ve Martins gibi iki adam varken attığı ara toplarla takımını pozisyona sokan ve sürekli asist yapan Misimovic, Galatasaray'da, Baros'unda sakatlığı sonrasında, önünde forvet orjinli bir oyuncu olmadan sahaya çıktı ve genelde alışık olduğu mevki olan forvetlerin arkasında merkezde oynamak yerine sol kanatta tercih edildi.
Zaten Galatasaray'ın elinde Kewell, Arda, Elano, Pino varken Misimovic transferi en başta da göz boyamak taraftarın ilgisini yönetimin üzerinden çekmek amaçlı yapılmış bir transfer görünümündeydi.

Gelelim neden kadro dışı bırakılan kişinin Misimovic olduğuna, gerçekten de bütün suç Misimovic'te miydi ?
Hagi gerçekten bütün kötü gidişin sorumlusunun Misimovic olduğunu düşünüyorsa, basit bir hamleyle Misimovic'i yedek klubesinde yanına oturtur ve Misimovic'ten bağımsız olarak kafasındaki takımı sahaya sürerdi. Peki Hagi ne yaptı, Misimovic'i kadro dışı bıraktı. Bunun altında büyük ihtimalle taktiksel sebeplerden ziyade takım içinde yarattığı bazı problemlerin olması daha muhtemel. Fakat takım içinde sürekli bir form düşüklüğü ve uyumsuzluk varken, faturanın daha takıma adapte olamamış ve başarısızlıktan başka birşey görmemiş olan yeni transfere kesilmesi, insanı altında başka sebepler aramaya itiyor.
Altından çıkartılabilecek en makul sebep ise şu şekilde; yönetim Rijkaard'dan sonra, sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer mantığıyla Hagi'yi getirdi. Rijkaard gibi kendi bildiğini okuyan bir teknik direktör yerine gelen Hagi, yönetim ile ortak hareket ederek; hem takımı gelecek sene için hazırlıyacak, hemde takım içinde ki revizyon yönetimin istediği ve takımın kazanç sağlıyacağı şekilde gerçekleşecekti. Yani Hagi bu sezonun sonuna kadar yönetimin istediği doğrultuda kararlar alıp, yönetim üstündeki baskıyı hafifleticek, seneye de yeni oluşturulan kadro ile bu sezondan hazırlayacağı bir taktik oturtup yoluna devam edecekti.

Misimovic'in kadro dışı bırakılması da aslında bu olaylar zincirinin ilk halkası; göz boyamak için ve takımın şiddetle ihtiyaç duyduğu tipte bir oyuncu olmamasına rağmen transfer yapılan Misimovic transferinin yanlış olduğu biliniyordu. Yönetim bu sebeple Misimovic'in sözleşmesindeki taksitler ödenmezse Misimovic Wolfsburg'a geri döner maddesini kullanma kararı aldı. Fakat sezon sonuna kadar kadroda tutup oynatıp sonra Wolfsburg'a geri yollamak da transfer hatasını kabul etmek manasına gelecekti ki zaten eleştiri oklarının hedefinde olan Galatasaray yönetimi için bir darbe daha olmuş olacaktı. Bu sebeple Misimovic, saha dışı hareketleri nedeniyle kadro dışı bırakıldı, büyük ihtimalle devre arasında olmazsa sezon sonunda Wolfsburg'a takıma uyum sağlıyamadığı ve sorun yaşadığı gerekçeleri öne sürülerek geri gönderilecek.

Galatasaray yönetimi bu hamlesinin altından kalkabilirse eğer, bir taşla iki kuş vurmuş olucak. Hem Hagi'nin otoritesi olduğu ve takım içinde hayati kararlar aldığını medyaya göstermiş olacaklar, hem de hatalı yapılmış bir transfer hamlesinden minimum zararla kurtularak, bir sonraki transfer dönemi için bütçe yaratılmış olunacak.

20 Ekim 2010 Çarşamba

Rijkaard Giderken

Ankaragücü maçının ardından konuşulmaya başlanan, dün yapılan yönetim kurulu toplantısında karar bağlanan; Rijkaard'ın gönderilmesi, bugün resmi olarak duyuruldu. Geçen sezonun başında devrim yapması için getirilen, sezon başında Adnan Polat'ın ne olursa olsun arkasındayız dediği Rijkaard bugün itibariyle görevinden ayrılmış oldu.

Rijkaard'ın gönderilmesinin sebeplerini iki açıdan incelemek lazım, Rijkaard'ın sebep oldukları, yönetimin sebep oldukları.
2 sezon önce Skibbe'nin yollanması ve ardından Bülent Korkmaz'ın başa geçmesi ve takımın ligi 5. sırada bitirmesinin ardından, takıma sistem oturtacak, 2000 sonrasında yaşanan birikmiş sorunların üstesinden gelecek ve takıma uzun yıllar hizmet edebilecek bir teknik adam arayışı sonrasında Rijkaard, o günün koşullarında Galatasaray için ideal bir teknik direktördü.

Rijkaard geldiğinden beri bazen haklı, bazen haksız şekilde çok fazla eleştiri aldı. Bu eleştirilerin sebebi de kendisinden beklentinin fazla olmasıydı.
*Rijkaard'ın ilk yanlış hamlesi 4-3-3 diretmesi oldu, geçmişte oynattığı tüm takımlarda bu sistemi oturtan, bu sistemle Roterdam'ı küme düşüren fakat Barcelona'yı şampiyon yapan bir hocaydı. Ligi yeteri kadar incelemeden, elindeki oyunculardan bu taktikle ne kadar verim alabileceğini hesaplamadan körlemesine bu taktiğe girişti ve başarısız oldu.
*Geldiği ilk zaman, kampı kaldırdı. Çünkü profesyonel futbolcuların kamp olmadan da yeterli disiplin içinde olacaklarına ve taktiksel olarak hazır olacaklarına inanıyordu.Barcelona da olay belki böyleydi ama Türkiye'de profesyönellik algısının farklı algılanması ve insanların sürekli işten nasıl kaytarırım düşüncesinden dolayı, kampsız sistem oyuncuların disiplinleri açısından sorun yaratma potansiyeline geldi, üstüne medya baskısı da eklenince kamp sistemine geri dönüldü.
*Barcelona'da zamanında yaptığı, kangreni sorunlu bölgeyi tespit edip ne pahasına olursa olsun kesme işini düzgün yapamadı. Aslında bunu Barcelona'da da son sezonunda verimli yapamamasından dolayı Barcelona'dan ayrılışı hızlı olmuştu. Takım içinde ki sorunlu ve gruplaşan oyunculara ulaşamadı bu sorunları temizliyemedi. Yönetimi bazı oyuncuları kayıran yapısından dolayı da bu konularda yönetim baskısı yedi.
*Bir türlü düzgün bir tercümanla çalışamadı, söyledikleri sürekli yanlış çevrildi, yanlış çeviriler süpekülasyon yarattı boş yere medya baskısıyla karşılaştı. İstediğini bir türlü dile getiremedi, değişen tercümanıyla birlikte bu seferde tercüman bazı yerleri değiştiriyor iddaaları ortaya atılıp yüklenilmeye devam etti.
*Medya tarafından babası öldüğü için bile eleştirildi. Cenaze töreni için aldığı izin için bile suçlanıcak duruma geldi.
*1,5 yıl takımın başında kalmasına rağmen bir türlü sistemi oturtamadı, takımın belirli bir diziliş içinde, istenilen şekilde oynadığı maç sayısı 2 elin parmaklarını geçmedi.
*Takım hep motivasyon açısından geride kaldı, 1-2 futbolcu dışında istekli oynayananın olmadığı çok maçlar oynattı. Görünen bir sorun olmasına rağmen bir türlü bu soruna neşteri vuramadı.

Rijkaard'ın; Galatasaray geçmişine baktığımız da, yönetimin hamlelerini bir kenara koyarsak eğer; beklentinin çok altıdna kaldığını görüyoruz. Takımın bir türlü düzgün top oynamadığı, üst üste 3 pas yapamadığı, düşük motivasyon içinde kendi kendine eridiği, futbolcuların aralarında sorunlu olduğu ... bir dönem. Barcelona'da izlettirdiğinin yarısını bile Türkiye'de izlettiremedi. Evet bunda yönetimin hatalarının payı da var fakat, Rijkaard'da hiç bir zaman Süper Lig'e uygun hamleler yapamadı, başarısızlığı göz önünde olmasına rağmen sisteminden ödün veremedi. Akla ister istemez Barcelona'da O'nun bu kadar başarılı olmasını sağlayan şey sadece kadroymuş, demek ki Rijkaard gözümüzde büyüttüğümüz kadar başarılı değilmiş düşüncelerini getirdi.

Yönetimin hiç mi hatası yoktu; aslında başarısızlığa giden yolda en büyük hataları yönetim yaptı, Rijkaard da bu hataları düzeltemedi.
*En başında, teknik direktörümüz böyle yapıyorsa haklıdır, arkasındayız diyemedi ve kamp sisteminin devam etmesi için baskı yaptı.
*Yanına bir türlü düzgün tercüman veremedi.
*Medyada özel hayatının bile eleştirildiği dönemde hiç kimse çıkıpta, teknik direktörümüzün özel hayatının takımıza olumsuz etkisi yoktur diyemedi.
*Takım içinde otoritenin sahibi olması gerekn kişi Rijkaar'ken sürekli Arda önplana itildi.
*Takımın sorunlarına yönelinceğine, medyada çıkan her eleştiriye Aslantepe cevabı verilerek sürekli göz boyaması yaptılar.
*Fakat yönetimin en büyük hatası transfer konusunda oldu ki takımın aslında şu an başarısız olmasının en büyük sebebi de yapılan yanlış transferler ve lüzumsuz transferler oldu.
-Takımın Baros'un da sakat olduğu bir dönemde, yabancı hakkı açılamsı için yedek forvet Nonda gönderildi. Yerine Avrupa maçlarında oynamayacağı bilinmesine rağmen Jo kiralandı, zaten özel hayatı sorunlu olduğu için EPL'de sorun yaşıyan Jo, kiralık geldiği ülkemizde de disiplin sorunları gösterince başarılı olamadı, takımı forvetsiz bıraktı.
-Kewell'in sakatlığı sonucu, kanat adamı olmaması nedeniyle Dos Santos kiralandı. Yarım sezonda pek büyük varlık gösterememiş olmasına karşın yinede yeteneği olduğunu göstermeyi başardı, Rijkaard istemesine rağmen, opsiyonu kullanılıp transfer edilmedi.
-Takımı ileri taşıyan, fizik gücüyle rakibi yıpratan Keita disiplin sorunları nedeniyle gönderildi. (Rijkaard'ın bu konuda kalmasını isteyip istemediği hakkında pek bilgim yok) Yerine Fransa'da disiplinsizliği nedeniyle eleştirilen, sürekli uzun süreli sakatlık geçirme riski olan Pino alındı, verimsiz oldu.
-De Santis, Rijkaard gelmeden gönderilmişti, yerine Leo Franco alındı. Kalede mucizeler(!) yarattı. Leo Franco'dan sonra yeni sezona yerli kaleciyle devam etme kararı alındı, kalede beklenen performans alınamadı. (Rijkaard'ın kaleci istemiyorum, elimizdekiler gayet iyi dediğini de hatırlatmak lazım bu konuda)
-Servet'in yanında, adı cam adama çıkan Gökhan Zan alındı, sakatlığı nedeniyle bir türlü düzenli forma giyemedi.
-Beklere yedek transferi yapılmadı, Sabri ve Hakan Balta'nın sakatlıklarında takım bek konusunda büyük sıkıntı yaşadı. Daha sonra olaylı bir şekilde alınan Ali Turan bu mevkide adeta yokları oynayınca, kanat ataklarında takım dağıldı.
-Ortasahaya savaşçı ve oyunu iki yönlü oynayabilecek adam alınmadı. Mustafa Sarp, Ayhan Mehmet Topal, 3 defansif orta saha gibi oynadı, ilerinde katkı veremedi. Loric Cana savaşçı ortasaha olarak alındı, istenilen performansı veremeyince Rijkaard'ın gözüne giremedi, Karabük maçında daha ilk yarının ortasında oyundan alındı.
-Lincoln sonrası oyun kurucu, takımı ortasahadan ileri taşıycak eleman olsun diye Elano transfer edildi, Brezilya milli takımında döktüren Elano, Türkiye'de döküldü. Mental problemlerinin üzerine gidilmedi, oyuncu kendi haline bırakıldı.
-Elde Elano olmasına rağmen, Misimovic transferi yapıldı, Elano'dan alınamayan verim, Misimovic'ten de alınamaz oldu, takım resmen Elano'yu aradı.
-Baros'un yedeği olarak, Mehmet Batdal alındı. Süper Lig tecrübesi olmayan, 1.ligden gelen oyuncu, takımı taşıyacak forvet kimliğinin çok uzağında kaldı.
-Beşiktaş'ta tutunamayan ve başarılı olamayan Serdar Özkan bonservisi olmadığı için transfer edildi. Beşiktaş döneminin üzerine hiç bişey koymamış olarak Galatasaray'da da yokları oynadı.

Sonuç olarak uzun bir aradan sonra ilk defa transfer için kesenin ağzını bu kadar açan Galatasaray, yaptığı yanlış transferler takımı ileri götüreceğine geriye götürmüş oldu. Daha önce Gerets döneminde eldeki ortalama oyunculara rağmen başarıyı gören taraftarlar da kaliteli kadroya rağmen başarı gelmeyince, Rijkaard'ın gönderilmesi için tribünden bağırmış ve sonuçta amacına ulaşmış oldu.

Rijkaard'ın yerine gelecek isim şu an büyük ihtimalle Fatih Terim gibi duruyor. Daha önce Lucescu takımı şampiyon yapmasına rağmen, Fatih Terim gelsin diye gönderilmişti ve Fatih Terim'in 2. dönemi kesinlikle tam bir fiyasko olmuştu. Şimdi Rijkaard gidiyor ve Fatih Terim, 3. dönemine hazırlanıyor. Galatasaray'da beklenen devrim ise şimdilik bitmiş gibi duruyor.

18 Ekim 2010 Pazartesi

Servet vs Baros, Yönetim vs Rijkaard

Servet'in, kısıtlı yetenekleri bu ülkede futbolla ilgilenen herkesin bildiği bir durum fakat Servet'i milli takıma çıkartan, önceki senelerde takımı için değişmez adam yapan şey oynama azmi, tekmeye kafa uzatacak yapısıydı. Fenerbahçe'den ayrılıp Galatasaray'da kendisini bulduğu sezonda, herkesin taktir ettiği şey Servet'in pek çok sakatlığı olmasına rağmen 90 herşeye rağmen oynamak için çabalıyor oluşuydu. Yoksa Servet, hızlanmamış yada kıvraklaşmamıştı, hala ayağına top geldiğin taraftar bir an önce kaptırmadan birine pas atsın diye gözüne bakmaya devam ediyordu.

Neyse, Servet'i zaten bilen biliyor. Geçen sene yavaş yavaş gözden düşmeye başlayan Servet, sezon sonunda Marsilya'dan yılan hikayesine dönen transfer teklifi aldı, Marsilya'da değişen yöneyim nedeniyle gidemedi. Servet'inde kafası büyük oranda Avrupa'da oynama hayallerinde kalınca Rijkaard'ın gözünden düştü. Rijkaard, Servet arasındaki bu soğukluk, 2 hafta önce Servet'in kadrodışı bırakılmasına kadar da devam etti.

Gelelim, Galatasaray-Ankaragücü maçına; Rijkaard, denize düşan yılana sarılır misali Servet'e güvenmek zorunda kaldı ve maça ilk 11'de başlattı. Maskeyle oynadığı maçlarda zaten fiziğini düzgün kullanamayan Servet, mental olarak da maça hazır olmayınca takımının en zayıf halkası ve takımı yakan kişi konumuna gelmiş oldu. Hareketlerde art niyet aramak haksızlık yada kolay yol gibi görünebilir fakat Servet'in bugün oynadığı oyuna baktığımızda insan ister istemezi arasının soğuk olduğu Rijkaard'ı göndermek için mi bu kadar kötüydü sorusunu sormadan edemiyor. Yinede profesyönel ve milli takımda oynayan bir futbolcu için bunları düşünmek gerçekten acı verici bir durum.
Takımın kalanı çok mu iyidi de Servet takımı yaktı olarak düşünecek olursak eğer, Baros'u ayrı bir yere koyarsak; Galatasaray yine son zamanlarda alışkanlık haline getirdiği şekilde ruhsuz ve pek istekli olmayan bir oyun yapısındaydı. Ortasahada Mustafa Sarp'ın kendisinden bekleneni yapıp ileri çıkıp, hücumda takımını rahatlatmak istediği zamanlar oldu, fakat o bölümlerde de hatalı paslarına devam ettiği gibi geri gelmesi sorun olunca ortasahada takımın açık vermesine sebep oldu. Diğer yanda ise maça kaptan olarak çıkan Ayhan Akman, sarı kartı olmasına ve takım 10 kişi olmasına rağmen topsuz alanda rakibiyle didişmeye devam ediyordu.Aslında Galatasaray'da son zamanki kriz içerisinde değişen pek bişey yoktu sahada.
Baros'u ayrı bir yere koymuştuk; Servet hata yaptıkça Baros adeta çoştu, takımda ayakta kalan tek oydu, galibiyete inanan da, fakat tek bir oyuncunun çıkıp maç kurtardığı dönemlerin artık geride kaldığı dünya futbol mantalitesinde Baros yapabilceği maksimum şeyi yaparak attığı 2 golle takımının ümitlenmesini sağlasada, defans olarak dökülen ve toplu ileride tutamayan Galatasaray 2-4 mağlup olmaktan kurtulamadı.
Geçen sezona hızlı başlayan, sezon ortasından itibaren ivmesini kaybeden, Avrupa Ligi'ne elemelerde veda eden ve sezona düşüşü devam ederek başlayan Galatasaray'da; Ankaragücü karşısında alınan mağlubiyet ve oynanan isteksiz futbol nedeniyle Rijkaard eleştirilen isimlerin en başında gelmeye başladı ve Galatasaray Yönetimi yarın olağanüstü toplanarak bu konuların görüşüleceğini açıkladı.

Halbuki, sezon başında Adnan Polat, NTVspor'da canlı yayına çıkarak, ne olursa olsun Rijkaard'ın arkasındayız hatta sezon sonunda 3 senelik daha anlaşma imzalamayı düşünüyoruz, O'nu bırakmıycaz şeklinde konuşmuştu.
Fakat 1,5 senedir Türkiye'de olan ve hala kafasındaki sistemi sahaya yansıtamamış olan Rijkaard artık topun ağzındaki isim sıfatını almış durumda. Şimdiden kulislerde Ersun Yanal adı, tribünlerde ise Fatih Terim ismi geçmeye başladı, halbuki daha mağlubiyet alınalı 3-4 saat bile olmadı.

Olaylara Rijkaard tarafını, aslında yarın yönetim kurulundan çıkacak karar doğrultusunda detaylıca incelemek lazım. Yönetim için ise durum şu an çok karışık durumda; bir yanda sezon başında ne olursa olsun göndermiycez güvenimiz tam denilen teknik direktör için olağan üstü toplantı yapılacak ve belki de gönderilecek. Böyle bir senaryoda ise yönetim, canlı yayında söyledikleri yüzünden tükürdüğünü yalamak zorunda kalıcak. Öte yandan haftaya Galatasaray için ligin en kritik maçlarından olan Kadıköy'de Fenerbahçe derbisi var ve derbi öncesi teknik direktör değiştirmek çok riskli bir hamle çünkü Kadıköy'de alınabilecek 2-3 farklı bir galibiyet bile yönetimin koltuğunun sallanması anlamına gelir.

Sonuç olarak nerden bakılsa yönetim için iki ucu pis bir deynek sorunu mevcut. Eğer bugün bütün takım Baros gibi hırslı oynasaydı, Galatasaray bütün dertlerini unutmuş şekilde Kadıköy'e doğru yola çıkmış olucaktı. Derbi öncesi karışan Galatasaray'ın en azından önümüzdeki 1 haftayı kapsıycak olan acil eylem planı büyük ihtimalle yarın Galatasaray yönetim kurulu tarafından verilecek. Ne kadar bazıları çoktan Rijkaard'ı yollamış olsa da, bence Rijkaard'a son bir şans olarak derbi verilecek, eğer 10 yıldır alamadığı puanı Kadıköy'den kopartmayı başarırsa sezon sonunu görebilir, eğer mağlup olursa gider. Ama olurda Kadıköy'de bir fark yerse o zaman Adnan Polat'ta dahil bütün Galatasaray üst kadrosunu değişmiş şekilde görebiliriz.

5 Nisan 2010 Pazartesi

Adnan Polat'a Hediye



Sivas'ta yaşayan Fenerbahçeli bir saz ustası, Galatasaray Kulübü Başkanı Adnan Polat'a üzerinde isminin yazılı olduğu özel bir bağlama hediye etmiş..Saz ustası Şentürk İyidoğan başkandan çalmasını istemiş ama başkan "17-18 yaşında 3-5 türkü çalıyordum, ama unuttum gitti." diyerek bu isteği geri çevirmiş.Adnan Polat daha sonra yaptığı açıklamada bu önemli hediyeyi saklayacağını söylemiş.

Ne diyelim Adnan başkan güle güle çalsın.

29 Mart 2010 Pazartesi

Galatasaray'da Kongre Heyecanı


Geçen hafta sonu Galatasaray'da kongre heyecanı vardı.Adnan Polat ve Adnan Öztürk başkan olmak için birbirleriyle yarıştılar.Adnan Öztürk kongreye bir heyecan kattığı ortada ama sadece heyecan kattı.Kongrede mutlu sona ulaşamadı.Adnan Polat yeniden başkan seçildi.Adnan Polat'ın şu ana kadar yaptıklarına bakarsak şaşırtıcı bir sonuç değil.Yalnız Adnan Polat'ın rahat bir zafer kazanacağı bekleniyordu.Ama beklenenin aksine Adnan Öztürk Adnan Polat'ı hafiften sıkıştıracak bir oy aldı.Şunu düşünmeden de duramıyorum.Eğer seçim derbiden sonra yapılsaydı Adnan Polat seçilebilir miydi?Bu kritik sorunun cevabını bilmek zor ama Adnan Polat için zor bir seçim olacağı tahmin edilebilir.Bu yakın sonuç divanın bir mesajı olabilir.Adnan Polat'ın yürürlüğe koyduğu projeleri veya yürürlüğe koyacağı projeleri yerine getirirken daha dikkatli olması gerekir.Çünkü divan bir sonraki seçimde faturayı kesebilir.Adnan polat ve ekibine yeni dönemdeki başkanlığında başarılar dilerim.hayırlı uğurlu olsun.


Seçim sonuçları


Toplam sayılan oy – 5.234

Sarı (Adnan Öztürk) – 2.290
Kırmızı (Adnan Polat) – 2.944
Beyaz liste – 133
İptal – 35

% Dağılım – Sarı % 43,75 / Kırmızı % 56,25

2 Şubat 2010 Salı

İyi ki Doğdun Taçsız Kral


Türk futbol tarihinin unutulmaz futbolcuları kimlerdir diye bir soru sorulduğunda %90 ilk sırada "Taçsız Kral" yani Metin Oktay cevabı verilir.Bugün Taçsız Kral'ın doğum günü.O'nun gibi sporculara hasret olduğumuz bugünlerde kendisi özlediğimizi belirterek, iyi ki doğdun Taçsız Kral.

Galatasaray resmi sitesinde Metin Oktay'ın doğum gününü kutlamış ve yayınlanacak olan belgeselerden bahsetmiş.

“Formaya..Armaya ..
Sevgiden..Saygıya..
İnsanlığa kardeşliğe dair aklınıza ne gelirse...
Ne düşünürseniz..
Bir Metin Oktay dersiniz..
O size verir her istediğinizi..
Her beklediğinizi.
Her sevdiğinizi..
Galatasaray’a dair..
Futbola dair..
Sevgiye dair..”


"Ömür Boyu Sürecek Şarkı" ve "Sönmeyen Ateş" belgeselleri bugün GS TV ekranlarında yayınlanacak.

Bu belgesellerde Adnan Polat, Fatih Terim, Bülent Eken,Turgay Şeren, Coşkun Özarı, Yılmaz Gökdel, Bülent Ünder, Gökmen Özdenak ve spor dünyasının önde gelen birçok ismi Metin Oktay’ı ve Kralla ilgili anılarını GS TV’de izleyenleri ile paylaşacak.

Ömür Boyu Sürecek Ateş saat 17:30, Sönmeyen Ateş ise saat 22:30'da GS TV ekranlarında..."

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails