guus hiddink etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
guus hiddink etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ekim 2010 Çarşamba

Milli takım ve Yönetilememek

Aslında yazıyı Almanya maçı sonrası yazmıştım ama dedim ki Azerbaycan maçında belki bişeyler değişir belki bazı şeyleri eleştirmek için erkendir. Fakat değişen hiç birşey olmadı.

Sorunları görmek için önce biraz geçmişe bakmak lazım. Fatih Terim döneminde herkesin ortak kanıya vardığı ve her maç gözümüze sokulan bir gerçek vardı; Türk Milli Takımı'nın taktik diziliş ile oyun mantalitesiyle değilde hırsıyla azmiyle maç kazanıyor olduğu gerçeği. Fatih Terim'in yaşamış olduğu başarılar O'nun ne kadar iyi bir teknik direktör olduğunun göstergesi olarak kabul edilebilir. Fakat Fatih Terim'in Milli Takımdaki 2. dönemi için teknik direktörlükten çok amigoluk da diyebilcek bir duruma gelmiştik. Her maça yanlış çıkartılmış görünen bir kadro ile başlanan, devre arasında soyunma odasında gaza gelen futbolcular; 2. yarı çıkan defansif oyuncular ve giren hücum oyuncularıyla ancak doğrunun bulunabildiği bir oyun şablonu... şeklinde uzar gider 2. Fatih Terim dönemi. Fakat o dönemde var olan şey de; yüreğiyle oynayan 90 dakika maça asılmaya çalışan bir milli takımdı. Euro2008'de bu tutmuştu, fakat Dünya Kupası elemelerinde sadece motivasyona dayalı sistem yetmeyince, alınan puan kayıplarıyla motivasyon da düşünce milli takımımız Dünya Kupasına gidemedi. Bunun yanı sıra; Fatih Terim'in en çok eleştirildiği konu taktiksel olarak bir türlü oturmayan takım değildi, en çok eleştirildiği konu takımlarında başarılı olan bazı oyuncuların ısrarla milli takıma çağırılmamaları buna rağmen takımlarında forma şansı bile bulamayan bazı oyuncuların milli takımda banko oynamalarıydı....
Bu Fatih Terim döneminin kısa bir özetiydi, zaten futbolu takip eden herkesin bildiği üzerine konuştuğu şeylerdi.

Fatih Terim gönderildi, yerine; milli takıma bir oyun düzeni oturtacak, oyunculara performanslarına göre formayı dağıtacak bir teknik direktör arayışları başladı. Gittiği her takımda başarıyı sağlamış, tecrübeli bir isim olarak Hiddink'te karar kılındı ve anlaşmalar yapıldı.

Aslında ilk yönetim yanlışı da burda yapıldı; milli takım antrenörümüz ligimizi izlemiyor, Anadolu klüplerinin maçlarını da izlemeli, tv başında değil bizzat stada gitmeli milli takımın hocası diye ahkam kesiliyordu önceleri. Hiddink ise zamanının bir kısmını Hollanda'da bir kısmını Türkiye'de geçirmesini kabul eden bir anlaşmaya imza atmıştı.
Böyle bir anlaşmanın kabul edilmesiyle birlikte TFF'ye düşen görev, Hiddink'le masaya oturup; maçlara gidip oyuncuları izliycek, düşünülen taktik yapısı içine dahil olabilecek oyuncuları belirleyebilcek ve Hiddink ile düzgün dialog kurabilecek bir ekibin oluşturulmasıydı. Fakat 2. yanlışta burda yapıldı, Hiddink'in Türkiyedeki gözü kulağı olma görevi Oğuz Çetin ve ekibine verildi. Burada yapılan yanlışlık, Fatih Terim döneminde çağırılan oyuncular ve taktik yapısı beğenilmezken, maçlara milli takım için gözlemcilerin gitmediğinden dolayı şikayetler mevcutken; Hiddink'in kadro seçiminde, taktik oluşturmasında yardım alacağı ekip, bir önceki beğenilmeyen ekibin aynısı olarak korundu.
TFF, Hiddink'i getirirken; yeni bir çağ açıyoruz, tekrardan milli takım için kadrolaşma yapıyoruz, sıfırdan başlıyoruz.... diyemedi. Başta Hiddink olsun arka taraf aynı tas aynı hamam devam etsin dedi. Hal böyle olunca Almanya ve Azerbaycan maçlarının ardından en çok eleştirilen konuda; Hiddink'ten çok yardımcı ekibi oldu.
Euro 2012 kuraları için; çekilebilecek en güzel kuralardan birini çekmiştik. Grubumuzda güçlü takımlar mevcuttu fakat adeta deplasman yoktu. 2 tane Türki Cumhuriyet ve Avrupa'da Türk yoğunluğunun en yüksek olduğu ülkelerden 3 tanesi. Sözde revizyona gitmiş ve başına dünyaca ünlü bir teknik adam getirmiş milli takımımız için şeker gibi kuraydı gözümüzde. Şimdiden Euro 2012 hayallerine dalmıştık. Şu an elimize yüzümüze bulaştırmış durumdayız, revizyonu da hayallerimizi de.

Kadro konusunda da aslında şöyle bir durum var; Hiddink sezon başında Dünya Kupası öncesi Türkiye'den pek çok oyuncuyu Amerikaya kampa götürdü ve hazırlık maçları oynattı. O dönemde kadroya çağırılan fakat daha sonrasında milli formaya uzak kalan bazı futbolcular oldu. Benim bu konuda ki yorumum; Hiddink orada bazı oyuncuları; takımlarında ne kadar başırılı olsalarda kendi sisteminde başarılı olamayacaklarını düşündüğü için kafasında ki milli takım kadrosundan çıkartmış olabilir. Fakat yinede kendi klübünde harikalar yaratan, görevini yerine getiren oyuncular yerine, klübeye mahkum yada vasat performansla oynayan oyuncuların düzenli olarak milli takıma girmesi sorununa çözüm bulunabilmiş değil.

Milli takımımız için grup maçlarının en kritiği olarak nitelendirilen ve grup liderini belirliyecek maç olduğuna inanılan Almanya maçı öncesi takımın yönetilememesi de ayrı bir soru işareti. Dünya kupasında oynadığı futbolla herkesin beğenisini kazanan Avrupa devlerinden biri karşısında saha çıkılacak olmasına rağmen maç öncesi 1 hafta boyunca 2 konu konuşuldu; Mesut'un Almanya milli takımında oynaması ve Arda'nın sakatlığı.
Kimse Almanya'yı nasıl yeneriz diye konuşma gereği görmedi. Gurbetçi futbolcularımız medyada boy gösterip Mesut'u eleştirip durdular. Teknik heyet ise Arda milli takıma sakat mı geldi, milli takımda mı sakatlandı sorusuna cevap verip bu konuya yoğunlaştılar. Almanya karşısında oynamayacağı belli olan Arda konusunu maçtan sonra konuşalım, önce maça yoğunlaşalım, konsantrasyonumuz dağılmasın diyen olmadı, askine öyle bir ortam yaratıldı ki Arda yoksa hayatta yenemeyiz denecek duruma getirildi bu tartışmalar maç öncesinde. Diğer yanda da sanki Mesut, Almanyada değil de bizde oynasa Almanya'yı kevgire çeviririz, ama Mesut Almanya'da forma giyiyor yandık dercesine bir tartışma ortamı yaratıldı.
Sonuç olarak milli takımımız sahaya ciddi bir inançsızlık içinde ve maça hazır olmadan çıktı. Maç boyunca takımın neresinden tutulsa elde kaldı.
Milli takımlar için de sakatlık önemli bir mevzudur, oyunu üzerine kurduğun yıldız oyuncunun sakatlanması belki planlarını altüst ediyor olabilir, bu bakımdan Arda konusu bir yere kadar tartışılabilir. Fakat dünya üzerinde başka hiç mi formunda Türk sol bek yoktur da, Sabri sol bekte oynatılır. Önemi düşük rahat bir maç olsa deneme amaçlı mı diye düşünülebilir fakat böyle önemli maç için fazlasıyla riskli bir hamleydi. Benzer bir şekilde sağ kanatta oynamaya alışkın Hamit'in sol kanatta denenmesi, sakatlıktan yeni çıkmış daha takımında düzenli forma şansı bulamamış, bulduğunda da sol açıkta oynatılmış, Özer'in sağ açıkta denenmesi olayı var.

Zaten teknik ekibi nedeniyle eleştirilen, kazanılan 2 maç sonrası hemen gaza getirilen Dünya Şampiyonu ilan edilen milli takımımız, kritik maçlar öncesi düzgün bir kriz yönetimi sergileyemeyince; önce Almanya karşısında hezimete uğradı, daha sonra da Azerbaycan gibi gelişim aşamasında bir futbol anlayışına sahip takıma mağlup oldu.

Dipnot: Bizim milli takımımız kadar duran toptan pozisyon veren gol yiyen başka milli takım var mı acaba, tamam klüp takımlarımızın da Avrupa Kupaları'nda duran top zaafiyeti var fakat bu kadar deneyimli bir teknik direktörün hala duran toplarda adam adama savunma mantalitesi oturtmaya çalışıp, her seferinde kaçan adamlar sayesinde rakiplere pozisyon verirken, bu kararının arkasında durması çok acayip

29 Mayıs 2010 Cumartesi

Euro 2016 Oylaması Aırdından Yankılar



Türkiye Cephesi

"920 milyon avro bütçe ayırmış bir ülkenin dışarıda bırakılması Türkiye için çok büyük bir hayal kırıklığıdır"

Guus Hiddink

"İkinci tur önemliydi. Böyle bir sonuç tabii ki UEFA Başkanı için güzel bir sonuç değil. Fransa kazandı, ama iğne iplikle kazanmış oldu. Hayırlı olsun.''

''Tabii ki normal değil. Her gelen Cumhurbaşkanına bunu yapması lazım. Orada hata yaptı. Cumhurbaşkanı Sarkozy, fair play'den bahsetti, fair play kuralları çerçevesinde bunu yapmaması lazımdı''

''Benim sadık kaldığımı bilmiyorsunuz. Herkes gönlünde bir ülke taşır. Kendi temsil ettiği ülkeyi. Onun için de çalışmalar yapar. Ben ne yaparsam herkese anlatmam. 'Şu oldu, bu oldu falanca bize oy verecek' şeklinde hiç benim ağzımdan duymamışsınızdır. Bu, arkadaşlarıma olan güven ve saygıdan ötürü. Dolayısıyla benim şu ana kadar konuşup da oy vereceğini düşündüğüm rakam 5-6 civarındaydı, 6'sı da verdi. Sağ olsunlar. Onlar hiçbir etki altında kalmadan bizim güzel projemize -sunum da çok güzeldi- oy verdiler. Daha evvel vereceklerini de söylediler. Ama bunları açıklamak hiç kimsenin yararına değil''

'3. kez kazanamıyoruz. Müsaade edin de 3. sefer tepki olsun. Bu sefer artık bizim kazanmamız gerekir diye düşünüyorduk, ama olmadı. Ne yapalım, gençler devam eder bundan sonra''

Şenes Erzik



Fransa Cephesi


"Oylama 7-6 bitti, Türkiye'de kazanabilirdi" dedi. Fransa'nın kazandığı oylamada etkisi yönünde olduğu sorularına da cevap veren Platini, şunları söyledi: "Ben başkanım diye mi kazandık?Tabii ki hayır. O zaman bir dahaki başkan sizden olursa siz kazanırsınız. Türkiye, Japonya'da yarı final oynadığında da Şenes Erzik vardı, o mu etki yaptı o zaman? Dosyanız ve sunumunuzçok başarılıydı. Türkiye de çok yaklaştı ancak olmadı. Sadece bir kazanan olur. Ben kim kazanırsa kazansın eleştirilecektim."

Micheal Platini


"İlk olarak İtalya ve Türkiye'ye teşekkür etmek istiyorum, bu üzüntüyü anlayabilirim, aylardır yapılan çalışma ve hazırlıklar burada sona erdi. Onlara bol şans diliyorum. 2016'da Avrupa futbolu Fransa'ya gelecek, biz de verdiğimiz tüm sözleri yerine getirmeliyiz. Bize güvendiklerini ortaya koydular, onları yanıltmamalıyız. Bugün bizim için çok mutlu bir gün."


Jean-Pierre Escalettes (Fransa Futbol Federasyonu Başkanı)


"Turnuva Fransa'da olacağı için mutluyum. Bu duruma mutlu olan herkes adına seviniyorum, bunu oyuncu olarak yaşadım. Avrupa Şampiyonası değil, Dünya Kupası'ydı ancak pratikte aynı. Milyonlarca Fransız için çok mutluyum, Fransa takımını seviyorum, bu benim görevimdi. Tekrar şampiyon olmalarını isterim işte ben de bu yüzden burdayım. Herkes çok iyi hazırlanmıştı özellikle de 10 yaşındaki Nathan mükemmeldi."


Zinedine Zidane


"Fransa daha güvenli bir seçenekti zira zaten yapılmış çok şey var. Türkiye'nin ise o tarihe kadar yapması gereken çok şey vardı. Türkiye'nin adaylığı aslında Polonya ve Ukrayna'nınkinden farklıydı. Türkiye'de son yıllarda gerçekleşen gelişmelere ve ülkenin potansiyeline bakılırsa, bunun fazla rol oynamadığını düşünüyorum."

"Meslektaşlarım arasında Türkiye'nin adaylığı büyük saygıyla karşılandı. Umuyorum Türkiye federasyonu bunun kendilerine karşı alınmış bir karar olduğu hükmüne varmaz ve altyapısını geliştiren Türkiye ileride yeniden aday olur."

Gianni Infantino (UEFA genel sekreteri)

1 Nisan 2010 Perşembe

Kaptanla A'dan Z'ye


Kaptan Arda, Tam Saha dergisine uzunca röportaj vermiş.Her konuda fikirlerini söylemiş.O röportajtan bazı kısımlarını yayınlayacağız.Bazı konularda dediğine katılmamak elde değil.


-Takımın başında artık Hiddink olacak. Uzun süren yeni teknik direktör arayışlarında senin içinden neler geçti? Hiddink'in gelişini nasıl yorumluyorsun?

-
Ben o süreçte de ne düşündüğümü söylemiştim. Her zaman Türk hocadan yana oldum. Fikrimi söylediğimde "Bu Arda'nın haddine değil" dediler. Hayatında futbol oynamamış insanlar bu konuda fikir beyan ediyorsa, bu onlardan çok benim haddimedir. Ben bu Milli Takım'ın futbolcusuyum ve bu ülkenin Milli Takımı'nın başına geçecek teknik direktörün uyruğu hakkında söz söylemem kadar doğal bir şey olamaz. Steven Gerard ile Frank Lampard çıkıyor ve İngiliz Milli Takımı'nın başına kimin geçmesi gerektiğiyle ilgili isim söylüyor. Ben söyleyince "Arda'nın haddine değil" oluyor. Benim haddime değilse, hiç kimsenin haddine değil. Ben fikrimi söyledim, "Türk hoca olmasından yanayım" dedim. Çünkü duygular da önemli. Ama Hiddink kararına da saygı duyuyorum. Sonuçta Hiddink çok iyi bir hoca, kariyeri ortada. Umarım Milli Takımımıza çok faydalı olur.

-Türkiye'de genç oyuncuların üzerinde beklentilerin oluşturduğu bir baskı var ve sen bu baskı çemberini kırarak ufkunu açanlardan birisin. Ama her oyuncu için aynı şey söz konusu değil. Genç oyunculara yüklenen sorumluluğun ağırlığı hakkında neler söyleyebilirsin?


-
Daha bugün yeni bir röportaj okudum. İsim vermeyeceğim ama bir altyapı sorumlusu, kendi altyapısında oynayan oyuncuyu eleştiriyor. 40 maç yenilmeyen bir Genç Milli Takımımız vardı. 1987 grubunda inanılmaz oyunculara sahiptik. Cafer Can, Mülayim, Uğur Uçar, Serdar Özkan, Gürhan Gürsoy, İlhan Parlak, Ergün ve içinde daha birçok oyuncunun bulunduğu 40 maç yenilmeyen o takıma bakıyorsunuz, bugün sadece 2-3 tanesi oynuyor, sadece 1-2 tanesi ilk on birde yer alabiliyor. Böyle bir yerde bütün suç çocuklarda mı?

Sorun nerede peki?
Sorun çocukların kişisel gelişimini sağlayamamakta. Onlara yardımcı olamamakta. O psikolojik dönemde, destekle beraber çıkmalarını sağlayamıyorlar. O çocuklar okullarında çok üst düzey eğitim görmüyorlar ki. Aile durumları da çok iyi olamayabiliyor. Biz İngiltere'de, Hollanda'da, Fransa'daki gibi büyümüyoruz ki. Dertlerle, sıkıntılarla büyüyoruz. Bu çocuklara yardım etmezseniz, kötü oynama fırsatı vermezseniz bu çocuklar çıkamaz. Fabregas Arsenal'deki ilk döneminde her maçında iyi mi oynamıştı? Açsın maç kasetlerini baksınlar. Bu çocuklara 10 maç versinler, eminim ki hepsi büyük takımların tümünde oynayacak kalitede.

Sen nasıl başardın?
Bunun birkaç sebebi var. Ailem ve yaşadığım tecrübeler çok önemli. Ama bir de Marcel Desailly'nin "kaptan" kitabını okumuştum. Bir genç oyuncunun yaşadığı bütün sıkıntıları anlatıyordu. O kitap beni bir çıkış noktasına itmişti. Her futbolcunun böyle zorluklar yaşadığını ve bu zorlukları yenenlerin çıkış yapabileceğini öğrenmiştim. Tabii bir de Fatih Terim'in, Hagi'nin, Manisaspor'da Ersun Yanal'ın katkıları var. Geri dönüşümde Gerets'in şans vermesi ve benim o şansı ilk seferinde iyi kullanmam var. Belki o ilk şansı iyi kullanamasaydım ben de bugün olmayacaktım. Bu ülkede çocuklar böyle kayboluyor işte. Ama sorarsanız hep hocalarımız haklı. Hepsine saygım sonsuz ama öyle bir şey yok. Çok yetenekli çocuklar göz göre göre gidiyor. Kaç tanesi çocuklara özel antrenman yaptırmış? Kaç tanesi çocuklara mental bir antrenman yaptırmış? Kaç tanesi çocuklar için bir psikolog getirmiş? Kaç tanesi tahtada 1 saat boyunca pozisyonunu, oyununu anlatmış?


Baskı altındaki genç oyuncu sosyal hayata katılmak ve kendini kişisel olarak geliştirmek konusunda böylesine sağlıksız bir ortamda ne yapabilir?

Asıl mesele bu zaten. Çocuklar sosyal hayatlarını geliştirmedikleri için kendilerini sahaya da yansıtamıyor. Çünkü özgüvenleri eksik kalıyor. Sanat önemli, dizi oyuncuları önemli ama futbolcular bu halkın en önemli figürleri. Çünkü bu ülkede herkes futbol konuşuyor, futbolla yaşıyor. Bu derece önemli bir aktivitenin figürü olan 17-18 yaşındaki oyuncular sinemaya gitmeli, kız arkadaşıyla gezmeli, izin gününde gece hayatına da gitmeli. Ha, çok alkol alıyorsa uyarırsınız. Eğer oyuncu yaşayamazsa olmaz. Ben senede 50 maç oynuyorsam insanlar buna saygı duymalı. İyi oynamış, kötü oynamış önemli değil. 50 maç sahaya çıkmak dile kolay. Demek ki ben futbola aşığım, Galatasaray'a çok aşığım. Birinin bunu anlayamaması için kör olması lâzım. Arkadaşlarım doğum günümle ilgili bir DVD hazırlamış, annemin de görüşlerini almışlar. Annem "Yani" diyor, geveliyor, "Oğlum Galatasaray'ı çok seviyor" diyor, düşünüyor, "Ya her şeyi Galatasaray oğlumun" diyor. Annem bunu anlatmak istiyor. Yani ben böyle bir adamsam, futbola âşıksam, kıyafetimi çek koy, ama saatlerce programında eleştirme. Bu çocuğun annesine, babasına, kız arkadaşına lâf söyleme. Bu çocuk da insan. Ben insanların ailesiyle, kız arkadaşlarıyla ilgili konuşuyor muyum?


Takımlarımızın uluslararası alanda belli bir noktaya kadar gelip orada tıkandığını görüyoruz. Bu tıkanma sence nereden kaynaklanıyor?
Dediğim gibi, 90 dakika iyi oynuyorsunuz ama bir anlık konsantrasyon hatasından golü yiyorsunuz. Mesela Atletico Madrid maçında taçtan gol yedik. Siz istediğiniz kadar penaltımızı vermediler diye feryat edin. Adamlar taçtan, kornerden gol yemiyor. Siz böyle gol yerseniz elenirsiniz. Ben inanıyorum ki Uğur Uçar çok iyi bir defansif oyuncu, Sabri Sarıoğlu, Gökhan Gönül, Hakan Balta da öyle… Caner'i sol bek oynatamıyoruz. Bu kadar müthiş bir sol ayağı sol bek oynatamıyoruz. Neden? Çünkü bilgi eksikliği var. Caner'in nasıl bir kumaşı var biliyor musunuz? Topa nasıl vuruyor biliyor musunuz? Her topa vurduğunda 5 dakika onu seyrediyorum. Ama nasıl oynayacağını bilememek gibi bir sorunu var. Bunu en başta da kendim için söylüyorum. Bu konuda Ayhan Akman çok iyi bir örnektir.


Herkesin işini yapması gerektiğinden söz ettin. Statlar konusunda topu yöneticilere attın. Futbolumuzun gelişmesi için başka kimler mesleğini iyi yapmalı?
Futbolu da iyi yorumlayan insanlara ihtiyaç var. Rıdvan Dilmen iyi yorumluyor mesela. Futbolu çok iyi bildiğini hissediyorsunuz. Onu arayıp konuşuyorum. Hakan Şükür de iyi yorum yapıyor, onunla da konuşuyorum. Zeki Çol, Ömer Üründül de iyi yorumluyor. Futbolcunun psikolojisinden anlıyorlar. Ben onların hiç kimsenin kıyafetine bir şey söylediğini duymadım, hep futbolu yorumladılar. Bir Banu Yelkovan, bir Kanat Atkaya iyi yorum yapıyor. Onları izlediğinizde ya da okuduğunuzda farklı bakış açıları yakalayabiliyorsunuz. Birileri ülke futboluna katkı yapacaksa böyle yapmalı. NTV'de "Yenilsen de yensen de" diye bir program var, taraftarlar katılıyor. Ama oraya gelen taraftarlar da çok bilinçli. Onları dinlemek de hoşuma gidiyor.


Herkes artık "Arda Avrupa'ya gitsin" diyor. Senin gelişimin açısından da bu önemli bir aşama olacak gibi görünüyor. Bu konuda ne düşünüyorsun?
Şartlar oluşunca gitmek istiyorum. Yani şampiyon olduğumuz zaman gitmek istiyorum. Galatasaray taraftarı da beni orada görmek ister. "Bizim çocuğumuz Avrupa'da oynuyor" düşüncesi onlara da gurur verir. Burukluk olacaktır belki ama ben 90 yaşıma da gelsem yine Galatasaray taraftarıyım. Gitmek istiyorum çünkü bu ülke şartları beni çok zorluyor. Çok üstüme geliyorlar, sıkıyorlar, keyfimi kaçırıyorlar. Ben gülmeyi, eğlenmeyi, yaşamayı seven bir adamım. Belki Avrupa'da başaramayacağım ama denemek istiyorum. Buna şu anda gücüm de imkânım da yeteneğim de var. Ben bunu yapacağım.



En Çok Kazananlar



Hep şu merak edilir.Şu yıldız futbolcu ne kadar kazanıyor, şu teknik adam ne kadar kazanıyor.Bu merakı France Football dergisi bir araştırma sonucunda son vermiş.France Football dergisi en çok kazanan futbolcuların ve teknik direktörlerin listesini çıkarmış.Listeyi şu şekilde yapmışlar.Aldıkları yıllık ücrete sponsorlardan gelen parayı eklemişler ve kesilen vergileri de çıkarmışlar.Bu kazançlar net kazançlardır.Ceplerine giren para yani.Futbolcularda ilk sırayı Lionel Messi almış.Teknik adamlarda ise Jose Mourinho başı çekiyor.İkisi de listenin başında yer almayı hak ediyor.Yalnız iki isim dikkat çekiyor.Reklam yıldızı Beckham Messi'nin arkasında kalmış.Diğer isim ise Pep Guardiola...Kendisine 8. sıradan yer bulmuş.


Futbolcular;

1. Lionel Messi (Barcelona) £29.6m
2. David Beckham (LA Galaxy/Milan) £27.3m
3. Cristiano Ronaldo (Real Madrid) £27m
4. Kaka (Real Madrid) £16.9m
5. Thierry Henry (Barcelona) £16.1m
6. Ronaldinho (AC Milan) £15.5m
7. Carlos Tevez (Manchester City) £13.8m
8. Zlatan Ibrahimovic (Barcelona) £13m
9. Frank Lampard (Chelsea) £12.8m
10. Samuel Eto’o (Inter Milan) £12.4m

Teknik direktörler;

1. Jose Mourinho (Inter Milan) £11.7m
2. Roberto Mancini (Manchester City) £10.8m
3. Felipe Scolari (FC Bunyodkor) £8.5m
4. Jurgen Klinsmann (ex-Bayern Munich) £8.1m
5. Fabio Capello (England) £7.5m
6. Guus Hiddink (Russia) £7.1m
7. Sir Alex Ferguson (Manchester United) £6.5m
8. Pep Guardiola (Barcelona) £5.8m
9. Arsene Wenger (Arsenal) £5.7m
10. Louis Van Gaal (Bayern Munich) £5.4m

11 Mart 2010 Perşembe

'Gerçek Fenerbahçeli' olmak istiyorum.



7 yıl yurt dışında oynadın ve İstanbul'a yani Fenerbahçe'ye geldiğin zamanki duygularını hatırlıyor musun ?..

"Yurt dışında oynamış bir futbolcu olarak buraya gelişim kolay bir karar olmadı. Ailemin, yakın dostlarımın ve sayın başkanımız Aziz Yıldırım'ın sıcak davranışları bu kararı almamda önemli rol oynadı. Ve sonuç olarak sıkıntılı bir dönem yaşamadan bu kararı verebildim.Zira Fenerbahçe, beklentilerin çok olduğu bir kulüptü..Şimdi ise Fenerbahçe'de oynamanın bir ayrıcalık olduğunu daha iyi görüyorum.." Fenerbahçe taraftarı seni kısa sürede benimsedi... Kaybetmeye baş kaldıran, haksızlığa isyan eden ve forması için savaşan ruhunu çok seviyor.

Bu davranışların, renk aşkından mı yoksa profesyonellik anlayışından mı ?..

"Ben bunu yetenek olarak görüyorum. Bu camiaya çok şey vermek istiyorum, Fenerbahçe forması altında böyle olmam gerektiğini hissediyorum. Ama profesyonelliğin içinde de kaybetmemek için savaşan bir yapıya sahip olmak gerekiyor. Umarım futbolu Fenerbahçeli Emre olarak burada bırakırım ve bıraktıktan sonra da bu sözlerle anılmak isterim. Savaşan, mücadele eden Emre olarak..Tabii ki renk aşkı da, profesyonellik te var!." -

Sırası geldiğinde, küçük yaşlardan beri Fenerbahçeli olduğunu vurguluyorsun. Buna karşılık "Profesyonel futbolcunun takımı olmaz!.." diyenler de var. Bu konudaki düşüncelerini söyler misin ?..

"Futbol bizim mesleğimiz, bizler futboldan ekmek yiyoruz.. Emek verdiğimiz camialarda bizlere emeğimizin karşılığını veriyorlar. Tabiî ki profesyoneliz ama ben Fenerbahçeliyim diye her yerde söyleyen, bunu vurgulayan bir insan da değilim. Bir gün bunu söylemiştim ve bu bir gerçekti.. Kimseye şirin görünme, cici çocuk olma çabam yok. Olduğum gibi davranan bir insanım ben.. İnsanlardan bu konuda pozitif eleştiriler alıyorum zaten. Beni samimi bulduklarını söylüyorlar ve ben her zaman onlara layık olmaya çalışıyorum..

Önümüzdeki maçta hocam görev verirse, Galatasaray'a gol atarak 'Gerçek Fenerbahçeli' olmak istiyorum !.." -

Oynadığın maçlarda çok hırslısın..Eskiden yanlış kararlarda veya sana kasti yapılan hareketlerde adeta kendini kaybediyordun ama şimdi daha olgun davranıyorsun, bu sorunu nasıl çözdün?..

"Dışardan aldığım tepkilerden, ailemin ve eşimin eleştirilerinden sonra bu davranışlarıma çeki düzen vermeye başladım. Futbolda kaybetmek de, haksızlık da var… Saha içersinde bunu kabullenip, çok hızlı ve doğru kararlar verebilmemiz gerektiğinden mantıklı düşünebilmemiz lazım... Bu davranışlarımı dengeli tutmaya çalışıyorum. Çünkü üzerimize giydiğimiz formanın bir ağırlığı var. İnsanlar beni böyle agresif anmasın, böyle hatırlamasın istiyorum.. Sakince düşündüğümde de, bunun böyle olması gerektiğine inanıp, kendimi bu yönde değiştirdim." -

Dünyanın en iyi 125 futbolcusu arasında gösteriliyorsun. Bu başarıyı yakalayabilmek için, gençlere önerilerin nelerdir ?..

"Tabii 30 yaşına geldim artık ve gençlere öğüt verme aşamasındayım... Naçizane onlara söyleyebileceğim şu ; sadece günde 3-4 saatlerini ayırarak, bu kadar paralar kazanıp, tüm ailesine bakabileceği başka bir meslek var mıdır bilemiyorum!?... Gençliği, toprak sahada oynayıp, krampon temizleyerek geçmiş, spor malzemelerini annesi- babası yıkamış birisi olarak, böyle parlak bir gelecek istiyorlarsa, çok çalışmalılar, çok inanmalılar.. Hem psikolojik, hem de fiziki anlamda kendilerini çok hazır tutmalılar. Çok kolay bir yol değil ama sabrederlerse, çok çalışırlarsa kendilerini ve ailelerini çok iyi bir gelecek bekliyor." -

Futbola ilk başladığında hangi mevkide oynuyordun, hayalin hangi mevkide oynamaktı? İlerleyen yaşına rağmen nice gençlere taş çıkartıyorsun… Bunda sağlıklı evlilik yaşantınızın etkisi var mı ?..

"Zeytinburnuspor ve Galatasaray altyapısında dönem dönem defansif anlamda çok oynadım. Hatta bir dönem genç milli takımda santrafor bile oynattılar.. Ama esas mevkiim şu an olduğum mevkiidir.

Tabii evlilik hayatı çok güzel bir şey. Ben zaten gezmeyi çok seven bir insan değilim.. Evde sabahlara kadar arkadaşlarımla oturmayı, çay demleyip, play station oynamayı severdim. Özellikle bekar hayatımda, çok düzensiz bir yaşamım olduğunu kabul ediyorum. Evlendikten sonra ilk aylar hanım, gece 11'lerde yatıyor. Ben gece 1'lere kadar bekliyorum. Baktım olmuyor böyle, ben de artık 11'lerde yatmaya başladım. Tabii futbolcu için uykunun büyük önemi var. Evliliğin sadece futbol hayatıma değil, tüm hayatıma olumlu etkisi oldu..Yalnız şunu da belirtmeliyim ki, futbolcu eşi olmak da kolay değil hani !.." -

Devre arasında giden oyuncular oldu ama Gökhan Ünal dışında transfer yapılmadı. Sence transfer yapılmalı mıydı ?..

"Çok alternatifli kadro bizim işimizi zorlaştırdığı gibi hocamızın işini de zorlaştıracaktı. Ama bunun faydası olacaktır tabiî ki. Bence de yeterli bir kadroya sahibiz zaten. 2 kupayı da kazanacak kadromuz ve gücümüz var." -

Fenerbahçe'nin kaybettiği puanlarda ana faktör nedir?.. Şanssızlık mı, takım içersinde aksayan noktalar mı, hakem ya da saha şartları mı?.. Son dakikalarda yenilen gol sendromu nasıl atlatılacak?..

"Takım halinde defansif anlamda bir sıkıntımız var, bunu kabul ediyorum. İBB maçı hariç, takımımız gerçekten mücadele etti. Ben bu sözleri hiç sevmem ama, topun canı olsa, herhalde ancak bu kadar istemezdi !... Bursaspor, Manisaspor ve Diyarbakır maçlarını düşünürsek, bu maçlardan alabileceğimiz galibiyetler, şu anda bizi çok daha farklı noktalara getirebilirdi, Hem mental, hem de fiziki anlamda çok daha farklı noktalarda olabilirdik.. Tabii futbolda bunlar var, işler her zaman istediğiniz gibi gitmiyor. Ama hiç bir şey için geç değildir. Önümüzde bu sonuçları telafi edebileceğimiz çok maçlar var.." -

Fenerbahçe taraftarı senin gerçekten Fenerbahçeli Emre olduğuna inandı. Zira önceleri bu konuda bir takım spekülasyonlar yapılmıştı. Seni kıskananların estirdiği bu menfi havayı, maçlardaki hırsın ve performansınla dağıtıp, gerçek Fenerbahçeli olduğunu ispatladın. Bu konuda taraftarımıza mesajın nelerdir ?..

"Tabii buraya gelirken 'Galatasaraylı Emre' olarak anılmıştım hep.. Taraftarın kafasında da tereddütler vardı. Buna her zaman saygı duyduğumu söylemiştim. İlk geldiğim zaman söylemiştim, 'Ben şimdi ne söylersem söyleyeyim bir faydası olmayacak.. Ama gelecek zaman her şeyi gösterecek..' demiştim. Taraftarın desteği ile onların sevgisini kazandım, Ben çok kötü maçlar da oynayabilirim, ama bugün göstermiş olduğum performansımdan dolayı, hırsımdan, mücadelemden dolayı beni sevdiler sanıyorum.. Ama şunu bilsinler ki, ben her zaman bu mücadeleyi göstereceğim. Takımla beraber mücadele edeceğiz. Çünkü takım olarak mücadele edersek başarı yakalayabiliriz. Takım içersinde bunu yapabilecek çok isim var. Umarım bana hep bu şekilde destek olur taraftarımız.." -

Sezon sonunda Fenerbahçe'nin ligdeki yeri neresi olur ?..

"Gelecek ile ilgili konuşmayı sevmem ama her iki kupayı da kaldırmayı istiyoruz." -

Milli Takımın başına geçen Guus Hiddink'i nasıl değerlendiriyorsun?

"Daha biz tanışmadık kendisiyle ama Oğuz hocamızla konuştuk, kendisi görüşmüş yeni hocamızla.. Tabii kendisi çok önemli bir isim, gittiği her milli takımda başarı yakalamış birisi. Bu anlamda bakarsak, bize de faydası olacağına inanıyorum. Umuyorum ki çok önemli kararlar alıp, Türk futboluna katkı sağlar. Çünkü kim gelirse gelsin, Türk futbolunun yeni bir yapılanmaya gitmesi gerekiyordu. Yeni neslin oluşması gerekiyor, en önemlisi geleceğin Türk Milli Takımını yaratması gerek.." -

Senin için bunları konuşmak henüz erken ama futbolu bıraktığında neler yapmayı planlıyorsun ?..

"Futbolu bıraktıktan sonra futbolun içinde olur muyum, olmaz mıyım bilemiyorum, ama gelecek gösterecek her şeyi. Bu sene ÖSS sınavına girmeyi düşünüyorum, eğer kazanırsam da 'Spor Yönetimi' okumak istiyorum.. Gelecekte Aykut hocamız gibi camiamızda bu bölümde görev yapmak isterim. Şu an için kafamda net bir şey yok tabii.. Ama 4-5 sene daha futbol oynamak istiyorum ve Fenerbahçe'de oynamak istiyorum." -

Özel hayatında neler yapıyorsun ?..

"Şu an özel hayatım kalmamış durumda. 28 günde yaklaşık 9 tane maç oynadık ve uzun süre kampta kaldık. Açıkçası memnunum bu halimden, çok maç oynamak istiyorum. Boş zamanlarımı eşimle geçiriyorum. Sinemaya gideriz, baş başa yemeğe gideriz. Evimizde olmayı ben çok seviyorum. Gökhan Gönül olsun, Uğur Boral olsun ve onların eşleriyle beraber vakit geçirmeyi seviyoruz. Ama kamplardan da başımızı kaldıramıyoruz tabi. !..

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails