ac milan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ac milan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Kasım 2010 Perşembe

Benitez İçin Geri Sayım

Benitez'in başarılı olup olmadığı tartışılabilir fakat Benitez ciddi anlamda şanssız bir teknik direktör. Valencia başarılarının ardından gittiği Liverpool'da Avrupa'da sürekli ve daimi başarılar elde etti. Elinde yeterli olmayan bir kadro olmasına rağmen Şampiyonlar Ligi'nin tozunu attı, fakat EPL'ye döndüğünde hiç başarılı olamadı. Hatta İstanbul'da ŞL Kupası'nı kaldırırken, EPL'yi Şampiyonlar Ligi'ne gidemiyeceği bir konumda bitirdiğinden dolayı şampiyon takım kontenjanıyla Şampiyonlar Ligi'ne katılma hakkı elde edebilmişti. Fakat Liverpool maddi hamlelerini yanlış yaptığı için batma periyoduna girdiğinde, Benitez eldeki oyuncularla başarı gelmesi için transfer yapılması lazım ısrarını sürdürünce ve takım takviye yapılmadığından dolayı Avrupa'da ilerlemekte sorun yaşamaya başlayınca, bu sebeple gelirlerde iyice azaldığı için eldeki oyuncuların bile elden çıkarılması gündeme gelince Benitez'in kariyeri için tek yol, istediği transferlerin yapılabileceği bir takımın başına geçip tekrardan Avrupa sahnesinde zirveye oynamaktı.

Liverpool'dan ayrılan Benitez, adeta 4 ayak üstüne düştü; Real Madrid'in başına geçen Mourinho'nun yerine, Şampiyonlar Ligi Şampiyonu olan İnter'in başına geçti. Benitez'in İnter şanssızlığı da bu noktada başlamış oldu. Aralarında sürekli bir soğukluk olan Mourinho, Benitez için "orda zaten oturmuş bir taktik var, Benitez'in tek yapması gereken oturup izlemek" şeklinde açıklamalar yaptı. Benitez'de bu meydan okumaya karşılık vererek İnter'de yeni bir sistem oturtacağını ve kendi sistemiyle başarılı olacağını söyledi. Fakat yinede Benitez'in omzundaki yük büyüktü, bir yanda dünyanın en iyisi olarak gösterilen Mourinho'nun yerine geçtiği için bütün gözler O'nun üzerindeydi ve herkes sürekli Mourinho ile karşılaştıracağından dolayı, başarılı olup en az Mourinho kadar iyi olduğunu kanıtlamak zorundaydı, diğer yandan da Mourinho'ya taktik olarak da meydan okuduğundan dolayı takımına yeni bir sistem oturtmak zorundaydı.

Bu koşullar altında, İnter'deki ilk sezonuna Benitez yoğun bir baskı altında başladı ve Süper Kupa finalini kaybetti, üstüne lige de iyi bir başlangıç yapamadı ve 2 sezondur ligi domine eden İnter birden kendisini ortasıralarda buldu ve takım ritmini bir türlü bulamadı.

Pazar günü Milano derbisinde 1-0 kaybederek ezeli rakibi Milan'ın 6 puan gerisine düştüler. Bu mağlubiyet üzerine Başkan Moratti "Kaybettiğimiz için söylemiyorum, ama inanılmaz kötü oynadık. Geçen yıl bütün kupaları kazanan takımı yeniden motive etmek kolay değil. Ama bir teknik direktörün görevi bu. Inter'i 10 yıldır bu kadar kötü görmedim. Bazı değişiklikler artık kaçınılmaz" diyerek topu Benitez'e atmış durumda.

Benitez'in, önündeki 2 maçta (Cheivo ve Şampiyonlar Ligi'nde Twente) herhangi bir puan kaybı veya hata yapması sonucunda önümüzde ki hafta içinde kovulacağı konuşulmaya başlandı. Diğer yandan Benitez açısından bir şanssız haber de Rusya'dan geldi. Luciano Spalletti, Zenit'in başında sezonu şampiyon olarak tamamladı ve Rusya Ligi erken bittiği için çağrılması durumunda İnter'in başına geçmeye hazır durumda. Benitez'in yerine ismi geçen diğer iki isim ise; Trapattoni ve Leonardo.

20 Eylül 2010 Pazartesi

İbrahimovic'in Irkçılığa Karşı Görüşü?




İbrahimovic'in takım arkadaşına attığı tekme günlerce konuşuldu.İbra'nın ne amaçla bu hareketi yaptığını kimse anlayamadı.Şakalaşma olmadığı takım arkadaşının yüz ifadesinden belli oluyor.İbra'nın ırkçı hareketleri demiyeyim de o yönde anlaşılacak ilk hareketi bu değildi.İnter'de oynadığı yıllarda Fiorentina maçında attığı frikik golünden sonra İbra kendisini kutlamak için sırtına çıkan Muntari'yi üstünden atma girişiminde bulundu.Daha sonra Maicon geldi gol seviincini paylaşmak için ama İbra Maicon'u da iterek kendinden uzaklaştırdı.Bu hareketlerinden sonra yanına gelen "beyaz" arkadaşlarının tebriklerini kabul etti.Şimdi İnter'de yaşanan bu olayla Milan'da yaşanan bu olayı üst üste koyduğunuzda bazı anlamlar çıkartabiliriz gibime geliyor.Fiorentina maçındaki görüntüleri videodan izleyebilirsiniz.İzledikten sonra yorumu size bırakıyorum.

17 Eylül 2010 Cuma

İbrahimovic, Şaka? Irkçılık?

Zlatan İbrahimovic'in Milan'a transferinin yankıları hala sürerken, antremanda takım arkadaşı Strasser'e attığı tekme yeni tartışmaları da beraberinde getirdi.
İbrahimovic'in gereksiz yere attığı bu tekme, tamamen şakalaşmak amaçlı mıydı, yoksa özellikle siyahi olan Strasser'e mi vurmuştu. Daha öncede saha da sevincini özellikle beyaz arkadaşlarıyla paylaştığına tanık olduğumuz İbra için yeni bir tartışma daha başlamış oldu.

29 Ağustos 2010 Pazar

İbra Milan'da

Dünya üzerinde bu kadar yetenekli olup, golü adeta koklayan, yoktan var eden, asla belirli bir ortalamanın altına düşmeyen fakat hiç kimse tarafından da sevilmeyen herhalde tek futbolcudur Zlatan.
Juventus'da gollerini atıp taraftarın sevgilisi olduğu dönemde patlayan şike skandalının ardından takımdan ilk kaçan o olmuştu. Juventus taraftarı, sevgilisi olduğu futbolcuyu bir anda sildi ve adeta bir nefrete dönüştü sevgileri. Çünkü İbra, takımdan kaçmakla kalmamış, şike skandalı nedeniyle kupalarını ellerinden almış olan İnter'e gitmişti.

İbra için İnter'de de değişen bişey olmadı, sadece formasının rengi değişmişti. Yine takımın taktiğinden bağımsız olarak kendi bildiğini oynadı, bol bol gol attı, bol bol da attırdı, yine taraftarın sevgilisi oldu. Eto'o'yu elinden çıkartmaya çalışan Barça için neredeyse alınabilecek tek alternatif oydu. Eto'o + 50 milyon € gibi astronomik bir fiyata Barça'nın yolunu tuttu. Giderken yaptığı açıklamalarla İnter taraftarının nefretini kazanması uzun sürmedi. ŞL'yi kazanmak için Barça'yı seçtiğini söyledi, Mourinho'dan bolca laf yedi. Sezon sonunda ise ŞL kupasını kazanan eski takımı İnter olmuştu. O ise yarı finalde eski takımına elenmenin hüznüyle final maçını televizyondan izliyordu.
Barcelona'ya transfer olduğu ilk andan itibaren, sisteme uymuycağı dedikoduları boy gösterdi. İbra'nın süper egosu Barça gibi mütevazi medyada pek boy göstermeyen oyuncuların olduğu bir klübe ağır gelmeye başladı. Saha içinde olduğu kadar saha dışında da hırçın olan İbra manşetlerden inmedi. Saha da ise Barcelona'nın oturmuş sistem yapısı içinde kendi bildiğini okuyarak gezindi, Barça kendi sistemini oynadı, İbra da kendi bildiği sistemi. Saha da Messi'nin arkasında kaldığı bir sezon geçirmesine rağmen 42 maçta attığı 22 gol ve yaptığı 10 asistle takımının La Liga'daki müthiş başarısında pay sahibi oldu. Bu müthiş istatistiğine rağmen, taraftar kendisine bir türlü ısınamadı.

David Villa'nın transferinin ardından geleceği konusunda çeşitli dedikodular baş gösterince, taraftarın ve klübün sevgilisi Guardiola'ya laf attı. Zaten ego olarak klübe fazla gelen ve sisteme uymayan İbra'ya, büyük bir maddi zarara neden olmasına rağmen kapı gösterilmiş oldu.
Milan Ronaldinho'nun ardından, İbra'yı da alarak 2. kez Barça'da tutnamayan bir yıldızı uygun koşullar altında klübüne kazandırmış oldu.

Milan İbra'ya yıllık 8 M€ ödeyecek, İbra bu sezonluk Milan'da kiralık oynuyor. Milan eğer satın almak isterse bonservis bedeli 3 yıllık taksit halinde 24M€. İbra gibi bir oyuncu için resmen sudan ucuz bir bonservis bedeli.

İbra artık arkasında Avrupa devlerinden 3'ünün nefret ettini taşıyarak başka bir deve transfer oldu. Bundan sonrada İbra'nın maaşını düşürmeden gidebileceği kendisine bonservis ödeyebilecek tek klüp olarak da Manchester City kalmış gibi duruyor.

17 Ağustos 2010 Salı

Robinho'nun Geleceği



Sky Bet sitesi uzun zamandır Robinho'nun yeni sezonda hangi takımda oynayacağı ile ilgili bahis oranlarını yayınlıyor.Uzun süre Beşiktaş önde giderken yeni lider bir başka Türk takımı.Yeni bahisler şöyle;

Fenerbahçe: 1.25
Beşiktaş: 3.00
Inter: 4.00
Benfica: 6.00
Santos: 8.00
AC Milan: 14.00
Barcelona: 14.00
Schalke 04: 14.00
Shakhtar Donetsk: 20.00
Chelsea: 30.00


Robinho Türkiye'ye gelirse ne Fenerbahçe'de ne de Beşiktaş'ta başarılı olacağını düşünmüyorum.Zaten onu maddi anlamda almak güç aldıktan sonra disiplinli bir şekilde oynatmak güç.Bir de benim anlamadığım diyelim ki Fenerbahçe ya da Beşiktaş Robinho'yu aldı.Kimi gönderecekler peki?Kontenjan doldu ve birini para harcayarak göndermek zorundalar.İki kulüpte harcadıkları bunca paradan sonra bu transfer biraz lüks kaçar.En iyisi kulüplerimiz hiç bulaşmasın.Robinho gitsin Ronaldinho'nu yanına kardeş kardeş oynasınlar.

9 Mayıs 2010 Pazar

Kalecilere Güvenmek


Özellikle Leo Franco'nun Selçük'tan yediği gol sonrası ülkemizde yine kaleci sorunsalı gazetelerde baş köşeyi almış durumda. Geçen hafta da İvesa, Özer'den yediği gol sonrası çok eleştirilmişti. Ülkemizde ise hala yerli kalecilere bir güvensizlik varken bir yandan da yabancı kaleciler öğütülüp gidiyor. Enke, Fenerbahçe'ye geldiği ilk maçta 3 gol yemesi sonrasında gönderilmişti. Ertesi sezon ise Almanya'da yılın kalecisi seçilmişti. Kaleciler her zaman hata yaparlar ve yapmaya da devam edeceklerdir. Önemli olan kaleciye güvenilmesi, kendisine güvenildiğini bilen kaleci hatalarından ders çıkartırken, ilk hatasında yedek klübesini göreceğini bilen kaleci ise bu stress altında hatalarına devam eder.

Zamanında saçma sapan goller yediği için sürekli eleştiri oklarının hedefi olan Volkan, bugün Milli Takımın kalesinde güven veriyor. Hala hatalı gol yemiyor mu? Yiyor. Fakat yediği hatalı goller O'nu başarısız bir kaleci yapmıyor. Benzer şekilde Beşiktaş'ta Hakan, 2 farklı maçta toplamda 12 gol yedi, fakat hala Beşiktaş'ın kalesine geçecek güveni veriyor. Galatasaray'da ise yedek klübesinde ki Türk kalecilere rağmen, yıllardır yabancı hakkı yabancı kaleciden yana kullanılıyor. Gelenden istenilen performans alınamadığında yollanıp yerine yenisi aranıyor. Aykut hala Galatasaray'ın kalesinde güven vermiyor, çünkü biliyor ki yediği ilk hatalı golde yine yabancı kaleci konusu gündeme gelicek ve büyük ihtimalle yine yedek klübesi yolu görünecek. Trabzonspor kalesini genç Onur'a emanet etti ve başarılı oldu.
Yıllardır Milli Takım'ın kalesini Fenerbahçeli kalecilerin korumasının sebebide tamemen bu güven olayı. Schumacher'in ardından kaleyi devralan Engin'den sonra Fenerbahçe kalesini sadece tek bir maç yabancı kaleci korudu (Enke), onun dışında her zaman yerli kalecilere güvenildi. Kendisine olan güvenin farkında olan Rüştü ve Volkan gibi kalecilerde bu güvenin sağladığı özgüvenle kendilerini geliştirdiler, pek çok kez hata yaptılar, fakat yaptıkları hatalardan sonra klübe korkusu yaşamak yerine, hatalarını telafi etmeye çalıştılar. Rüştü yıllarca ortasaha civarlarından gol yedi, Volkan pek çok kez üstüne gelen topları bile ağlarında gördü. Fakat hala Türkiye'nin en başarılı kalecileri arasında gösteriliyorlar.

Trabzonspor Onur'a güvenerek yıllar sonra Milli Takım kalesini Fenerbahçe'nin tekelinden almaya çok yaklaştı. Çünkü Onur takımının kendisine duyduğu güvenle hergün kendisini biraz daha geliştiriyor. Ne zaman ki kalecilerimize yeterli güveni ve sabrı göstermeye başlarız o zaman ligimizde milli takım düzeyinde oynayabilecek pek çok yerli kalecimize olmaya başlar. Ama eğer genç kalecilerimize yeterli güveni veremezsek o zaman elimizde ki olanlarla yetinmek zorunda kalırız ve yenilerini, daha yeteneklilerini yetiştiremeyiz.
Diğer yandan da kaleci takımın en önemli elemanlarından biri konumundayken, dünya devi olarak lanse edilen takımlar sabit bir kalecinin etrafında oluşan takımlar şeklinde kuruluyken, kalecilerine güvenmeyen, her transfer döneminde farklı bir kaleci transfer eden bir takımında uzun süreli periyodda başarılı oturmuş bir yapıya göre de daha zor olur.

Casillas, 9 Ekim'de oynana Sevilla maçında 2 tane %100'lük golü çıkarttı, belkide dünyada eşi benzeri olmayan 2 kurtarış yaptı. Fakat aynı Casillas sadece 12 gün sonra Milan karşısında büyük bir hata yaparak takımının geriye düşmesine neden oldu. Fakat hatalı bir gol yemiş olması asla Casillas'ın dünyanın sayılı kalecileri arasında olduğu gerçeğini değiştirmedi.
Sonuçta kaleciler hala futbolda takımlarının en büyük unsurlarından biri olmaya devam edicekler. Çünkü ne kadar iyi bir defansınız olursa olsun, rakibi kalenize yaklaştırmasanız bile, kaleye doğru giden bir şutun her zaman gol olma ihtimali vardır ve o golü engelliyebilecek tek kişi de kalecidir. Fakat aynı şekilde bir golcü onlarca gol kaçırıp bir tane attığında omuzlarda taşınırken, bir kaleci onlarca gol kurtarıp bir tane hatalı gol yediğinde yerin dibine sokulmaya devam edicektir.

9 Ekim 2009 Sevilla - Real Madrid


21 Ekim 2009 Real Madrid - AC Milan

7 Nisan 2010 Çarşamba

1 Nisan 2010 Perşembe

Çizmeyi Aştı!


Balotelli bu sene oynadığı futboldan çok saha dışındaki hareketleriyle konuşuluyor.Daha önce çocuklara Milanlı olduğunu söylemiş, daha sonra Mourinho hakkında bazı ifadeler kullanmıştı.Taraftarlar Balotelli'ye tavır almışlardı.Şimdi ise İnter'in ezeli rakibi Milan'ın forması giyen Balotelli'ye karşı ne yapılıe bilinmez ama şu gerçek ki Balotelli sezon sonu İnter'den ayrılacak.Bundan birkaç hafta önce sezon sonu ya Balotelli ya da Mourinho gider deniliniyordu.Bu son olaydan sonra gidicek isim belli oldu.Balotelli... Balotelli nereye gider diye sorarsanız büyük ihtimalle Milan'a gider.Peki bu saha dışı olaylarına devam eder mi bilinmez ama eğer tekrarlarsa bu sefer başlıkta olduğu gibi gerçekten 'çizmeyi' aşacaktır.

Balotelli Milan forması giyerken;


25 Mart 2010 Perşembe

Milan'da Yaşlanmak İstiyorum


"İki şeyden çok eminim. Birincisi, ömrümün sonuna dek Milan'da kalmak istiyorum. Milan formasıyla Avrupa'da en çok gol atan oyuncu olmak istiyorum. Milan artık hayatımın bir parçası. Ancak ikinci emin olduğum şey, bu sezon gibi bir sezonu bir daha yaşamak istemediğim. Devamlı oynamak istediğimi söylemiyorum, garanti istemiyorum, ancak pozisyonumun ne olduğunu bilmeliyim. Kulüp için hâlâ önemli olduğumu hissedersem kalırım."

Filippo Inzaghi

11 Mart 2010 Perşembe

Efsaneye Saygı

Old Trafford'da ki ManU - Milan maçı hiç kuşkusuz Beckham için ayrı bir öneme sahipti. Yıllar sonra yeniden Old Trafford'a ayak basmıştı ve bu sefer üzerinde kırmızı ManU forması değil, siyah Milan forması vardı.
Fakat ManU'lu taraftarlar efsanelerini unutmamışlardı. Oyuna girdiği 64. dakikada tribünler ayağa kalktı, 75bin taraftar sanki Beckham kendi takımları için oyuna giriyormuş gibi O'nu ayakta alkışladı. Tribünlerde ise "Evine hoşgeldin Beckham" pankartı açarak İngiliz oyuncuya destek verdiler. Çektiği etkili bir şutla ManU kalesinde gol aradığında ise, Beckham kendi kalelerine değilde, rakip takımın kalesine saldırıyormuşcasına desteğine devam eden taraftarlar, hangi forma altında olursa olsun takımlarının efsanesi haline gelmiş Beckham'ı hala sevdiklerini gösterdiler.

Kesinlikle her futbolcunun birgün olmak isteyeceği budur: Üzerinde ki formaya bakılmaksızın efsane olarak kalmak ve desteklenmek.

23 Aralık 2009 Çarşamba

UEFA Şampiyonlar Ligi Eşleşmeleri



Şampiyonlar Ligi'nde 2. tur eşleşmeleri belli oldu.Eşleşmeler sonucunda 8 tane heyecanlı geçmeye aday maç ortaya çıktı.Biraz geç de olsa isterseniz sırayla eşleşmelere bakalım.

  • Stuttgart-Barcelona

Stuttgart gruplarda kötü performans göstermesine rağmen son maçta grubun flaş takımı olan Urcizeni'yi farklı mağlup ederek gruptan 2.olarak bir üst tura çıktı.Açıkça söylemek gerekirse Urcizeni daha çok haketmişti.Stuttgart'ın bu seneki oyununda geçen seneye nazaran gözle görülür bir şekilde düşüş var.Hem Bundasliga'da hem de ŞL de kendilerinden beklenmeyen bir oyun ortaya koydular.Bunda belki Mario Gomez'in gitmesi neden gösterilebilir.Gruptan bir şekilde çıktılar ama 2.turda hiç istemedikleri bir takımla eşleştiler.Bir sezondaki tüm turnuvalarda mutlu sona ulaşan, hem bireysel hem de takım olarak birçok ödül alan Barcelona ile mücadele edecekler.En azından güçlerinin yettiği kadarıyla.Bu eşleşme hakkında daha fazla söz söylemeye gerek yok.Barça kesin favori olarak gözüküyor.

İlk maç 23 Şubatta Mercedes-Benz Arena'da, ikinci maç ise Nou Camp'ta 17 Martta oynanacak.

  • Olympiakos-Bordeaux
Her iki takım da herhalde bu kurayı beğenmişlerdir.O kadar dişli ekiplerden çeke çeke birbilerini çektiler.Olympiakos biraz da grubunun zayıflığından yararlanarak gruptan çıktı.Bordeaux ise Juventus ve Bayern Münich gibi zorlu iki ekibin önünde grubu 1. tamamlayarak 2.tura çıktı.Bordeaux bu sene hem Ligue 1 de hem de ŞL de güzel futbol oynuyor.O gruptan çıktıktan sonra 2.turda Olympiakos ile eşleşmek Bordeaux için bir fırsat.Bu fırsatı geri çevirmeyeceklerdir.

İlk maç 23 Şubatta Karaiskakis Stadyumu'nda, ikinci maç ise 17 Martta Stade Chaban-Delmas oynanacak.


  • Inter-Chelsea
Geldik oynanacak her iki maçın da birbirinden zevkli, kıran kırana olacağı mücadeleye.Daha önemlisi teknik adamların söylemleri ön plana çıkacak bir eşleşme.Bir tarafta Jose Mourinho diğer tarafta Carlo Ancelotti.Bu eşleşmeden o kadar hikaye çıkar ki.Jose ve Carlo İtalya'da birçok kez karşı karşıya geldiler.Her maç öncesi birbirlerine güzel(!) şeyler söylediler.Sonra Carlo, Jose'nin Premier Lig'de başarılar kazandırdığı ama bir türlü Şampiyonlar Ligi'nde başarı kazanamadığı ve bu yüzden gönderildiği eski takımı olan Chelsea'nin başına geçti.Eğer Chelsea bir üst tura çıkarsa Jose geçmiş dönemlerdeki yaşadığı sıkıntıdan kurtulamamış olacak ve iyice ezilecek, yok eğer Inter çeyrek finale çıkarsa o zaman Jose'nin havasından geçilmez.Hem Chelsea'ye bir mesaj yollamış olur hem de Carlo'ya.Bakalım yüzü gülen kim olacak.Heyecanla bekliyoruz.

İlk maç 24 Şubatta San Siro'da, ikinci maç ise 16 Martta Stamford Bridge'de oynanacak.


  • Bayern Münich-Fiorentina
İki denk takımın mücadelesine sahne olacak bir eşleşme.Birbirlerinden fazla bir farkları yok.Bayern bu sezona istediği gibi başlayamamıştı.Daha sonralarında biraz düzelme var ve grupta son maçta Juve'yi yenerek gruptan çıktı.Liverpool'un baş belası olan Fiorentina beklenmedik bir şekilde gruptan çıkmayı başardı.Bu eşleşmeden sonra çeyrek final oynama şanslarını yüksek buluyorum.Diğer taraftan Bayern bir diğer İtalyan takımını da saf dışı bırakabilir.

İlk maç 17 Şubatta Allianz Arena'da, ikinci maç ise Stadio Artemio Franchi'de 9 Martta oynanacak.


  • CSKA Moskova-Sevilla
Sevilla rahat bir gruptan eli kolunu sallaya sallaya çıktı.Kaliteleri tartışılmaz.Hücum hatları oldukça kuvvetli.CSKA ise biraz da Beşiktaş'ın yardımıyla gruptan 2. çıkarak bir nevi sürpriz yaptı.CSKA ilginç bir takım.Kadroya baktığınızda öne çıkan bir oyuncuları yok ama takım olarak iyi işler yapıyorlar.Her an ne yapacağı belli olmayan bir takım özelliğine de sahip CSKA.Bu özelliği CSKA'yı çeyrek final yolunda bir adım öne çıkartabilir.Çünkü Sevilla hiç umulmadık maçlarda zorluk yaşıyorlar ve puan kaybedebiliyorlar.CSKA bu durumdan faydalanabilir ama yüksek bir oran değil bunun gerçekleşmesi.

İlk maç Luzhniki Stadı'nda 24 Şubatta, ikinci maç ise Ramon Sanchez'de 16 Martta oynanacak.


  • Lyon-Real Madrid
Real Madrid bu sezonki transferleriyle bir anda Şampiyonlar Ligi'nde favoriler arasındaki yerini iyice sağlamlaştırdı.Kadroya baktığımızda rakip takımların çekinmemesi mümkün değil.Ama bu takımın alt liglerde oynayan bir takıma kupada elenmesini görünce yenilmez olmadığını görüyoruz.Lyon bu sene ligte biraz sıkıntılı.Bazı maçlarda iyi oynuyorlar bazı maçlar ise öyle bir sonuçla bitiyor ki şaşırmamak elde değil.Eğer bu sene Real o transferleri yapmamış olsaydı Lyon derdim ama Lyon'un bir yere kadar zorlayacağını düşünüyorum.Sonrasında ise Real tur vizesi alır, yolunu devam eder diyorum.

İlk maç Stade de Gerland'da 16 Şubatta, ikinci maç ise 10 Martta Barnebau'da oynanacak.


  • Porto-Arsenal
Keyifle beklediğim bir eşleşme.Wenger genç kadroyla birşeyler başarma yolunda senelerdir devam ediyor.Bazen istediği verimi alamıyor ama hala o hedefe gitme konusunda istekli.Bu sene de takımı formda.Yaş ortalamasına bakıldığında oldukça gençler.O kadarki bir maçta Wenger 19 yaş ortalaması olan bir takım çıkardı sahaya.Rakip takımın teknik adamı sitemde bulunarak bu işi iyice çoluk çocuk oyununa döndürdüler dediğini anımsıyorum.İşte bu genç ekip Porto gibi mücadele gücü fazla olan bir takıma karşı biraz zorlansalar da geçeceklerini düşünüyorum.Porto'ya bir şans vermiyorum açıkcası.

İlk maç Estadio Drago'da 17 Şubatta, ikinci maç ise 9 Martta Emirates'de oynanacak.


  • Milan-Manchester United
Dev bir eşleşme daha.Manchester C.Ronaldo'yu kaybettikten sonra nasıl bir futbol oynayacakları merak konusuydu.Beklenilenin aksine gayet iyi oynuyorlar.Özellikle Ryan Giggs faktörünü belirtmek istiyorum.Genç(!) yaşına rağmen inanılmaz oynuyor.Bu sezon alınan Valencia da iyi uyum sağladı.Manu herşey iyiy gidiyor.Milan ise lige kötü bir başlangıç yapmıştı.Daha sonra bir seri ile durumu düzelttiler.Her ne kadar Seria A'da 2.sırada olsalar da o kadronun yeterli olmadığını düşünüyorum.Hep şu söylenir:Takımın yaş ortalaması ne kadar yüksekse başarı o kadar yakındır.Milan bunu biraz abartmış durumda.30 yaşın altında neredeyse kimse yok.Bir Pato var o kadar.O kadro lig için yeterli görülebilir ama Şampiyonlar Ligi gibi tempolu ve yüksek mücadelenin olduğu bir ligde kesinlikle başarıyı yakalayamazsınız.Yıllardır aynı isimler oynuyor ve herhangi genç yeteneğe denk gelmemiz olanaksız.Milan'ın bir değişikliğe gitmesi gerekir diye düşünüyorum.Bu eşleşmenin favorisi Manu'dur.

İlk maç San Sİro'da 16 Şubatta, ikinci maç ise Old Trafford'da 10 Martta pynanacak.

8 Aralık 2009 Salı

Fatih Terim vs Kötü Anlar


Fatih Terim kuşkusuz Türk futbolunun, kimsenin kesinlikle kayıtsız kalamayacağı aktörlerinin başında geliyor. Herkesin tanıdığı bildiği, ama kiminin çok sevip, kiminin nefret ettiği bir karakter. Gelgelelim bütün artıları ve eksileri toplayıp çıkardığımızda, kuşkusuz ortaya açık bir gerçek çıkıyor: Terim, Türk futbol tarihinin en yüksek kariyerli teknik direktörü.

Milli Takım'ı ilk kez Avrupa Şampiyonası'na taşıyan, Galatasaray'a UEFA Kupası'nı getiren, Milan gibi bir takımı çalıştırma şansı elde edebilen ve yine Milli Takım'la Avrupa Şampiyonası yarı finalisti olan hep O. Bu önemli başarıların altında, Fatih Terim'in imzası yatıyor.

Ben de Fatih Terim'in en kötü anları neler, küçük bir araştırma yaptım.Araştırma sonucunda birçok an buldum ama bunların sadece 5 ini yayınladım.İşte Fatih Terim'in teknik direktörlük kariyerindeki en kötü 5 ânı:

1-EURO 1996



Aslında İngiltere'de düzenlenen 1996 Avrupa Şampiyonası, Türk futbol tarihi açısından büyük önem taşıyor. Zira Türkiye, eleme grubundan zor da olsa çıkabilmiş ve tarihinde ilk kez bir Avrupa Şampiyonası'nda boy gösterme imkânı bulmuştu. Gelgelelim Fatih Terim'in kariyerindeki bu ilk zirve, bir hayli büyük bir hüsranla noktalanmıştı. Türkiye, D Grubu'nda Hırvatistan, Portekiz ve Danimarka'nın rakibi olmuş, üç maçta sırasıyla 1-0, 1-0 ve 3-0'lık yenilgiler alarak turnuvaya puansız veda etmiş, 1 gol bile atamadan eve geri dönmüştü.

2-Belçika Beraberliği



Türkiye'nin 2010 Dünya Kupası'na katılamamasıyla sonuçlanan süreçte birçok maça dikkat çekilebilirdi. Ancak 10 Eylül'de Belçika içeride alınan 1-1'lik beraberlik, diğerlerinin arasından bir nebze öne çıkıyor. Zira kesinlikle kazanılması gereken ve iki takım arasındaki güç farkı, maçın iç sahada oynanması gibi faktörler de gözönüne alındığında, puan kaybıyla noktalanması en beklenmedik olan maç buydu. Diyebiliriz ki Bosna Hersek, bu maçtan başlayarak grupta, Türkiye karşısında avantajlı bir konuma yükselmeye başladı ve o konumunu da bir daha hiç kaybetmedi.

3-Torino Yenilgisi

6 Kasım 2001 günü İstanbul'da bir otelde "Takımdaşlık konferansı" veren Fatih Terim, aynı saatlerde Milano'da yapılan acil yönetim kurulu toplantısından habersizdi. Konferanstan çıkan Terim, yardımcılarından kötü haberi aldı: Galliani-Berlusconi ikilisi, 4 Kasım'da yaşanan 1-0'lık Torino yenilgisinin ardından kendisini Milan'dan uzaklaştırmışlardı. Terimli Milan daha önce de Bologna, Venezia gibi takımlarla ligde kendi sahasında berabere kalmış, Perugia'ya yenilmişti. Takımın İtalya Kupası'ndan da ilk turda elenmiş olduğunu göze alan yöneticiler, 6 Kasım tarihinde Terim'i görevden aldılar. Aynı Terim, kaderin cilvesi bu, yalnızca 1 yıl sonra aynı gün, yani 6 Kasım'da, bu kez başka bir kâbus görecekti. Ona da birazdan geleceğiz.


4-İsviçre Maçı




Ersun Yanal'ın gönderilmesinin ardından büyük umutlarla yeniden Milli Takım'ın başına getirilen Fatih Terim, takımı önemli ölçüde toparlamış ve Almanya'da düzenlenecek 2006 Dünya Kupası öncesinde play-off turuna yükseltmişti. Bu turda İsviçre'yle eşleşen Türkiye, deplasmanda oynadığı ilk maçı 2-0 kaybederken, soyunma odalarında yaşanan bazı tatsız olaylar, Türkiye'de çok büyük tepki toplamış, 16 Kasım 2005 günü Şükrü Saraçoğlu'nda oynanacak rövanş maçına bu duygularla çıkılmıştı. Türkiye, oldukça çekişmeli geçen maçı 4-2 kazanmasına karşın, kendi sahasında yediği goller nedeniyle evde kalan taraf olmuştu. Bu başarısızlığın ardından ilk maçta yaşanan olayların da hırsını üzerlerinde taşıyan futbolcular, teknik ekip sorumluları, soyunma odalarında, hattâ sahada, rakiplerine karşı son derece çirkin davranışlarda bulunmuş, saldırmışlar ve Türkiye, FIFA'nın aldığı bir kararla, Avrupa Şampiyonası Elemeleri sürecindeki 6 iç saha maçını tarafsız sahada oynama cezası almıştı. Ceza daha sonra 3 maça kadar indirildiyse de, yaşanan olayların sorumluluğu, futbolcularının ve yardımcılarının sakin olmalarını engelleyemeyen Fatih Terim'e atfedilmişti.


5-Tarihi Yenilgi:6-0



Galatasaray'ı üst üste 4 yıl şampiyon yapıp UEFA Kupası'nda zafere taşıyan Fatih Terim, 2001-2002 sezonunu şampiyon kapatan; ancak yine de Teknik Direktör Mircea Lucescu'yla yollarını ayırmayı tercih eden Galatasaray'ın bir kez daha hocalığına soyundu. 6 Kasım 2002 günü Türkiye'nin 'Clasico'sunda Fenerbahçe deplasmanına çıkan Cimbom, aslında o âna kadar çok da kötö götürmediği ligde şok bir yenilgiyle karşılaştı. İlk yarısı Tuncay ve Ortega'nın golleriyle 2-0 Fenerbahçe lehine kapanan maçın 58. dakikasında Ortega kırmızı kart görmüş ve Fenerbahçe için maç bir anlığına riske girmişti. Ancak ilerleyen dakikalarda Serhat'ın iki golü, Ceyhun'un sayısı ve Ümit Özat'ın perdeyi kapatan plasesiyle maç 6-0 sonuçlanmış, Fenerbahçe takımı, ezelî rakibi Galatasaray karşısında ilk kez bu denli farklı bir üstünlük kurmuştu.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails