jose mourinho etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
jose mourinho etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Kasım 2010 Cumartesi

Mourinho vs Nou Camp

''Chelsea veya İnter ile Barcelona'ya gittiğimde de zevkliydi. Şimdi Real Madrid ile daha zevkli olacak. Barcelona herşeyi kazandı ama hiçbir zaman Real Madrid'in stadı Santiago Bernabeu'da bir Şampiyonlar Ligi finali kazanamadı ve kimbilir 30-40 yıl bu fısatı bir daha yakalayamayacak''

18 Kasım 2010 Perşembe

Benitez İçin Geri Sayım

Benitez'in başarılı olup olmadığı tartışılabilir fakat Benitez ciddi anlamda şanssız bir teknik direktör. Valencia başarılarının ardından gittiği Liverpool'da Avrupa'da sürekli ve daimi başarılar elde etti. Elinde yeterli olmayan bir kadro olmasına rağmen Şampiyonlar Ligi'nin tozunu attı, fakat EPL'ye döndüğünde hiç başarılı olamadı. Hatta İstanbul'da ŞL Kupası'nı kaldırırken, EPL'yi Şampiyonlar Ligi'ne gidemiyeceği bir konumda bitirdiğinden dolayı şampiyon takım kontenjanıyla Şampiyonlar Ligi'ne katılma hakkı elde edebilmişti. Fakat Liverpool maddi hamlelerini yanlış yaptığı için batma periyoduna girdiğinde, Benitez eldeki oyuncularla başarı gelmesi için transfer yapılması lazım ısrarını sürdürünce ve takım takviye yapılmadığından dolayı Avrupa'da ilerlemekte sorun yaşamaya başlayınca, bu sebeple gelirlerde iyice azaldığı için eldeki oyuncuların bile elden çıkarılması gündeme gelince Benitez'in kariyeri için tek yol, istediği transferlerin yapılabileceği bir takımın başına geçip tekrardan Avrupa sahnesinde zirveye oynamaktı.

Liverpool'dan ayrılan Benitez, adeta 4 ayak üstüne düştü; Real Madrid'in başına geçen Mourinho'nun yerine, Şampiyonlar Ligi Şampiyonu olan İnter'in başına geçti. Benitez'in İnter şanssızlığı da bu noktada başlamış oldu. Aralarında sürekli bir soğukluk olan Mourinho, Benitez için "orda zaten oturmuş bir taktik var, Benitez'in tek yapması gereken oturup izlemek" şeklinde açıklamalar yaptı. Benitez'de bu meydan okumaya karşılık vererek İnter'de yeni bir sistem oturtacağını ve kendi sistemiyle başarılı olacağını söyledi. Fakat yinede Benitez'in omzundaki yük büyüktü, bir yanda dünyanın en iyisi olarak gösterilen Mourinho'nun yerine geçtiği için bütün gözler O'nun üzerindeydi ve herkes sürekli Mourinho ile karşılaştıracağından dolayı, başarılı olup en az Mourinho kadar iyi olduğunu kanıtlamak zorundaydı, diğer yandan da Mourinho'ya taktik olarak da meydan okuduğundan dolayı takımına yeni bir sistem oturtmak zorundaydı.

Bu koşullar altında, İnter'deki ilk sezonuna Benitez yoğun bir baskı altında başladı ve Süper Kupa finalini kaybetti, üstüne lige de iyi bir başlangıç yapamadı ve 2 sezondur ligi domine eden İnter birden kendisini ortasıralarda buldu ve takım ritmini bir türlü bulamadı.

Pazar günü Milano derbisinde 1-0 kaybederek ezeli rakibi Milan'ın 6 puan gerisine düştüler. Bu mağlubiyet üzerine Başkan Moratti "Kaybettiğimiz için söylemiyorum, ama inanılmaz kötü oynadık. Geçen yıl bütün kupaları kazanan takımı yeniden motive etmek kolay değil. Ama bir teknik direktörün görevi bu. Inter'i 10 yıldır bu kadar kötü görmedim. Bazı değişiklikler artık kaçınılmaz" diyerek topu Benitez'e atmış durumda.

Benitez'in, önündeki 2 maçta (Cheivo ve Şampiyonlar Ligi'nde Twente) herhangi bir puan kaybı veya hata yapması sonucunda önümüzde ki hafta içinde kovulacağı konuşulmaya başlandı. Diğer yandan Benitez açısından bir şanssız haber de Rusya'dan geldi. Luciano Spalletti, Zenit'in başında sezonu şampiyon olarak tamamladı ve Rusya Ligi erken bittiği için çağrılması durumunda İnter'in başına geçmeye hazır durumda. Benitez'in yerine ismi geçen diğer iki isim ise; Trapattoni ve Leonardo.

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Sistemler, Teknik Direktörler ve Süper Lig

Jose Mourinho'nun geçtiğimiz haftasonu El Pais'de bir röportajı yayınlandı. Röportaj'da her ülkenin farklı oyun kültürü olduğuna dair bir bölüm var, spor programlarında bu bölümden alıntıları pek çok kez duydum, bölümün tamamınıda Aceto'nun paylaştığı Türkçe çevirisinden direk olarak kopyaladım. Tamamını okumak isteyenler için: Jose Mourinho Röportajı

Chelsea Barcelona ile oynuyordu ve yöneltilen sorular hep aynıydı: Kim daha iyi? Chelsea çok güçlüydü, İngiltere şampiyonu olmuştu, Barça İspanya şampiyonuydu ve Şampiyonlar Ligi yarı finali oynuyorduk. Şöyle dedim: İngiltere şampiyonu Chelsea, La Liga’da oynasa kupayı kazanamazdı. Barça da İspanya şampiyonu ama Premier Lig’de oynasaydı şampiyon olamazdı. Takımların yapılanmaları kültürle ve kazanmak için sahip olduğunuz özelliklere göre yapılmalı. 4-5 sene önceki oyunuyla Barça, Premier Lig’i kazanamazdı. Belki şimdi kazanabilir. Bu yüzden bir hocanın bir ülkeye gelip “ Bu benim sistemim ve oyun anlayışım” demesi mümkün değil.

Aslında son cümlesi bile herşeyi anlatmaya yetiyor. Dünya'nın en iyisi denebilecek bir adam bile, diyor ki her takıma gittiğinizde o takımın bulunduğu ülkeye ve koşullara göre bir sistem belirlemelisiniz. İnter ile ŞL şampiyonluğu yaşadığı oyun tarzını Real Madrid'de ortaya koyamıyacağını, Real Madrid için yeni bir sistem oluşturması gerektiğini de geçtiğimiz hata belirtmişti Portekizli teknik adam.

Peki ülkemizde durum nasıl işliyor? Teknik direktörlerimiz ülkemizin sistemine ne kadar uyum sağlıyor, ne oynatıyorlar ? Başta büyük takımlarımız olmak üzere ligimize gidip gelen teknik direktörlere şöyle bir bakış atıcak olursak:
Geçen sezonun başından beri, ligimizde en çok tartışılan konu Rijkaard'ın gelişi ve sistem değişikliği. Hollandalı teknik adam geldiği günden beri Galatasaray'a, Barcelona'yı oynatmaya alışık olduğu 4-3-3 sistemini oturtmaya çalışıyor. Zaman zaman kurmaya çalıştığı bu sistem ile başarılı sonuçlara imza atsa da sezonu başarısız sayılabilecek bir konumda bitirdi. Fakat her başarısız sonuç aldığında, sistem değişikliğinde bu tip kazalar olabilir denilerek destek buldu. Yeni sezona da kötü bir şekilde başlayınca çatlak sesler artmaya başladı.
Rijkaard geldiğinden ilk günden beri ben bu takıma 4-3-3 oynatıcam diyip durdu, başka bir sistemi denemedi ve elinde ki kadro kalitesinin sisteme uygun olup olmadığını incelemedi. Daha önce elinde ki oyuncular ve olanaklarla Barcelona'da harikalar yarattığı taktiği resmen Türkiye'de çöküntüye uğradı.
Başarısızlığın sebebine yüzeysel olarak bakacak olursak eğer: Takımın hem defansına yardım edecek, hemde hücuma çıkarken varyasyonları yaratacak olan ortasaha 3'lüsünün yetersizliği. Takımda bu sisteme uygun oyuncu sayısının azlığı nedeniyle sakatlıklar baş gösterdiğinde taktik üzerinde yerinde değişiklikler yapılamamış olması.
Sonuç olarak Rijkaard 4-3-3'lü sistemi Barcelona'daki etkisiyle oynaması için Galatasaray'ın çok kaliteli ve en az 2'si savaşçı 3 tane ortasaha elemanına, defanstan topu ortasahasına kazandıracak bir tane defans göbeğine ihtiyacı vardı. Defans göbeğine Neill alınarak bu sağlandı fakat ortasahada ki arıza giderilemedi. Ayrıca Keita'da gittikten sonra birde kanat forveti lazım gibi durmasına rağmen, bu sorunda ortasaha problemi nedeniyle unutulmuş durumda.
Rijkaard'ın geldiğinden beri elinde ki kadroya uygun olmamasına rağmen inadına aynı taktiği denemesi Galatasaray'da, Barcelona benzeri oturmuş bir sistem beklentisi yaratmış olsada; şu an ki durumda kayıp bir 2 sene gibi duruyor.

Tabiki Schuster için şimdiden bişey demek çok yanlış. Daha Beşiktaş'ın başında 5 resmi maça çıktı ve 3 galibiyet 1 beraberlil 1'de mağlubiyet aldı. Schuster de Türkiye'ye ilk geldiğinde çeşitli taktikleri oynatacağını, belirli oyun sistemleri olduğu şeklinde açıklamalar yaptı, bu taktiğe göre transferler yapılacağını söyledi. Schuster'in daha Beşiktaş ile nasıl bir sistemi oynatacağını oturmuş olarak göremesekte İBB maçında yaptığı hata daha kendisinin Süper Lig'i yeterince analiz edememiş olduğunun göstergesi. Çünkü Süper Lig'de yer alan takımların hiç biri minimum 2 defansif ortasahası olmadan, zemine ayak dahi basmazlar. İspanya'nın daha yumuşak ve teknik kapasiteye dayalı oyun sistemlerinden sonra, Süper Lig'deki tekniğin 2. planda kaldığı, fiziğe dayalı oyun Schuster'i ilk aşamada zorluycak gibi duruyor.
Sonuçta; Schuster'in arkasında kendisine güvenen bir camia ve Türkiye'yi tanıyacağı en az 1 sezonu var. Bu süre zarfında, kendi sistemini empoze etmeye çalıştığını mı yoksa Süper Lig'in sert ve kapalı oyununa karşı yeni varyasyonlar mı geliştireceğini göreceğiz.
Türkiye ligine damga vurmuş teknik direktörlerden biri de kesinlikle Daum'dur. Oynattığı sistemi herkes eleştirse kimse beğenmese bile, Daum'un yönettiği takımların ölüsü bile ligde üst sıralara oynar. Bunun sebebi Daum'un Türk futbolunu ve futbolcusunu yakından tanıması. Daum her sezon 1-2 maçta fanteziye kaçıp acayip taktikler dener, fakat onun dışında bütün sezon oynatacağı taktik, düzen, sistem herşey belirlidir. Öyle ki Fenerbahçe'ye ilk gelişinde kurduğu, 4-2-3-1 tarzında ki sistemi, Alex geldikten sonra kendisi 2 sene oynattı, 1-2 maç dışında Zico 2 sene oynattı, Aragones değiştirmek istese de 1 sezon boyunca yine aynı sistem vardı, geri geldiğinde yine aynı sistem devam etti. Yani Alex geldiğinde kurduğu sistemi Fenerbahçe 6 sene boyunca oynadı ve 2 şampiyonluk aldı, 2 defa da son maçta kaçırdı. Avrupa'da kısmen başarılı sayılabilecek sonuçlar aldı.
Bu sezon işi en zor teknik direktörler sıralamasında Rijkaard'dan sonra 2. sıra kesinlikle Aykut Kocaman'ın. 1 Sezon boyunca sportif direktör olarak izlediği ve yapılan transferlerin çoğunu bizzat kendi yaptığı takımın başına teknik direktör olarak geçti. Takım için belirli olan oyun sistemi kafasında net olmasına rağmen takım sahaya daha tam olarak yansıtamıyor, bunun yanı sıra Aykut Fenerbahçeyi hangi taktikle oynatacağına da karar verebilmiş değil. Sistem olarak, daha önce yönettiği takımlarda oynattığına benzer bir sistem düşünen Aykut Hoca, ayağa bol ve hızlı paslarlar birlikte, kanattan çabuk oyuncularla oyunu rakip sahaya yıkacağı bir oyun kurgusu planlıyor. Buna rağmen sistemin Alexli 4-2-3-1 mi yoksa Alexsiz 4-2-2-2 mi olacağına karar verememiş durumda. Şüphesiz bu kararsızlık durumunda da Trabzonspor karşısında beklenenden kötü oynayarak kaybettiği gibi, Avrupa Kupalarına katılmak için önünde duran son viraj olan PAOK maçı önceside güven veremiyor.
Aykut Kocaman'ın kurmaya çalıştığı sistemin de en büyük sorunu ortasahası gibi duruyor ve fakat sorunu Rijkaard'ın sorunundan farklı. Fenerbahçe'nin ortasahasında topu ileriye taşırken kullanılabileceği pek çok oyuncu olsa da oyunun defansif yönünü oynuyacak olan; Baroni ve Selçuk Fenerbahçe'nin ve Aykut Kocaman'ın taktiksel değişiminin zayıf karnı durumunda.
Sonuç olarak; Aykut Kocaman, Süper Lig'e ve Avrupa'ya uygun oyuncu transferleri ile takıma yeni bir hava kazandırdı, yıllar sonra takıma hızlı bir oyun anlayışı yayma çalışmalarına başladı. Fakat ortasahada ki dirençsiz duruş devam ettiği sürece taktiksel anlamda Aykut Hoca çok zorlanacak ve pek çok maçta fazlasıyla terliyecektir.
Geçen sezona, Trabzonspor Hugo Broos yönetiminde yeni bir oyun anlayışı ve taktik düzenle başlamak istemişti. Fakat ülkemize gelen pek çok teknik direktörün karşılaştığı sorunlarla karşılaştı; sabırsızlık ve sert futbol anlayışı nedeniyle oturtulamayan taktikler. Bu sebeple gidişi erken oldu. Yerine Trabzonspor'un kendi çocuğu olarak baktığı Şenol Güneş getirildi.
Şenol Güneş, daha önce hem Trabzonspor'u hem de Milli Takım'ı çalıştırdığı için hem ülke futboluna hemde şehre adapte bir insan olduğundan dolayı sistemini hemen oturttu. Düşüşe geçmiş olan takımın kısa sürede lige tutunup yükselmesini sağladı ve iyi futbolunun ekmeğini de Türkiye Kupasını alarak yedi. Kurduğu 4-2-3-1 sistemini elindeki oyuncularla idealleştirip, kadrodan maksimuma yakın verim elde etmeyi başardı, maç içinde elindeki oyuncularla gerektiğinde çift forvete de dönebilmesi ile de sıkıştığı zamanlarda hucüm varyasyonlarını arttırmayı planladı.
Şenol Güneş ligi ve takımı tanımasının avantajıyla birlikte, gardını rahat rahat düşürmeyen, mücadele azminden ödün vermeyen bir ve bu özellikleri nedeniyle şehirden tam destek alan bir trabzonspor oluşturdu.
Bir Anadolu takımını başarıya taşıyan ilk teknik direktör olmasına rağmen, aslında Ertuğrul Sağlam'ın oluşturduğu model Süper Lig'de iki defa şampiyonluk yaşadı. 2 sezon önce Beşiktaş'ın başında namağlup giderken istifaya zorlandığında, yerine gelen Mustafa Denizli, Ertuğrul'un sistemini devam ettirerek şampiyonluk ipini göğüslemişti. Mustafa Denizli taktiği değiştirmek için takıma müdahale ettiğinde ise çuvallayarak şampiyonluk yarışından erken koptular.
Ertuğrul Sağlam, Bursa'nın içinden yetişen genç oyuncularla birlikte, büyük klüplerde tutunamamış futbolculardan oluşan Bursaspor'da takımın yapısına uygun bir sistem yarattı. 4-3-3 benzeri sisteminde, 3 hızlı ve hücumda etkili, ileri uç elemanı kullanmasının yanı sıra, ortasaha direncini de göz ardı etmeyerek Süper Lig'in gereklerini yerine getirdi. Elinde ki oyuncuların pek çok formasyonda oynuyabiliyor olması Ertuğrul Hoca'nın en büyük silahı haline gelmiş durumdaydı geçen sene, öyle ki takım ufak tefek oynamalarla birlikte maç içinde; 4-2-3-1, 4-3-3, 4-5-1 gibi taktiksel dizilişlere geçebiliyordu. Böylece ortasahayı kalabalık tutup, hızlı oyuncularıyla, yavaş stoperlerin arkasına sarkarak Bursaspor pek çok gol attı, deneyimli oyunculardan kurulu defansif bölgesiyle de basit hataları minimum düzeye indirdi.
Sonuç olarak; Ertuğrul Sağlam'ın elinde ki kadro tamamen başka takımlarda tutunamamış oyunculardan kurulu olmasına rağmen, onları bir birlik içine sojup, kafasında ki oyun düzenini saha yansıtmalarını sağlayan Ertuğrul Sağlam, ligi tanımasının verdiği avantajla lige uygun bir taktiği takımına empoze ederek başarıya giden yolu yaratmış oldu.


Süper Lig'e pek çok teknik direktör geldi, pek çok yıldız oyuncu geldi. Fakat adıyla gelen pek çok ünlü isim başarıya giderken ya yolun başında ya da yolun sonuna doğru tökezledi. Çünkü Avrupa'nın en farklı ligine sahibiz. Futbolcuların teknik kapasitelerinden çok, fiziksel özelliklerinin değer yaptığı ligimizde, herşey sahada ki taktik diziliş yada oyuncu kalitesi demek değil. Bu sebepten dolayı başka bir ülkeden, ülkemize gelirken; kendi taktiğimi oynatmaya geliyorum, ben kafamdakini oynarım... şeklinde konulan teknik direktörlerin başarılı olma şansları az. Çünkü eğer ligin büyük takımlarından birine teknik direktör olarak geliyorsanız, düşünmeniz gereken şey çoğu zaman, 4-3-3 mi oynasam 4-4-2 mi den ziyade rakip 9-10 kişiyle kapandığı zaman nasıl gol atıcam ve ileride kalan tek adamlarının doldur boşalttan gol atmasını nasıl engelliycem sorusuna cevap bulmak olması gerekiyor.

17 Ağustos 2010 Salı

Madrid'de Bir Türk


Dünya Kupası'nda iyi bir performans sergileyen Mesut'un bu sene Almanya dışına çıkacağını düşünüyordum.Üstelik Werder Bremen'de sözleşmesinde son senesine girmiş.Ama hiçbir zaman Real Madrid veya Barcelona gideceğini düşünmedim.Çünkü bu iki takımın kadrosunda o pozisyonda oynayacak birçok oyuncu var ve şans bulması zor gibiydi.Bu düşünceme rağmen Mesut'un Real Madrid'e gitmesi iyi olmuş olabilir.En azından Real forması giymiş olacak.Bir de Kaka'nın sakat olmasından dolayı forma şansı daha da yükseldi.Belki de Mourinho Mesut'u bu yüzden transfer etti.Mesut'a hayırlı olsun diyelim.Ben şahsen bu transferden heyecan duydum.İnşallah Real ile herşey yolunda gider ve o formayı uzun süre giyer.

19 Mayıs 2010 Çarşamba

Çıraktan Ustaya Cevap




"Van Gaal eğlenmekten mi bahsediyor. Fiorentina'yı elerken ilk maçta bir golü ofsayttan attılar. O galibiyet golü sayesinde de Floransa'ya beraberlik ihtimalini cebine koyup gitti. Ben mi defansif oynatıyorum? Chelsea ve Barcelona'ya karşı evimizde sürekli atak oynadık, hücum etti. İkisini de ilk maçta sahamızda yendiğimizden rövanşları defansif oynamış olabiliriz. Van Gaal mı ne yaptı? Ribery atılınca, Olic'i çıkarıp Tymoschuk'u aldı oyuna. Benim Camp Nou'daki sevincimi de eleştirmiş. Geçen sezon Iniesta gibi biri Chelsea'ye son dakikada gol attığında deli gibi seviniyordu. Ben neden sevinemiyorum, onu anlamadım. "

Jose Mourinho


17 Mayıs 2010 Pazartesi

Usta - Çırak İlişkisi


"Jose o dönemde çok mütevazı bir insandı. Onun gelişimini izleme fırsatı buldum. Çok tutkulu ve başarıya aç bir insan. O dönemde bana çok katkı sağlamıştı.Jose’nin başarılı olacağını anlayıp ona daha fazla sorumluluk vermiştim. Oyunu iyi okuduğunu kısa sürede anladım. Mourinho kazanmak için çalışır. Ben güzel futbol oynatmak için çalışırım. Benim yapmaya çalıştığım onun tarzına göre daha zor."

Louis Van Gaal

15 Mayıs 2010 Cumartesi

Bekle Beni Madrid



"Benim hakkımda yazılan herşey yanlış. Ama er ya da geç birgün Real Madrid'in başına geçeceğim. İngiltere'de ve İtalya'da büyük takımlar çalıştırdım. Şimdi sırada İspanya var."

"Benim hiçbir şeye ihtiyacım yok. Ama bazı kulüp başkanlarının hiçbir ley kazanamayn teknik adamlarıyla beni kıyaslamasına çok gülüyorum."

"Yüz yüze geldiğimizde benim harika bir teknik adam olduğumu söyeyen insanlar sırtımı dönüdüğüm anda bana saldırmaya başlıyor."

Jose Mourinho

Panomara dergisine yaptığı açıklama...

6 Mayıs 2010 Perşembe

İngiltere Üzerinden İspanya





"Bu başarının sadece antrenörden kaynaklandığını söylememek gerekir. Inter takım olarak bu başarıyı yakalamıştır. Bu takım kupayı kazanmayı hak etti. Çünkü bu noktaya gelene kadar çok çalıştı. Güçlü ve yetenekli bir kadro, bensiz de yoluna başarılı bir şekilde devam edebilir.

Eğer ben gidersem ne olur? Bence bu bir sorun yaratmaz. Inter'de antrenör değişebilir, oyuncular değişebilir, ama takım hep ileriye gitmeli.

Inter'de kalma ihtimalim var mı? Tabii ki, evet. Fakat, İngiltere Premier Lig'de çalışmayı ve orada yaşamayı özledim. Bir gün adaya döneceğime eminim, ama bu ne zaman olur bilemiyorum. Bunun gelecek sezon olacağına da inanmıyorum. Gideceğim kulüp Chelsea de olabilir başka bir kulüp de. Her ne kadar Chelsea'de harika zaman geçirsem de sadece Chelsea için antrenörlük yapmıyorum."

Jose Mourinho


Her ne kadar İngiltere'ye gitmek istediğini söylese de gelecek sezon Jose'yi İspanya'da görebiliriz.Şuan İngiltere'de başına geçebileceği takım yok gibi.Ama İspanya gidebileceği büyük takım var ve Şampiyonlar Liginde finali için Madrid'e gittkten sonra Mourinho orada kalır.O yüzden Jose'nin dediği gibi ne zaman olu bilinmez ama gelecek sezon olmayacağı belli.

29 Nisan 2010 Perşembe

Barcelona İnter: Finalden Önce Son Tango

Kuşkusuz bu sezon Şampiyonlar Ligi eşleşmelerinin en ilginci, yarı finalde ki Barcelona - İnter eşleşmesi oldu. Geçen sezonu 6 kupayla kapatarak rekor kıran Barcelona ile son yıllarda başarıyı gelenek haline getirmiş Mourinho'nun karşılaşması tam bir taktik savaşı olucaktı. İnter, Barcelona'ya Milano'da aldığı 3-1'lük galibiyetin avantajıyla gitti. Fakat tek başına bile maçı kopartabilecek yıldızlardan oluşan, Barcelona için 3-1 o kadarda avantajsız bir skor gibi durmuyordu kağıt üstünde ve Barcelona taraftarları Mourinho'dan nefret ediyor, O'nun yıkılışını seyretmek istiyorlardı.

Barcelona yönetimi maçtan önce taraftarlara, maça biraz daha erken gelmeleri çağrısında bulunmuştu. Tribünlerde ki yaklaşık 98bin kişi maç öncesi kenetlenmişti.



Maç öncesinde en çok merak edilen şey Mourinho'nun ne yapacağıydı. Klasik bir İtalyan takımı mı izletecekti bizlere, yoksa kurtluğunu konuşturup Barcelona'yı sıkıştırmaya mı çalışacaktı.


Maç başladığında tablo ilginçti, üst üste 2-3 pas yapamayan, oyunu kendi sahasında kabullenen bir İnter'e karşı, sürekli ayağa pas yapan adam kaçırmaya çalışan, topa hakim bir Barcelona vardı. Bu dakikalarda herkesin aklından geçen düşünce Barcelona'nın bir gol atması halinde farka gidebileceği, Mourinho'yu yerin dibine sokacağıydı.



Barcelona'nın etkili oynadığı bu dakikalarda, Motta'nın gördüğü kırmızı kart da eklenince İnter için kabusun başlangıcı gibi duruyordu herşey.


Barcelona baskıyı arttırdıkça, İnter defansı arttırdı. Fakat dikkatli izlendiğinde bu rakibin baskısı karşısında bir kapanma değildi. İntet mükemmel bir "catenaccio" uygulamaya başladı, tüm takım olarak kendi yarı alanlarında rakibin topla oynayacağı ufak bir alan bile bırakmadılar. Barcelona'yı orta saha civarında paslaşmaya sürekli defansın arkasına top denemesi yapmaya ittiler. Kaptıkları toplarıda kanatlara doğru şişirip Eto'o ve Milito ile topu rakip alana taşımaya çalıştılar ama bunda pek başarılı olamadılar. Bu dakikalarda asıl göze çarpan Guardiola'nın hazırlıksız yakalanışı oldu. Sürekli pas yaparak rakibi uyutup sonra aradan hızlı adamlarını kaçırma taktiğini başarıyla uygulayan Barcelona, 6 kişinin çizgi halinde bir defans bloğu oluşturduğu, Cambiasso'nun sürekli merkezden topun olduğu alana doğru alan daralttığı bir taktik karşısında Barcelona bir türlü defans çizgisini aşamadı. Sürekli olarak İnter bloğunun önünde top çevirmek zorunda kaldı.




Sıkışık ve düzenli İnter savunmasının arasına bir türlü giremeyen ve böyle bir rakiple daha önce karşılaşmadıklarından bir türlü oyunu açıcak hamleleri yapamayan Barcelona'da, işin içine Guardiola girdi. İbrahimoviç ve Busquets'i çıkartarak, Bojan ve Jeffren'i oyuna dahil etti. Zaten saldırmayı düşünmeyen İnter karşısında Busquets hamlesi gayet uygun olarak nitelendirilebilir. Fakat maçında başından beri pek etkili olmamış olmasına rağmen, hava topları hakimiyetiyle, uzun İnter savunması arasında gol bulma ihtimali bulunan İbra'nın çıkıp yerini hızlı fakat kısa Bojan'a bırakması, yanlış bir hamle gibi duruyordu.

83. dakikada Messi'nin ortası tüm defansı aşarak, Bojan'a ulaştı. Fakat Bojan kafayı Julio Cesar önde kaldığı boş kale yerine auta vurarak Barcelona'nın o dakikaya kadar ki yakalamış olduğu en net fırsatı kaçırmış oldu.

84. dakikada Xavi'nin arapasında ofsayt ihtimaliyle bir an duraklayan İnter savunmasının arasından topla buluşan Pique, topa basıp kendi etrafında bir tur dönerek, Julio Cesar'ı yatırdıktan sorna topu boş kaleye göndererek bir anda Barcelona'nın ümitlerini yeşertmiş oldu.
İnter o kadar kendi yarısahasına gömülmüştü ki, Barcelona'da önlibero görevini, kaleci Valdes devralmıştı. Barcelona sahasına düşen tüm topları, kendi yarısahasının ortasından alıp oyunu kurmaya başladı Valdes. Son 6dakika + uzatmalarda Barcelona'nın tek bir gol bulması bile tur için yeticekti.
90. dakikada Toure'nin sektirdiği top, bir anda Bojan'ın önünde kaldı. Kaleye etkili vuran Bojan, topu ağlarak gönderdi, fakat ilk pozisyonda top Toure'nin eline çarpmış olduğu için hakem golü iptal etti va tribünlerdeki binlerce Barçalı'nın hevesi kursağında kaldı.

Maçın son düdüğü çaldığında, yıldızlar topluluğunda ve Camp Nou'daki binlerce seyircide hüzün gözyaşları vardı. Geçen sene 6'da 6 yaparak tarihe geçen takımları, bu sene İspanya Kupası'ndan sonra Şampiyonlar Ligi'nden de elenmiş ve sadece elde lig yarışı kalmıştı.
İnter tarafında ise görülmemiş bir mutluluk vardı, takımları 36 yıl sonra Şampiyonlar Ligi'nde finale isimlerini yazdırmıştı. Maç sonunda en çok sevinen isim ise kuşkusuz Jose Mourinho'ydu. Bitiş düdüğüyle birlikte tribünlere koşup zafer işareti yapan Mourinho, Barcelona taraftarlarını kızdırdı.


Barcelona ise, sahada çoşan, sevinç çığlıkları atan İnterlileri uzaklaştırma yöntemi olarak otomatik çim sulama sistemini kullandı. Sevinen İnterli futbolcular daha ne olduğunu anlayamadan kendilieri fıskıyelerle ıslanırken buldular. Fakat bu da onların sevinmesine engel olamadı. Ayrıca böyle bir hamle de Barcelona'ya hiç yakışmadı.


Mourinho'nun Barça'yı Çalıştırma Fikrine Bakışı

"Burada benden ne kadar nefret edildiğini sizler de gördünüz. Bunun sevgiye dönebileceğine inanacak kadar salak olduğumu mu düşünüyorsunuz?"

Nou Camp'da Mourinho Şov!


Maçlardan önce sürekli konuşmasıyla, sivri diliyle çok eleştirilmişti. Nou Camp'taki binlerce Barcelona'lı ondan nefret ediyordu. Fakat 3-1 rövanşında uyguladığı mükemmel savunma taktiğiyle 1-0 mağlup olmasına rağmen turu atlayan yine O oldu. Tabiki boş durmadı maç boyunca ve maçtan sonra kendisini sevmeyen tribünlere karşı şovunu yapmaktan geri kalmadı.









LinkWithin

Related Posts with Thumbnails