fatih terim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fatih terim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ekim 2010 Çarşamba

Rijkaard Giderken

Ankaragücü maçının ardından konuşulmaya başlanan, dün yapılan yönetim kurulu toplantısında karar bağlanan; Rijkaard'ın gönderilmesi, bugün resmi olarak duyuruldu. Geçen sezonun başında devrim yapması için getirilen, sezon başında Adnan Polat'ın ne olursa olsun arkasındayız dediği Rijkaard bugün itibariyle görevinden ayrılmış oldu.

Rijkaard'ın gönderilmesinin sebeplerini iki açıdan incelemek lazım, Rijkaard'ın sebep oldukları, yönetimin sebep oldukları.
2 sezon önce Skibbe'nin yollanması ve ardından Bülent Korkmaz'ın başa geçmesi ve takımın ligi 5. sırada bitirmesinin ardından, takıma sistem oturtacak, 2000 sonrasında yaşanan birikmiş sorunların üstesinden gelecek ve takıma uzun yıllar hizmet edebilecek bir teknik adam arayışı sonrasında Rijkaard, o günün koşullarında Galatasaray için ideal bir teknik direktördü.

Rijkaard geldiğinden beri bazen haklı, bazen haksız şekilde çok fazla eleştiri aldı. Bu eleştirilerin sebebi de kendisinden beklentinin fazla olmasıydı.
*Rijkaard'ın ilk yanlış hamlesi 4-3-3 diretmesi oldu, geçmişte oynattığı tüm takımlarda bu sistemi oturtan, bu sistemle Roterdam'ı küme düşüren fakat Barcelona'yı şampiyon yapan bir hocaydı. Ligi yeteri kadar incelemeden, elindeki oyunculardan bu taktikle ne kadar verim alabileceğini hesaplamadan körlemesine bu taktiğe girişti ve başarısız oldu.
*Geldiği ilk zaman, kampı kaldırdı. Çünkü profesyonel futbolcuların kamp olmadan da yeterli disiplin içinde olacaklarına ve taktiksel olarak hazır olacaklarına inanıyordu.Barcelona da olay belki böyleydi ama Türkiye'de profesyönellik algısının farklı algılanması ve insanların sürekli işten nasıl kaytarırım düşüncesinden dolayı, kampsız sistem oyuncuların disiplinleri açısından sorun yaratma potansiyeline geldi, üstüne medya baskısı da eklenince kamp sistemine geri dönüldü.
*Barcelona'da zamanında yaptığı, kangreni sorunlu bölgeyi tespit edip ne pahasına olursa olsun kesme işini düzgün yapamadı. Aslında bunu Barcelona'da da son sezonunda verimli yapamamasından dolayı Barcelona'dan ayrılışı hızlı olmuştu. Takım içinde ki sorunlu ve gruplaşan oyunculara ulaşamadı bu sorunları temizliyemedi. Yönetimi bazı oyuncuları kayıran yapısından dolayı da bu konularda yönetim baskısı yedi.
*Bir türlü düzgün bir tercümanla çalışamadı, söyledikleri sürekli yanlış çevrildi, yanlış çeviriler süpekülasyon yarattı boş yere medya baskısıyla karşılaştı. İstediğini bir türlü dile getiremedi, değişen tercümanıyla birlikte bu seferde tercüman bazı yerleri değiştiriyor iddaaları ortaya atılıp yüklenilmeye devam etti.
*Medya tarafından babası öldüğü için bile eleştirildi. Cenaze töreni için aldığı izin için bile suçlanıcak duruma geldi.
*1,5 yıl takımın başında kalmasına rağmen bir türlü sistemi oturtamadı, takımın belirli bir diziliş içinde, istenilen şekilde oynadığı maç sayısı 2 elin parmaklarını geçmedi.
*Takım hep motivasyon açısından geride kaldı, 1-2 futbolcu dışında istekli oynayananın olmadığı çok maçlar oynattı. Görünen bir sorun olmasına rağmen bir türlü bu soruna neşteri vuramadı.

Rijkaard'ın; Galatasaray geçmişine baktığımız da, yönetimin hamlelerini bir kenara koyarsak eğer; beklentinin çok altıdna kaldığını görüyoruz. Takımın bir türlü düzgün top oynamadığı, üst üste 3 pas yapamadığı, düşük motivasyon içinde kendi kendine eridiği, futbolcuların aralarında sorunlu olduğu ... bir dönem. Barcelona'da izlettirdiğinin yarısını bile Türkiye'de izlettiremedi. Evet bunda yönetimin hatalarının payı da var fakat, Rijkaard'da hiç bir zaman Süper Lig'e uygun hamleler yapamadı, başarısızlığı göz önünde olmasına rağmen sisteminden ödün veremedi. Akla ister istemez Barcelona'da O'nun bu kadar başarılı olmasını sağlayan şey sadece kadroymuş, demek ki Rijkaard gözümüzde büyüttüğümüz kadar başarılı değilmiş düşüncelerini getirdi.

Yönetimin hiç mi hatası yoktu; aslında başarısızlığa giden yolda en büyük hataları yönetim yaptı, Rijkaard da bu hataları düzeltemedi.
*En başında, teknik direktörümüz böyle yapıyorsa haklıdır, arkasındayız diyemedi ve kamp sisteminin devam etmesi için baskı yaptı.
*Yanına bir türlü düzgün tercüman veremedi.
*Medyada özel hayatının bile eleştirildiği dönemde hiç kimse çıkıpta, teknik direktörümüzün özel hayatının takımıza olumsuz etkisi yoktur diyemedi.
*Takım içinde otoritenin sahibi olması gerekn kişi Rijkaar'ken sürekli Arda önplana itildi.
*Takımın sorunlarına yönelinceğine, medyada çıkan her eleştiriye Aslantepe cevabı verilerek sürekli göz boyaması yaptılar.
*Fakat yönetimin en büyük hatası transfer konusunda oldu ki takımın aslında şu an başarısız olmasının en büyük sebebi de yapılan yanlış transferler ve lüzumsuz transferler oldu.
-Takımın Baros'un da sakat olduğu bir dönemde, yabancı hakkı açılamsı için yedek forvet Nonda gönderildi. Yerine Avrupa maçlarında oynamayacağı bilinmesine rağmen Jo kiralandı, zaten özel hayatı sorunlu olduğu için EPL'de sorun yaşıyan Jo, kiralık geldiği ülkemizde de disiplin sorunları gösterince başarılı olamadı, takımı forvetsiz bıraktı.
-Kewell'in sakatlığı sonucu, kanat adamı olmaması nedeniyle Dos Santos kiralandı. Yarım sezonda pek büyük varlık gösterememiş olmasına karşın yinede yeteneği olduğunu göstermeyi başardı, Rijkaard istemesine rağmen, opsiyonu kullanılıp transfer edilmedi.
-Takımı ileri taşıyan, fizik gücüyle rakibi yıpratan Keita disiplin sorunları nedeniyle gönderildi. (Rijkaard'ın bu konuda kalmasını isteyip istemediği hakkında pek bilgim yok) Yerine Fransa'da disiplinsizliği nedeniyle eleştirilen, sürekli uzun süreli sakatlık geçirme riski olan Pino alındı, verimsiz oldu.
-De Santis, Rijkaard gelmeden gönderilmişti, yerine Leo Franco alındı. Kalede mucizeler(!) yarattı. Leo Franco'dan sonra yeni sezona yerli kaleciyle devam etme kararı alındı, kalede beklenen performans alınamadı. (Rijkaard'ın kaleci istemiyorum, elimizdekiler gayet iyi dediğini de hatırlatmak lazım bu konuda)
-Servet'in yanında, adı cam adama çıkan Gökhan Zan alındı, sakatlığı nedeniyle bir türlü düzenli forma giyemedi.
-Beklere yedek transferi yapılmadı, Sabri ve Hakan Balta'nın sakatlıklarında takım bek konusunda büyük sıkıntı yaşadı. Daha sonra olaylı bir şekilde alınan Ali Turan bu mevkide adeta yokları oynayınca, kanat ataklarında takım dağıldı.
-Ortasahaya savaşçı ve oyunu iki yönlü oynayabilecek adam alınmadı. Mustafa Sarp, Ayhan Mehmet Topal, 3 defansif orta saha gibi oynadı, ilerinde katkı veremedi. Loric Cana savaşçı ortasaha olarak alındı, istenilen performansı veremeyince Rijkaard'ın gözüne giremedi, Karabük maçında daha ilk yarının ortasında oyundan alındı.
-Lincoln sonrası oyun kurucu, takımı ortasahadan ileri taşıycak eleman olsun diye Elano transfer edildi, Brezilya milli takımında döktüren Elano, Türkiye'de döküldü. Mental problemlerinin üzerine gidilmedi, oyuncu kendi haline bırakıldı.
-Elde Elano olmasına rağmen, Misimovic transferi yapıldı, Elano'dan alınamayan verim, Misimovic'ten de alınamaz oldu, takım resmen Elano'yu aradı.
-Baros'un yedeği olarak, Mehmet Batdal alındı. Süper Lig tecrübesi olmayan, 1.ligden gelen oyuncu, takımı taşıyacak forvet kimliğinin çok uzağında kaldı.
-Beşiktaş'ta tutunamayan ve başarılı olamayan Serdar Özkan bonservisi olmadığı için transfer edildi. Beşiktaş döneminin üzerine hiç bişey koymamış olarak Galatasaray'da da yokları oynadı.

Sonuç olarak uzun bir aradan sonra ilk defa transfer için kesenin ağzını bu kadar açan Galatasaray, yaptığı yanlış transferler takımı ileri götüreceğine geriye götürmüş oldu. Daha önce Gerets döneminde eldeki ortalama oyunculara rağmen başarıyı gören taraftarlar da kaliteli kadroya rağmen başarı gelmeyince, Rijkaard'ın gönderilmesi için tribünden bağırmış ve sonuçta amacına ulaşmış oldu.

Rijkaard'ın yerine gelecek isim şu an büyük ihtimalle Fatih Terim gibi duruyor. Daha önce Lucescu takımı şampiyon yapmasına rağmen, Fatih Terim gelsin diye gönderilmişti ve Fatih Terim'in 2. dönemi kesinlikle tam bir fiyasko olmuştu. Şimdi Rijkaard gidiyor ve Fatih Terim, 3. dönemine hazırlanıyor. Galatasaray'da beklenen devrim ise şimdilik bitmiş gibi duruyor.

13 Ekim 2010 Çarşamba

Milli takım ve Yönetilememek

Aslında yazıyı Almanya maçı sonrası yazmıştım ama dedim ki Azerbaycan maçında belki bişeyler değişir belki bazı şeyleri eleştirmek için erkendir. Fakat değişen hiç birşey olmadı.

Sorunları görmek için önce biraz geçmişe bakmak lazım. Fatih Terim döneminde herkesin ortak kanıya vardığı ve her maç gözümüze sokulan bir gerçek vardı; Türk Milli Takımı'nın taktik diziliş ile oyun mantalitesiyle değilde hırsıyla azmiyle maç kazanıyor olduğu gerçeği. Fatih Terim'in yaşamış olduğu başarılar O'nun ne kadar iyi bir teknik direktör olduğunun göstergesi olarak kabul edilebilir. Fakat Fatih Terim'in Milli Takımdaki 2. dönemi için teknik direktörlükten çok amigoluk da diyebilcek bir duruma gelmiştik. Her maça yanlış çıkartılmış görünen bir kadro ile başlanan, devre arasında soyunma odasında gaza gelen futbolcular; 2. yarı çıkan defansif oyuncular ve giren hücum oyuncularıyla ancak doğrunun bulunabildiği bir oyun şablonu... şeklinde uzar gider 2. Fatih Terim dönemi. Fakat o dönemde var olan şey de; yüreğiyle oynayan 90 dakika maça asılmaya çalışan bir milli takımdı. Euro2008'de bu tutmuştu, fakat Dünya Kupası elemelerinde sadece motivasyona dayalı sistem yetmeyince, alınan puan kayıplarıyla motivasyon da düşünce milli takımımız Dünya Kupasına gidemedi. Bunun yanı sıra; Fatih Terim'in en çok eleştirildiği konu taktiksel olarak bir türlü oturmayan takım değildi, en çok eleştirildiği konu takımlarında başarılı olan bazı oyuncuların ısrarla milli takıma çağırılmamaları buna rağmen takımlarında forma şansı bile bulamayan bazı oyuncuların milli takımda banko oynamalarıydı....
Bu Fatih Terim döneminin kısa bir özetiydi, zaten futbolu takip eden herkesin bildiği üzerine konuştuğu şeylerdi.

Fatih Terim gönderildi, yerine; milli takıma bir oyun düzeni oturtacak, oyunculara performanslarına göre formayı dağıtacak bir teknik direktör arayışları başladı. Gittiği her takımda başarıyı sağlamış, tecrübeli bir isim olarak Hiddink'te karar kılındı ve anlaşmalar yapıldı.

Aslında ilk yönetim yanlışı da burda yapıldı; milli takım antrenörümüz ligimizi izlemiyor, Anadolu klüplerinin maçlarını da izlemeli, tv başında değil bizzat stada gitmeli milli takımın hocası diye ahkam kesiliyordu önceleri. Hiddink ise zamanının bir kısmını Hollanda'da bir kısmını Türkiye'de geçirmesini kabul eden bir anlaşmaya imza atmıştı.
Böyle bir anlaşmanın kabul edilmesiyle birlikte TFF'ye düşen görev, Hiddink'le masaya oturup; maçlara gidip oyuncuları izliycek, düşünülen taktik yapısı içine dahil olabilecek oyuncuları belirleyebilcek ve Hiddink ile düzgün dialog kurabilecek bir ekibin oluşturulmasıydı. Fakat 2. yanlışta burda yapıldı, Hiddink'in Türkiyedeki gözü kulağı olma görevi Oğuz Çetin ve ekibine verildi. Burada yapılan yanlışlık, Fatih Terim döneminde çağırılan oyuncular ve taktik yapısı beğenilmezken, maçlara milli takım için gözlemcilerin gitmediğinden dolayı şikayetler mevcutken; Hiddink'in kadro seçiminde, taktik oluşturmasında yardım alacağı ekip, bir önceki beğenilmeyen ekibin aynısı olarak korundu.
TFF, Hiddink'i getirirken; yeni bir çağ açıyoruz, tekrardan milli takım için kadrolaşma yapıyoruz, sıfırdan başlıyoruz.... diyemedi. Başta Hiddink olsun arka taraf aynı tas aynı hamam devam etsin dedi. Hal böyle olunca Almanya ve Azerbaycan maçlarının ardından en çok eleştirilen konuda; Hiddink'ten çok yardımcı ekibi oldu.
Euro 2012 kuraları için; çekilebilecek en güzel kuralardan birini çekmiştik. Grubumuzda güçlü takımlar mevcuttu fakat adeta deplasman yoktu. 2 tane Türki Cumhuriyet ve Avrupa'da Türk yoğunluğunun en yüksek olduğu ülkelerden 3 tanesi. Sözde revizyona gitmiş ve başına dünyaca ünlü bir teknik adam getirmiş milli takımımız için şeker gibi kuraydı gözümüzde. Şimdiden Euro 2012 hayallerine dalmıştık. Şu an elimize yüzümüze bulaştırmış durumdayız, revizyonu da hayallerimizi de.

Kadro konusunda da aslında şöyle bir durum var; Hiddink sezon başında Dünya Kupası öncesi Türkiye'den pek çok oyuncuyu Amerikaya kampa götürdü ve hazırlık maçları oynattı. O dönemde kadroya çağırılan fakat daha sonrasında milli formaya uzak kalan bazı futbolcular oldu. Benim bu konuda ki yorumum; Hiddink orada bazı oyuncuları; takımlarında ne kadar başırılı olsalarda kendi sisteminde başarılı olamayacaklarını düşündüğü için kafasında ki milli takım kadrosundan çıkartmış olabilir. Fakat yinede kendi klübünde harikalar yaratan, görevini yerine getiren oyuncular yerine, klübeye mahkum yada vasat performansla oynayan oyuncuların düzenli olarak milli takıma girmesi sorununa çözüm bulunabilmiş değil.

Milli takımımız için grup maçlarının en kritiği olarak nitelendirilen ve grup liderini belirliyecek maç olduğuna inanılan Almanya maçı öncesi takımın yönetilememesi de ayrı bir soru işareti. Dünya kupasında oynadığı futbolla herkesin beğenisini kazanan Avrupa devlerinden biri karşısında saha çıkılacak olmasına rağmen maç öncesi 1 hafta boyunca 2 konu konuşuldu; Mesut'un Almanya milli takımında oynaması ve Arda'nın sakatlığı.
Kimse Almanya'yı nasıl yeneriz diye konuşma gereği görmedi. Gurbetçi futbolcularımız medyada boy gösterip Mesut'u eleştirip durdular. Teknik heyet ise Arda milli takıma sakat mı geldi, milli takımda mı sakatlandı sorusuna cevap verip bu konuya yoğunlaştılar. Almanya karşısında oynamayacağı belli olan Arda konusunu maçtan sonra konuşalım, önce maça yoğunlaşalım, konsantrasyonumuz dağılmasın diyen olmadı, askine öyle bir ortam yaratıldı ki Arda yoksa hayatta yenemeyiz denecek duruma getirildi bu tartışmalar maç öncesinde. Diğer yanda da sanki Mesut, Almanyada değil de bizde oynasa Almanya'yı kevgire çeviririz, ama Mesut Almanya'da forma giyiyor yandık dercesine bir tartışma ortamı yaratıldı.
Sonuç olarak milli takımımız sahaya ciddi bir inançsızlık içinde ve maça hazır olmadan çıktı. Maç boyunca takımın neresinden tutulsa elde kaldı.
Milli takımlar için de sakatlık önemli bir mevzudur, oyunu üzerine kurduğun yıldız oyuncunun sakatlanması belki planlarını altüst ediyor olabilir, bu bakımdan Arda konusu bir yere kadar tartışılabilir. Fakat dünya üzerinde başka hiç mi formunda Türk sol bek yoktur da, Sabri sol bekte oynatılır. Önemi düşük rahat bir maç olsa deneme amaçlı mı diye düşünülebilir fakat böyle önemli maç için fazlasıyla riskli bir hamleydi. Benzer bir şekilde sağ kanatta oynamaya alışkın Hamit'in sol kanatta denenmesi, sakatlıktan yeni çıkmış daha takımında düzenli forma şansı bulamamış, bulduğunda da sol açıkta oynatılmış, Özer'in sağ açıkta denenmesi olayı var.

Zaten teknik ekibi nedeniyle eleştirilen, kazanılan 2 maç sonrası hemen gaza getirilen Dünya Şampiyonu ilan edilen milli takımımız, kritik maçlar öncesi düzgün bir kriz yönetimi sergileyemeyince; önce Almanya karşısında hezimete uğradı, daha sonra da Azerbaycan gibi gelişim aşamasında bir futbol anlayışına sahip takıma mağlup oldu.

Dipnot: Bizim milli takımımız kadar duran toptan pozisyon veren gol yiyen başka milli takım var mı acaba, tamam klüp takımlarımızın da Avrupa Kupaları'nda duran top zaafiyeti var fakat bu kadar deneyimli bir teknik direktörün hala duran toplarda adam adama savunma mantalitesi oturtmaya çalışıp, her seferinde kaçan adamlar sayesinde rakiplere pozisyon verirken, bu kararının arkasında durması çok acayip

2 Şubat 2010 Salı

İyi ki Doğdun Taçsız Kral


Türk futbol tarihinin unutulmaz futbolcuları kimlerdir diye bir soru sorulduğunda %90 ilk sırada "Taçsız Kral" yani Metin Oktay cevabı verilir.Bugün Taçsız Kral'ın doğum günü.O'nun gibi sporculara hasret olduğumuz bugünlerde kendisi özlediğimizi belirterek, iyi ki doğdun Taçsız Kral.

Galatasaray resmi sitesinde Metin Oktay'ın doğum gününü kutlamış ve yayınlanacak olan belgeselerden bahsetmiş.

“Formaya..Armaya ..
Sevgiden..Saygıya..
İnsanlığa kardeşliğe dair aklınıza ne gelirse...
Ne düşünürseniz..
Bir Metin Oktay dersiniz..
O size verir her istediğinizi..
Her beklediğinizi.
Her sevdiğinizi..
Galatasaray’a dair..
Futbola dair..
Sevgiye dair..”


"Ömür Boyu Sürecek Şarkı" ve "Sönmeyen Ateş" belgeselleri bugün GS TV ekranlarında yayınlanacak.

Bu belgesellerde Adnan Polat, Fatih Terim, Bülent Eken,Turgay Şeren, Coşkun Özarı, Yılmaz Gökdel, Bülent Ünder, Gökmen Özdenak ve spor dünyasının önde gelen birçok ismi Metin Oktay’ı ve Kralla ilgili anılarını GS TV’de izleyenleri ile paylaşacak.

Ömür Boyu Sürecek Ateş saat 17:30, Sönmeyen Ateş ise saat 22:30'da GS TV ekranlarında..."

21 Ocak 2010 Perşembe

İmparator Konuştu


"Ülke için müthiş bir rakam. Daha önce 170'lerdeydi. Neredeyse iki misli artması da futbol adına çok önemli bir şey. Futbolu belirli sınırların içine koyamazsınız. Bu rakamlara rağmen Avrupa’da 6. sıradasınız. Ben önümüzdeki yıllardaki ihalelerin daha da yükseleceğine inanıyorum. Çünkü futbol sınır tanımayan bir oyun. Avrupa'daki rakiplerimize baktığımızda İspanya, İtalya, Fransa, Almanya gibi buradaki yerimizi alma adına güzel bir hamle. Biz sadece şu anda yayın gelirini konuşuyoruz. Reklam, stat gelirleri ve başka gelirler de düşünüldüğünde bu rakamlar daha da büyüyecek. Pasta ne kadar büyürse kulüplerin başarı oranı da artacak. Çünkü ekonomik sıkıntı az bir sıkıntı değil Bir takım önemli eksikler kapanacaktır. Bir sonraki aşamada bu rakamın da üzerine çıkılacağına inanıyorum." "Esas olay bu. Futbol bir zevk, temaşa ortamı. Küfürden arınan bir ortama sokmalıyız. Ancak bu yayıncı kuruluşun özverisi ile olmaz. Yeni çıkacak kanunlarla; ki ağırlaştırılmış kanunlardır. Eğitim bir yandan devam etmeli ancak yapılması gerekenler de artık yapılmalı. Artık gına geldi. Kazanmanın ve kaybetmenin doğal olduğu bir spor zaten futbol. Burada kelimelerimiz daha dikkatli seçilebilir. Hitaplarımız daha iyi olabilir. Hepimiz hatalardan ders alarak daha ılımlı bakabiliriz. Böylece marka daha da güzel olur. Talibi daha da fazla olur. Tribünleri mutlaka doldurmalıyız. Bugün büyük kulüplerimizin birçok maçının dolmadığını görüyoruz. O insanları bir şekilde orada toplamalıyız." "Bir nebze yayın haklarını artırmışsak mutluluk duyarım. Nerede olursa olsun Türk futbolunun emrindeyiz. Ufak bir damla da olsa çok mutlu olurum. Biz bir takım markaları dışarıdan alıyoruz. İnşallah ileride biz satarız. İşte o zaman markalaşırız." "Bu konuyla ilgili düşüncelerimi ifade etmiştim. Gönlümün Türk antrenörden yana olduğunu söylemiştim. Ancak Futbol Federasyonu gibi önemli bir kurumun belirlediği isimler vardır. Seçilecek teknik adama saygı duymak lazım. Onların tasarrufunda bir şey. Onlara bırakmak lazım. Herhangi birini isim olarak zikrettiğim anda bu baskı unsuru olabilir. Yanlış anlaşılabilir. Tarafsızlığımı koruyarak buna rağmen tarafımı belli ettim. Ancak TFF gibi çok büyük bir kurumun tasarrufuna da karışmak, işi hassas olan bir noktadan başka bir noktaya çekmek de yanlış olur." "Yayıncı kuruluşun yöneticileri ile yemek yiyebilirim. Ancak bana gelen bir teklif yok. Böyle bir teklif gelirse zaten herkesle bunu paylaşırım. Şu an için yorumculuğa geçmeyi düşünmüyorum.. Böyle bir gidişatım da yok. Bu konulara pek sıcak bakmadığımı ifade etmiştim ama ne olur bilemiyorum. Bende yorumculuğun doğru durmayacağı inancını taşıyorum." “Bir teknik adamın aldığı maaşla, parayla ilgilenmek ayıp bişey değildir. Bence ayıp ötesi bir şeydir. Gelen insan mutlaka haketmiştir. Ben ilgilenmem. Bu arz talep meselesidir. Birine mantıklı gelmiştir. Ötekine de uymuştur. Kimsenin ne aldığı ile ilgilenmem. O yüzden herkes hakettiğini almıştır. Dünyada pek örneği yok zaten.”

7 Ocak 2010 Perşembe

Mondragon'dan Açıklamalar




“Galatasaray’ın başında şu anda müthiş bir teknik adam var. Frank Rijkaard’ın kariyerini kimse tartışamaz. O Cim Bom için büyük bir şans. Takım kadrosu ve teknik heyet şampiyonluk için yeter. Kadroda çok kaliteli yıldızlar var. Zaten lig yarışı Fenerbahçe ile Galatasaray arasında geçecektir. Beşiktaş’ın bu sene işi zor. Kayseri ve Bursa şimdilik iyi. Ama Türkiye’de Anadolu’dan bir şampiyon çıkmaz. Sivas’ta da olduğu gibi onlar son 2-3 maça girilirken, deneyim eksikliği nedeniyle yarışı kaybedeceklerdir.”


“Cim Bom’u unutmam mümkün değil. Hayatımın en güzel 6 yılı İstanbul’da geçti. Köln taraftarı da beni çok seviyor ama Sarı-Kırmızılı renklerin hayatımdaki yeri bir başka. 1.5 yıl sonra bırakıyorum. Şu an 38 yaşındayım, bir teklif olsa bile bu saatten sonra kesinlikle Fenerbahçe ve Beşiktaş forması giymem. Çünkü ben Galatasaray ile özdeşleşmiş bir isimim. Benim için her şey para değil. Öyle düşündüğünüz zaman zaten kaybedersiniz. Lucescu benim için çok özel biri. Hayatımda ayrı bir yeri var. Sadece 1 sezon çalışmama rağmen ona büyük saygı duyuyorum. Beşiktaş’a giderken beni de götürecekti. Sadece onun için Siyah-Beyazlı formayı giyebilirdim ama Galatasaraylı tarafım ağır bastı.”


“Leo Franco’ya çok haksız eleştiriler yapılıyor. O kadar büyük hatalar yaptığını düşünmüyorum. Onu çok eskiden tanıyorum. Ben Independiente’nin kalesini korurken, o üçüncü kaleciydi. Yetenekli bir kaleci. Her kaleci hata yapar, bunu engelleyemezsiniz. Bizim işimizin kötü tarafı da şu ki, 10 top çıkarırsınız, birini yediğinizde ‘kötü adam’ olursunuz. Bir kaleci kötüyse onu Mallorca, Atletico Madrid ve Galatasaray gibi takımlar zaten transfer etmez. De Sanctis de iyiydi ama Galatasaray ile kimyası tutmadı. O da İtalyan Milli Takımı’na kadar yükselmiş bir isim. Galatasaray’dan ayrılırken Polat ve Sezgin’e Aykut’un rahatlıkla takımın 1. kalecisi olabileceğini söylemiştim. Ama onlar güvenmedikleri için transfer yaptılar.”


“Arda Turan transfer söylentilerine kulak asarsa kaybeder. O işini en iyi ve en konsantre şekilde yapmaya devam etsin. Böyle oynadıkça Avrupa’nın devleri ona gelecektir. Aksi taktirde başarılı olamaz. Ondaki yeteneği görmek için kahin olmaya gerek yok. Manisaspor’a kiralık gittiğinde ona sadece ve sadece çalışması gerektiğini söylemiştim. Buna uydu ve kazandı. Mehmet Topal tam bir Avrupalı. Her takımda oynayabilir, süper bir futbolcu. Hakan Şükür’ün kendinin bıraktığını sanmıyorum. Devam etmek için yeterli gücü vardı ama sanırım yönetimin baskısıyla bırakmak zorunda bırakıldı. İnsanın bazen başka opsiyonu kalmayabiliyor.”


“Türk Milli Takımı’nı en iyi çalıştırabilecek kişi Fatih Terim’dir. Çünkü Türk futbolu ve Türk futbolcusunun mantalitesini onun kadar iyi bilen başka biri olamaz. Eğer Terim, Türkiye’yi 2010 Dünya Kupası’na götüremediyse emin olun ki, bunu başka kimse de beceremezdi. Ancak o yoksa Türkiye için en doğru isim Lucescu’dur. Türk Futbol Federasyonu ne yapıp edip onu getirmeli. Çünkü o da içinizden biri ve Türk oyuncusunu çok iyi tanıyor.”


“Kariyerimin artık sonuna gelirken birçok şey yaşadım. Şampiyonluklar, kupalar kazandım. Oynadığım liglerde en iyi kaleci seçildim, milli takım forması giyerek, Dünya Kupası oynadım. Ancak 6 sezon boyunca Fenerbahçe’yi Kadıköy’de yenemedik. Berabere bile kalamadık. Bu içimde kanayan bir yaradır. İmkanım olsa bir kez daha Sarı-Kırmızılı formayı giyip, Kadıköy’de galip gelmek isterim...”


9 Aralık 2009 Çarşamba

Teknik Adamlar vs Kazançları


Arjantin'den Ole gazetesi Dünya Kupasına giden 32 ülkenin teknik adamlarının yıllık kazançlarını araştırmış.İsimlere bakıldığında bazı teknik adamların aldıkları ücretleri hakettikleri konusunda bazı şüpheler olabilir.Diğer taraftan kazandığından daha fazlasını hakettiği düşünülen isimler de olabilir.

Avrupa Kıtası
  • Fabio Capello (İngiltere): 9.900.000 $
  • Marcelo Lippi (Italya): 4.100.000 $
  • Berter van Marwijk (Hollanda): 2.700.000 $
  • Joachim Löw (Almanya): 2.300.000 $
  • Ottmar Hitzfeld (İsviçre): 2.600.000 $
  • Vicente del Bosque (İspanya): 2.200.000 $
  • Carlos Queiroz (Portekiz): 2.000.000 $
  • Otto Rehhagel (Yunanistan): 1.150.000 $
  • R. Domenech (Fransa): 720.000 $
  • Morten Olsen (Danimarka): 570.000 $
  • Radomir Antic (Sırbistan): 447.000 $
  • Matjaz Kek (Slovenya): 360.000 $
  • Vladimir Weiss (Slovakya): 312.000 $

Kuzey ve Güney Amerika Kıtası

  • Javier Aguirre (México): 4.000.000 $
  • Dunga (Brezilya): 1.250.000 $
  • Diego Maradona (Arjantin): 1.200.000 $
  • Marcelo Bielsa (Şili): 850.000 $
  • Bob Bradley (ABD): 400.000 $
  • Gerardo Martino (Paraguay): 360.000 $
  • Reinaldo Rueda (Honduras): 350.000 $
  • Oscar Washington Tabárez (Uruguay): 300.000 $

Afrika Kıtası

  • Carlos Parreira (Güney Afrika): 1.800.000 $
  • Paul Le Guen (Kamerun): 960.000 $
  • Vahdi Halilhodzic (Fil Dişi Sahilleri): 740.000 $
  • Milovan Rajevac (Gana): 540.000 $
  • Rabah Saadane (Cezayir): 360.000 $
  • Shaibu Amodu (Nijerya): 180.000 $

Asya Kıtası

  • Takeshi Okada (Japonya): 1.200.000 $
  • Hun Jung Moo (Güney Kore): 600.000 $
  • Kim Jong Hun (Kuzey Koree): 250.000 $
Okyanusya Kıtası
  • Pim Verbeek (Avustralya): 1.820.000 $
  • Ricki Herbert ( Yeni Zelanda): 1.200.000 $

Bunları sıralarsak;

  1. Fabio Capello (İngiltere): 9.900.000
  2. Marcelo Lippi (Italya): 4.100.000
  3. Javier Aguirre (México): 4.000.000
  4. Joachim Löw (Almanya): 2.300.000
  5. Berter van Marwijk (Hollanda): 2.700.000
  6. Ottmar Hitzfeld (İsviçre): 2.600.000
  7. Vicente del Bosque (İspanya): 2.200.000
  8. Carlos Queiroz (Portekiz): 2.000.000
  9. Pim Verbeek (Avustralya): 1.820.000
  10. Carlos Parreira (Güney Afrika): 1.800.000
  11. Dunga (Brezilya): 1.250.000
  12. Diego Maradona (Arjantin): 1.200.000
  13. Takeshi Okada (Japonya): 1.200.000
  14. Ricki Herbert ( Yeni Zelanda): 1.200.000
  15. Otto Rehhagel (Yunanistan): 1.150.000
  16. Paul Le Guen (Kamerun): 960.000
  17. Marcelo Bielsa (Şili): 850.000
  18. Vahid Halilhodzic (Fildişi Sahilleri): 740.000
  19. R. Domenech (Fransa): 720.000
  20. Hun Jung Moo (Güney Kore): 600.000
  21. Morten Olsen (Danimarka): 570.000
  22. Milovan Rajevac (Gana): 540.000
  23. Bob Bradley (ABD): 400.000
  24. Radomir Antic (Sırbistan): 447.000
  25. Matjaz Kek (Slovenya): 360.000
  26. Gerardo Martino (Paraguay): 360.000
  27. Rabah Saadane (Cezayir): 360.000
  28. Reinaldo Rueda (Honduras): 350.000
  29. Vladimir Weiss (Slovakya): 312.000
  30. Oscar Washington Tabárez (Uruguay): 300.000
  31. Kim Jong Hun (Kuzey Kore): 250.000
  32. Shaibu Amodu (Nijerya): 180.000

Aklımıza hemen şu soru gelebilir.Türkiye Dünya Kupası'na gitseydi Fatih Terim yıllık kazancıyla bu sıralamada nerede olurdu?Küçük bir hesap yapıldığında 8. veya 9. sıradan kendisine yer bulabilir.

8 Aralık 2009 Salı

Fatih Terim vs Kötü Anlar


Fatih Terim kuşkusuz Türk futbolunun, kimsenin kesinlikle kayıtsız kalamayacağı aktörlerinin başında geliyor. Herkesin tanıdığı bildiği, ama kiminin çok sevip, kiminin nefret ettiği bir karakter. Gelgelelim bütün artıları ve eksileri toplayıp çıkardığımızda, kuşkusuz ortaya açık bir gerçek çıkıyor: Terim, Türk futbol tarihinin en yüksek kariyerli teknik direktörü.

Milli Takım'ı ilk kez Avrupa Şampiyonası'na taşıyan, Galatasaray'a UEFA Kupası'nı getiren, Milan gibi bir takımı çalıştırma şansı elde edebilen ve yine Milli Takım'la Avrupa Şampiyonası yarı finalisti olan hep O. Bu önemli başarıların altında, Fatih Terim'in imzası yatıyor.

Ben de Fatih Terim'in en kötü anları neler, küçük bir araştırma yaptım.Araştırma sonucunda birçok an buldum ama bunların sadece 5 ini yayınladım.İşte Fatih Terim'in teknik direktörlük kariyerindeki en kötü 5 ânı:

1-EURO 1996



Aslında İngiltere'de düzenlenen 1996 Avrupa Şampiyonası, Türk futbol tarihi açısından büyük önem taşıyor. Zira Türkiye, eleme grubundan zor da olsa çıkabilmiş ve tarihinde ilk kez bir Avrupa Şampiyonası'nda boy gösterme imkânı bulmuştu. Gelgelelim Fatih Terim'in kariyerindeki bu ilk zirve, bir hayli büyük bir hüsranla noktalanmıştı. Türkiye, D Grubu'nda Hırvatistan, Portekiz ve Danimarka'nın rakibi olmuş, üç maçta sırasıyla 1-0, 1-0 ve 3-0'lık yenilgiler alarak turnuvaya puansız veda etmiş, 1 gol bile atamadan eve geri dönmüştü.

2-Belçika Beraberliği



Türkiye'nin 2010 Dünya Kupası'na katılamamasıyla sonuçlanan süreçte birçok maça dikkat çekilebilirdi. Ancak 10 Eylül'de Belçika içeride alınan 1-1'lik beraberlik, diğerlerinin arasından bir nebze öne çıkıyor. Zira kesinlikle kazanılması gereken ve iki takım arasındaki güç farkı, maçın iç sahada oynanması gibi faktörler de gözönüne alındığında, puan kaybıyla noktalanması en beklenmedik olan maç buydu. Diyebiliriz ki Bosna Hersek, bu maçtan başlayarak grupta, Türkiye karşısında avantajlı bir konuma yükselmeye başladı ve o konumunu da bir daha hiç kaybetmedi.

3-Torino Yenilgisi

6 Kasım 2001 günü İstanbul'da bir otelde "Takımdaşlık konferansı" veren Fatih Terim, aynı saatlerde Milano'da yapılan acil yönetim kurulu toplantısından habersizdi. Konferanstan çıkan Terim, yardımcılarından kötü haberi aldı: Galliani-Berlusconi ikilisi, 4 Kasım'da yaşanan 1-0'lık Torino yenilgisinin ardından kendisini Milan'dan uzaklaştırmışlardı. Terimli Milan daha önce de Bologna, Venezia gibi takımlarla ligde kendi sahasında berabere kalmış, Perugia'ya yenilmişti. Takımın İtalya Kupası'ndan da ilk turda elenmiş olduğunu göze alan yöneticiler, 6 Kasım tarihinde Terim'i görevden aldılar. Aynı Terim, kaderin cilvesi bu, yalnızca 1 yıl sonra aynı gün, yani 6 Kasım'da, bu kez başka bir kâbus görecekti. Ona da birazdan geleceğiz.


4-İsviçre Maçı




Ersun Yanal'ın gönderilmesinin ardından büyük umutlarla yeniden Milli Takım'ın başına getirilen Fatih Terim, takımı önemli ölçüde toparlamış ve Almanya'da düzenlenecek 2006 Dünya Kupası öncesinde play-off turuna yükseltmişti. Bu turda İsviçre'yle eşleşen Türkiye, deplasmanda oynadığı ilk maçı 2-0 kaybederken, soyunma odalarında yaşanan bazı tatsız olaylar, Türkiye'de çok büyük tepki toplamış, 16 Kasım 2005 günü Şükrü Saraçoğlu'nda oynanacak rövanş maçına bu duygularla çıkılmıştı. Türkiye, oldukça çekişmeli geçen maçı 4-2 kazanmasına karşın, kendi sahasında yediği goller nedeniyle evde kalan taraf olmuştu. Bu başarısızlığın ardından ilk maçta yaşanan olayların da hırsını üzerlerinde taşıyan futbolcular, teknik ekip sorumluları, soyunma odalarında, hattâ sahada, rakiplerine karşı son derece çirkin davranışlarda bulunmuş, saldırmışlar ve Türkiye, FIFA'nın aldığı bir kararla, Avrupa Şampiyonası Elemeleri sürecindeki 6 iç saha maçını tarafsız sahada oynama cezası almıştı. Ceza daha sonra 3 maça kadar indirildiyse de, yaşanan olayların sorumluluğu, futbolcularının ve yardımcılarının sakin olmalarını engelleyemeyen Fatih Terim'e atfedilmişti.


5-Tarihi Yenilgi:6-0



Galatasaray'ı üst üste 4 yıl şampiyon yapıp UEFA Kupası'nda zafere taşıyan Fatih Terim, 2001-2002 sezonunu şampiyon kapatan; ancak yine de Teknik Direktör Mircea Lucescu'yla yollarını ayırmayı tercih eden Galatasaray'ın bir kez daha hocalığına soyundu. 6 Kasım 2002 günü Türkiye'nin 'Clasico'sunda Fenerbahçe deplasmanına çıkan Cimbom, aslında o âna kadar çok da kötö götürmediği ligde şok bir yenilgiyle karşılaştı. İlk yarısı Tuncay ve Ortega'nın golleriyle 2-0 Fenerbahçe lehine kapanan maçın 58. dakikasında Ortega kırmızı kart görmüş ve Fenerbahçe için maç bir anlığına riske girmişti. Ancak ilerleyen dakikalarda Serhat'ın iki golü, Ceyhun'un sayısı ve Ümit Özat'ın perdeyi kapatan plasesiyle maç 6-0 sonuçlanmış, Fenerbahçe takımı, ezelî rakibi Galatasaray karşısında ilk kez bu denli farklı bir üstünlük kurmuştu.

2 Aralık 2009 Çarşamba

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails