elano etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
elano etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Kasım 2010 Cuma

Misimovic ve Hagi

Galatasaray'dan gündeme bomba gibi düşen bir açıklamayla Misimovic'in kadro dışı bırakıldı. Zaten böyle bir olayın olacağı haftasonunda Hagi'nin yaptığı açıklamadan da belliydi, "kiralık futbolcu istemiyorum", kastettiğinin İnsua değil de Wolfsburg ile yapılan ilginç anlaşmanın maddeleri nedeniyle Misimovic olduğu zaten konuşuluyordu.
Misimovic'in kadro dışı bırakılmasını irdelerken, öncelikli olarak takımdaki kötü gidiş nedeniyle kadro dışı bırakılması gereken kişinin Misimovic mi olması gerektiğine bakalım.

Galatasaray'da bu sezonun en çok eleştirilen isimlerin başında; Servet, Ayhan, Kewell, Mustafa Sarp, Hakan Balta geliyor. Aslında bir bakıma takımın savunma yükünü çeken kısımları Galatasaray'ın en çok ve acımasızca eleştirilen kısmı. Özellikle Galatasaray'ın son haftalarda yediği gollerin pek çoğunda Servet'in bireysel yeteneği (!) söz konusu. Takımın formsuz gözüken isimlerinden Elano ve Misimovic ise; Elano takıma Dünya Kupası yorgunluğu ile katıldı ve pozisyon olarakta alışık olmadığı bir mevkide oynatılmasına rağmen herkes Elano'dan sürekli asist yapmasını ve gol pozisyonuna girmesini, Dünya Kupasında ki ve daha önce Avrupa'da adının geçtiği dönemdeki Elano gibi olmasını, bekliyor.
Misimovic konusu da aslında Elano konusundan pek farklı değil; Galatasaray, Avrupa Ligi'nde devam etme ümidi taşırken, Avrupa'da iddaalı olmak adına takımı güçlendirme çalışmaları içinde transferi başlatıldı, fakat Misimovic Galatasaray'a imza attığında takım çoktan Avrupa Kupalarına veda etmişti ve lig de başlamış durumdaydı. Wolfsburg'da önünde Dzeko ve Martins gibi iki adam varken attığı ara toplarla takımını pozisyona sokan ve sürekli asist yapan Misimovic, Galatasaray'da, Baros'unda sakatlığı sonrasında, önünde forvet orjinli bir oyuncu olmadan sahaya çıktı ve genelde alışık olduğu mevki olan forvetlerin arkasında merkezde oynamak yerine sol kanatta tercih edildi.
Zaten Galatasaray'ın elinde Kewell, Arda, Elano, Pino varken Misimovic transferi en başta da göz boyamak taraftarın ilgisini yönetimin üzerinden çekmek amaçlı yapılmış bir transfer görünümündeydi.

Gelelim neden kadro dışı bırakılan kişinin Misimovic olduğuna, gerçekten de bütün suç Misimovic'te miydi ?
Hagi gerçekten bütün kötü gidişin sorumlusunun Misimovic olduğunu düşünüyorsa, basit bir hamleyle Misimovic'i yedek klubesinde yanına oturtur ve Misimovic'ten bağımsız olarak kafasındaki takımı sahaya sürerdi. Peki Hagi ne yaptı, Misimovic'i kadro dışı bıraktı. Bunun altında büyük ihtimalle taktiksel sebeplerden ziyade takım içinde yarattığı bazı problemlerin olması daha muhtemel. Fakat takım içinde sürekli bir form düşüklüğü ve uyumsuzluk varken, faturanın daha takıma adapte olamamış ve başarısızlıktan başka birşey görmemiş olan yeni transfere kesilmesi, insanı altında başka sebepler aramaya itiyor.
Altından çıkartılabilecek en makul sebep ise şu şekilde; yönetim Rijkaard'dan sonra, sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer mantığıyla Hagi'yi getirdi. Rijkaard gibi kendi bildiğini okuyan bir teknik direktör yerine gelen Hagi, yönetim ile ortak hareket ederek; hem takımı gelecek sene için hazırlıyacak, hemde takım içinde ki revizyon yönetimin istediği ve takımın kazanç sağlıyacağı şekilde gerçekleşecekti. Yani Hagi bu sezonun sonuna kadar yönetimin istediği doğrultuda kararlar alıp, yönetim üstündeki baskıyı hafifleticek, seneye de yeni oluşturulan kadro ile bu sezondan hazırlayacağı bir taktik oturtup yoluna devam edecekti.

Misimovic'in kadro dışı bırakılması da aslında bu olaylar zincirinin ilk halkası; göz boyamak için ve takımın şiddetle ihtiyaç duyduğu tipte bir oyuncu olmamasına rağmen transfer yapılan Misimovic transferinin yanlış olduğu biliniyordu. Yönetim bu sebeple Misimovic'in sözleşmesindeki taksitler ödenmezse Misimovic Wolfsburg'a geri döner maddesini kullanma kararı aldı. Fakat sezon sonuna kadar kadroda tutup oynatıp sonra Wolfsburg'a geri yollamak da transfer hatasını kabul etmek manasına gelecekti ki zaten eleştiri oklarının hedefinde olan Galatasaray yönetimi için bir darbe daha olmuş olacaktı. Bu sebeple Misimovic, saha dışı hareketleri nedeniyle kadro dışı bırakıldı, büyük ihtimalle devre arasında olmazsa sezon sonunda Wolfsburg'a takıma uyum sağlıyamadığı ve sorun yaşadığı gerekçeleri öne sürülerek geri gönderilecek.

Galatasaray yönetimi bu hamlesinin altından kalkabilirse eğer, bir taşla iki kuş vurmuş olucak. Hem Hagi'nin otoritesi olduğu ve takım içinde hayati kararlar aldığını medyaya göstermiş olacaklar, hem de hatalı yapılmış bir transfer hamlesinden minimum zararla kurtularak, bir sonraki transfer dönemi için bütçe yaratılmış olunacak.

20 Ekim 2010 Çarşamba

Rijkaard Giderken

Ankaragücü maçının ardından konuşulmaya başlanan, dün yapılan yönetim kurulu toplantısında karar bağlanan; Rijkaard'ın gönderilmesi, bugün resmi olarak duyuruldu. Geçen sezonun başında devrim yapması için getirilen, sezon başında Adnan Polat'ın ne olursa olsun arkasındayız dediği Rijkaard bugün itibariyle görevinden ayrılmış oldu.

Rijkaard'ın gönderilmesinin sebeplerini iki açıdan incelemek lazım, Rijkaard'ın sebep oldukları, yönetimin sebep oldukları.
2 sezon önce Skibbe'nin yollanması ve ardından Bülent Korkmaz'ın başa geçmesi ve takımın ligi 5. sırada bitirmesinin ardından, takıma sistem oturtacak, 2000 sonrasında yaşanan birikmiş sorunların üstesinden gelecek ve takıma uzun yıllar hizmet edebilecek bir teknik adam arayışı sonrasında Rijkaard, o günün koşullarında Galatasaray için ideal bir teknik direktördü.

Rijkaard geldiğinden beri bazen haklı, bazen haksız şekilde çok fazla eleştiri aldı. Bu eleştirilerin sebebi de kendisinden beklentinin fazla olmasıydı.
*Rijkaard'ın ilk yanlış hamlesi 4-3-3 diretmesi oldu, geçmişte oynattığı tüm takımlarda bu sistemi oturtan, bu sistemle Roterdam'ı küme düşüren fakat Barcelona'yı şampiyon yapan bir hocaydı. Ligi yeteri kadar incelemeden, elindeki oyunculardan bu taktikle ne kadar verim alabileceğini hesaplamadan körlemesine bu taktiğe girişti ve başarısız oldu.
*Geldiği ilk zaman, kampı kaldırdı. Çünkü profesyonel futbolcuların kamp olmadan da yeterli disiplin içinde olacaklarına ve taktiksel olarak hazır olacaklarına inanıyordu.Barcelona da olay belki böyleydi ama Türkiye'de profesyönellik algısının farklı algılanması ve insanların sürekli işten nasıl kaytarırım düşüncesinden dolayı, kampsız sistem oyuncuların disiplinleri açısından sorun yaratma potansiyeline geldi, üstüne medya baskısı da eklenince kamp sistemine geri dönüldü.
*Barcelona'da zamanında yaptığı, kangreni sorunlu bölgeyi tespit edip ne pahasına olursa olsun kesme işini düzgün yapamadı. Aslında bunu Barcelona'da da son sezonunda verimli yapamamasından dolayı Barcelona'dan ayrılışı hızlı olmuştu. Takım içinde ki sorunlu ve gruplaşan oyunculara ulaşamadı bu sorunları temizliyemedi. Yönetimi bazı oyuncuları kayıran yapısından dolayı da bu konularda yönetim baskısı yedi.
*Bir türlü düzgün bir tercümanla çalışamadı, söyledikleri sürekli yanlış çevrildi, yanlış çeviriler süpekülasyon yarattı boş yere medya baskısıyla karşılaştı. İstediğini bir türlü dile getiremedi, değişen tercümanıyla birlikte bu seferde tercüman bazı yerleri değiştiriyor iddaaları ortaya atılıp yüklenilmeye devam etti.
*Medya tarafından babası öldüğü için bile eleştirildi. Cenaze töreni için aldığı izin için bile suçlanıcak duruma geldi.
*1,5 yıl takımın başında kalmasına rağmen bir türlü sistemi oturtamadı, takımın belirli bir diziliş içinde, istenilen şekilde oynadığı maç sayısı 2 elin parmaklarını geçmedi.
*Takım hep motivasyon açısından geride kaldı, 1-2 futbolcu dışında istekli oynayananın olmadığı çok maçlar oynattı. Görünen bir sorun olmasına rağmen bir türlü bu soruna neşteri vuramadı.

Rijkaard'ın; Galatasaray geçmişine baktığımız da, yönetimin hamlelerini bir kenara koyarsak eğer; beklentinin çok altıdna kaldığını görüyoruz. Takımın bir türlü düzgün top oynamadığı, üst üste 3 pas yapamadığı, düşük motivasyon içinde kendi kendine eridiği, futbolcuların aralarında sorunlu olduğu ... bir dönem. Barcelona'da izlettirdiğinin yarısını bile Türkiye'de izlettiremedi. Evet bunda yönetimin hatalarının payı da var fakat, Rijkaard'da hiç bir zaman Süper Lig'e uygun hamleler yapamadı, başarısızlığı göz önünde olmasına rağmen sisteminden ödün veremedi. Akla ister istemez Barcelona'da O'nun bu kadar başarılı olmasını sağlayan şey sadece kadroymuş, demek ki Rijkaard gözümüzde büyüttüğümüz kadar başarılı değilmiş düşüncelerini getirdi.

Yönetimin hiç mi hatası yoktu; aslında başarısızlığa giden yolda en büyük hataları yönetim yaptı, Rijkaard da bu hataları düzeltemedi.
*En başında, teknik direktörümüz böyle yapıyorsa haklıdır, arkasındayız diyemedi ve kamp sisteminin devam etmesi için baskı yaptı.
*Yanına bir türlü düzgün tercüman veremedi.
*Medyada özel hayatının bile eleştirildiği dönemde hiç kimse çıkıpta, teknik direktörümüzün özel hayatının takımıza olumsuz etkisi yoktur diyemedi.
*Takım içinde otoritenin sahibi olması gerekn kişi Rijkaar'ken sürekli Arda önplana itildi.
*Takımın sorunlarına yönelinceğine, medyada çıkan her eleştiriye Aslantepe cevabı verilerek sürekli göz boyaması yaptılar.
*Fakat yönetimin en büyük hatası transfer konusunda oldu ki takımın aslında şu an başarısız olmasının en büyük sebebi de yapılan yanlış transferler ve lüzumsuz transferler oldu.
-Takımın Baros'un da sakat olduğu bir dönemde, yabancı hakkı açılamsı için yedek forvet Nonda gönderildi. Yerine Avrupa maçlarında oynamayacağı bilinmesine rağmen Jo kiralandı, zaten özel hayatı sorunlu olduğu için EPL'de sorun yaşıyan Jo, kiralık geldiği ülkemizde de disiplin sorunları gösterince başarılı olamadı, takımı forvetsiz bıraktı.
-Kewell'in sakatlığı sonucu, kanat adamı olmaması nedeniyle Dos Santos kiralandı. Yarım sezonda pek büyük varlık gösterememiş olmasına karşın yinede yeteneği olduğunu göstermeyi başardı, Rijkaard istemesine rağmen, opsiyonu kullanılıp transfer edilmedi.
-Takımı ileri taşıyan, fizik gücüyle rakibi yıpratan Keita disiplin sorunları nedeniyle gönderildi. (Rijkaard'ın bu konuda kalmasını isteyip istemediği hakkında pek bilgim yok) Yerine Fransa'da disiplinsizliği nedeniyle eleştirilen, sürekli uzun süreli sakatlık geçirme riski olan Pino alındı, verimsiz oldu.
-De Santis, Rijkaard gelmeden gönderilmişti, yerine Leo Franco alındı. Kalede mucizeler(!) yarattı. Leo Franco'dan sonra yeni sezona yerli kaleciyle devam etme kararı alındı, kalede beklenen performans alınamadı. (Rijkaard'ın kaleci istemiyorum, elimizdekiler gayet iyi dediğini de hatırlatmak lazım bu konuda)
-Servet'in yanında, adı cam adama çıkan Gökhan Zan alındı, sakatlığı nedeniyle bir türlü düzenli forma giyemedi.
-Beklere yedek transferi yapılmadı, Sabri ve Hakan Balta'nın sakatlıklarında takım bek konusunda büyük sıkıntı yaşadı. Daha sonra olaylı bir şekilde alınan Ali Turan bu mevkide adeta yokları oynayınca, kanat ataklarında takım dağıldı.
-Ortasahaya savaşçı ve oyunu iki yönlü oynayabilecek adam alınmadı. Mustafa Sarp, Ayhan Mehmet Topal, 3 defansif orta saha gibi oynadı, ilerinde katkı veremedi. Loric Cana savaşçı ortasaha olarak alındı, istenilen performansı veremeyince Rijkaard'ın gözüne giremedi, Karabük maçında daha ilk yarının ortasında oyundan alındı.
-Lincoln sonrası oyun kurucu, takımı ortasahadan ileri taşıycak eleman olsun diye Elano transfer edildi, Brezilya milli takımında döktüren Elano, Türkiye'de döküldü. Mental problemlerinin üzerine gidilmedi, oyuncu kendi haline bırakıldı.
-Elde Elano olmasına rağmen, Misimovic transferi yapıldı, Elano'dan alınamayan verim, Misimovic'ten de alınamaz oldu, takım resmen Elano'yu aradı.
-Baros'un yedeği olarak, Mehmet Batdal alındı. Süper Lig tecrübesi olmayan, 1.ligden gelen oyuncu, takımı taşıyacak forvet kimliğinin çok uzağında kaldı.
-Beşiktaş'ta tutunamayan ve başarılı olamayan Serdar Özkan bonservisi olmadığı için transfer edildi. Beşiktaş döneminin üzerine hiç bişey koymamış olarak Galatasaray'da da yokları oynadı.

Sonuç olarak uzun bir aradan sonra ilk defa transfer için kesenin ağzını bu kadar açan Galatasaray, yaptığı yanlış transferler takımı ileri götüreceğine geriye götürmüş oldu. Daha önce Gerets döneminde eldeki ortalama oyunculara rağmen başarıyı gören taraftarlar da kaliteli kadroya rağmen başarı gelmeyince, Rijkaard'ın gönderilmesi için tribünden bağırmış ve sonuçta amacına ulaşmış oldu.

Rijkaard'ın yerine gelecek isim şu an büyük ihtimalle Fatih Terim gibi duruyor. Daha önce Lucescu takımı şampiyon yapmasına rağmen, Fatih Terim gelsin diye gönderilmişti ve Fatih Terim'in 2. dönemi kesinlikle tam bir fiyasko olmuştu. Şimdi Rijkaard gidiyor ve Fatih Terim, 3. dönemine hazırlanıyor. Galatasaray'da beklenen devrim ise şimdilik bitmiş gibi duruyor.

3 Temmuz 2010 Cumartesi

Dunga'nın İntiharı ve Hollanda Brezilya Maçı Üzerine

Konfederasyon Kupasında, izleyenlere güzel bir futbol sunan Dunga'nın Brezilya'sı, Dünya Kupası önceside en büyük favorilerden biriydi. Brezilya zaten tarihte katıldığı tüm turnuvalarda favoriler arasıda olduğu için aslında bu yadırganacak bir durum değildi. Dunga'nın Dünya Kupası öncesi, takımı için bahsettiği oyun düzeni ise; Avrupa'yı yakalayacak daha Avrupai bir oyun tarzıydı. Böylece önceki yıllarda gördüğümüz, teknik kapasitesi yüksek bayrak adamların bireysel şovlarıyla kazanılan maçlar yerine; sistemli, disiplinli bir Brezilya izleyeceğimizin haberini önceden almıştık.
Dunga daha takımı sahada göstermeden önce ilk şoku kadro seçimi ile yaşattı. Takımı hücuma dönük varyasyonlara sokabilecek yada tek başına maç çevirebilecek; Ronaldinho, Diego, Pato... gibi adamların hiç birini milli takıma çağırmadı. Bu kadro tercihi ile daha Afrika'ya ulaşmadan Maradona ile birlikte eleştiri oklarının hedefi haline gelmişlerdi. Zaten ilk başarısızlıklarında da bu tercihlerin başlarını ağrıtacaklarının da farkındaydılar.

Eskiden mottosu: en iyi savunma hücumdur olan, önde olduğu maçlarda bile hücum oynamaktan hatta önde olmasına rağmen ortasahadan oyuncu çıkartıp hücum oyuncusu almaktan çekinmeyen Brezilya ekolü, Dunga ile birlikte klasik Avrupa sistemi haline gelmiş olan savunmacı ortasaha ve önliberolar dünyasına dönmüştü.

Oyun sistemlerinde ki ilk eksik nokta Fildişi Sahili maçında kabak gibi ortaya çıktı. Brezilya 4-2-0-3-1 tarzı bir taktikle sahaya yayılmaya çalışmasıyla eski Brezilya'dan çok uzak bir görüntü çiziyordu.Hücum sırasında bile geride sürekli çakılı kalan oyuncular nedeniyle arkadan yeterli destek alamayan orta 3'lünün (Kaka-Robinho-Elano) yeteneklerine ve ilerde Fabiano'nun çırpınışlarına kalan gol umutlarıyla Brezilya akıcı bir oyundan çok aksak bir görüntü çiziyordu. Kanatsız bir sistem ve sürekli hareket halindeki 3 serbest forvet arkası şeklindeki diziliş kağıt üzerinde başarılı dursada oyun sisteminde bir türlü yeterli verime ulaşamıyordu. Bunun üzerine Elano'nun sakatlığıda eklenince Brezilya'nın sallantıda ki sistemi birden sekteye uğramış oldu.

Elano'nun sakatlığına ayrı bir parantez açacak olursak; Elano Brezilya için o mevkinin olmazsa olmazı değildi fakat serbest düzende, maç içinde; gerektiğinde kanatta, gerektiğinde merkezde, gerektiğinde ise forveti çiftliyecek adam pozisyonunda başarılı bir oyuncu. Eğer Dunga en azından bu mevkide oynatabileceği Ronaldinho, Diego gibi oyunculardan birini yedek klübesinde oturtuyor olsaydı sorun bu kadar büyümeyecekti. Fakat Elano'nun yerine forvet arkası-kanat mevkisine geçene Dani Alves o pozisyonda sürekli aksadı, arkadan top alıp öne taşımada sorunlar yaşadı. Ronaldinho'nun ölüsü bile o mevkide Alves'den daha etkili oynardı.

Ortasahası ikiye bölünük durumda olan ve bir türlü akıcı oyunla istediğini sahaya yansıtamayan Brezilya herşeye rağmen rakiplerini pek zorlanmadan eleyerek çeyrek finale kadar yükseldi. Buraya kadar gelmesinin en büyük sebebide geri 6lı. 4 defansın önünde Gilberto Silve ve Melo ile çift ön libero oynayan Brezilya, defansta sağladığı disiplinle en zayıf rakibine karşı bile süreki arkada 6 adam bekleterek rakiplerini durdurmayı başardı. Brezilya defansının araya atılan toplarda sorun çıkardığı belliyken bile uygun pozisyonlarda araya top atamayan rakipler sayesinde de sadece 2 gol yiyerek çeyrek finale gelmiş oldular.Çeyrek final eşleşmesi, Hollanda-Brezilya maçı, turnuvanın başından beri herkesin beklediği ayakta izlenebilcek kalitedeki maçtı. Her zaman hücuma dönük oyun yapıları ve dünyada total futbolun mimarı olarak gösterilmeleri ile herkesin gönüllerin şampiyonu olarak gösterdiği Hollanda; bu turnuvaya yine benzer bir mantalite ile gelmişti. Fakat daha önceki sistemden farklı olarak bu sefer ortasahayı biraz daha diri ve defansif tutmuşlardı ama yinede sistemlerinden ve seyir zevklerinden pek bişey kaybetmemiş durumdaydılar.

Diğer yandan Hollanda'yı taşıyan iki adam Sneijder ve Robben, Avrupada müthiş bir sezon geçirip dünya kupasına gelmişlerdi, fakat Brezilya'nın gol yollarındaki umudu olan orta 3'lüden Kaka sakatlıklar nedeniyle bir türlü düzenli forma giymemiş, Robinho uyumsuzluk nedeniyle kiralık olarak Brezilya'ya dönmüş ve Dani Alves'de sağ bekten bozma forvet arkası olarak sahaya çıkıyordu.

Bu şartlar altında başlayan maçta, ilk yarı tek kelime ile Brezilya fırtınası vardı. Dersine iyi çalışmış olan Brezilya, kanatlarda Robben ve Kuyt'ı ikili yardımlaşmalar ve kademelerle etkisizleştirip takımı Sneijder'e mahkum ettiler, ortasahada Sneijder'i de tehlikeli bölgelerde topla buluşdurtmamaya çalışarak Hollanda'yı hücum anlamında bitirdiler. Savunmada yaşanan sakatlıklar nedeniyle maça 36'lık Ooijer başlayan Hollanda'nın bu açığını değerlendiren Brezilya gölüde buldu.

2. yarının başlarında da film aynıydı. Hatta bu şartlar altında Brezilya 2. golü bulup, disiplini kaçırmazsa oyununu farkla süsliyebilecek anlayışada sahip gibi duruyordu. Fakat 53. dakikada Sneijder'in ortasında Melo ve Cesar'ın arasında yaşanan anlaşmazlık sonucu, Melo'nun kafasına çarpan top Brezilya ağları ile buluştu. Maça gelen beraberlik ile birlikte birden bütün dengeler altüst oldu.

Brezilya'nın oyun etkinliği azalırken, Hollanda yavaş yavaş istediği oyunu sahaya yansıtıp etkili olmaya başladı. Yenilen golden sonra takımının bozulan dengesine rağmen oyunun seyrini değiştirecek hamleyi bir türlü yapmayan Dunga, 2. golüde ağlarında gördü. Çalışılmış bir korner varyasyonunda, Sneijder rahat bir kafa vuruşuyla topu Brezilya ağlarına bıraktı.Zaten istediğini sahaya yansıtamadığı için stress altına girmiş olan Brezilya golüde yiyince sinirlenmeye başladı. 73. dakikada yere düşen Robben'e basan Melo kırmızı kart görünce Brezilya 10 kişi kaldı. Bu dakikalarda stresse giren ve 10 kişi kalan takımını rahatlatacak ve yeniden baskı kurmasını sağlayacak hamleyi bir türlü yapmayan Dunga, takımın daha da stresse girmesine sebep oldu. Son dakikalarda Hollanda'nın laubali bir şekilde harcadığı 1-2 pozisyon da golle sonuçlanmış olsa belkide Brezilyalı futbolcular ülkelerine dönmek için artık o kadar da hevesli olmuycakladı, fakat o atılamayan gollerden sonra Hollanda talihsiz bir gol yiyerek elenseydi de yıllarca konuşulacak bir hataya imza atmış olacaklardı.

Sonuç olarak yıllardır uyguladığı ekolü sadece ortasaha kurgusunu biraz daha defansif ve fiziksel olarak üstün bir şekle getiren Hollanda sisteminin meyvesini alırken, yıllardır taktik olarak en kötü halinde bile teknik oyuncularıyla fark yaratan Brezilya, Avrupalılaşma uğruna bir turnuvayı harcamış oldu.

27 Mart 2010 Cumartesi

Galatasaray-Fenerbahçe Derbi Analizi


Bugün sonucu merakla beklenen bir maç var.Türkiye'nin derbisi...Fenerbahçe-Galatasaray...Her oynanacağı zaman yılın derbisi diye nitelendirilir.Bu derbi gerçekten yılın derbisi olacak.Nedeni de cuma günü Bursaspor'un kaybetmesi ve Beşiktaş'ın kazanması.Bir anda şampiyonluk yarışı yeniden alevlendi.Beraberlik Galatasaray için bir nebze yetse de Fenerbahçe'nin isteyeceği bir sonuç olmaz.Çünkü Galatasaray bir rakibini altında tutmuş olacak.Fenerbahçe ise rakibini geçemeyerek şampiyonluk yarışında önündeki 3 takımı geçmesi gerekecek.Bu yüzden özellikle Fenerbahçe atak oynayacaktır.Galatasaray kontrollü başlayıp sonra hücum yapacaktır.İnşallah seyir zevki yüksek, fair-play açısından olumlu geçecek bir derbi olur.Özellikle 'Özhan Abi'nin ölümünden sonra oluşan sakin havanın derbide olumsuz görüntülerin çıkmamasını engelleyeceğini düşünüyorum.Hak eden kazansın diyelim ve isterseniz olası 11ler üzerinden bölge bölge oyunculara bakalım.




İlk olarak Volkan Demirel.Şu anda Türk kaleciler arasında en yetenekli kalecidir.Bazen inanılmaz hatalar yapsa da, inanılmaz goller yese de kalenizi güvenle teslim edeceğiniz kalecilerden biridir.Birçok derbide forma giydiği için derbi havasını iyi bilir.Özellikle Galatasaray maçlarına ayrı bir motive oluyordur.Bunu geçmiş Galatasaray maçlarından anlayabiliyoruz.Derbi tecrübesinden dolayı kalesini en iyi şekilde koruyacaktır.Şampiyonluğun kaybedildiği maçtaki gibi çıkışlar yapmaz en azından.


Gelelim Leo Franco'ya.Franco bu sene geldiğinde beklentiler yüksekti.En azından A.Madrid de oynadığı için kalesini güvenli bir şekilde korur düşüncesi vardı.Maçlarda bazen öyle hatalar yapıyor ki kendi taraftarlarını çileden çıkarıyor.Franco'nun eksiklerinden biri ilk maçta görüldüğü gibi geri paslarda sıkıntı çekmesi.İlk maçta iki kez geri pastaki hatalarından pozisyon yarattı Fenerbahçe'ye.Birinde Alex'in vuruşu auta çıktı, diğerinde ise malum penaltı oldu.Fenerli futbolcular bu durumdan yararlanmak isteyeceklerdir.Sık sık kaleciye pres görebiliriz.Derbi havalarını iyi bildiğinden bu gibi hataları bu maçta yapmaz diye düşünüyorum.Kaleciler açısından bu derbi iyi geçebilir.



Geçelim defans oyuncularına.İlk olarak Rijkaard'ın son haftalardaki gözdesi Emre Güngör.Emre'ye ne zaman ihtiyaç olsa Emre hep sakattı.İlk defa bu sezonun bu döneminde sağlam ve Rijkaard ona güvenerek Servet'i keserek onu oynatıyor.Emre iyi bir oyuncu olmasına rağmen bazen tecrübesiz genç oyuncular gibi hata yapıyor.En son örneği Trabzonspor maçındaki hatası.Eğer Fenerbahçe maçında da bu hatalarına devam ederse Fenerli futbolcular affetmez, hemen cezalandırır.Derbi olduğundan dolayı daha dikkatli olacaktır.

Lucas Neill...Galatasaray'ın defansı bir dönem "SOS" veriyordu.Defansa iyi bir takviye yapılması gerektiği görülüyordu.Yönetim özellikle Haldun Üstünel iyi bir iş çıkararak ara transfer döneminde Neill transferini gerçekleştirdi.Neill takıma dahil olduğunda ilk maçında iyi sinyaller verse de yeni geldiğinden bazı hataları olmuştu.Daha sonraki haftalarda uyum sorununu aşarak Galatasaray defansını biraz toparladı.Özellikle Türk futbolunda eksik olan geriden oyun kurma konusunda yetenekli olduğundan Defanstan çıkan toplar daha verimli kulanılmaya başlandı.Derbide tecrübesiyle takımının defans hattındaki oyuncuları iyi yönetebilir ve defansın hata yapmasını önleyebilir.



Gelelim Fenerbahçe'nin defans oyuncularına.Fabio Bilica Fenerbahçe defansının kilit adamı olarak görüyorum.Çünkü ne zaman ne yapacağı belli olmuyor.Hava toplarına iyi yükseliyor, dar alanda iyi savunma yapıyor ama öyle bir an geliyor ve öyle bir faul yapıyor ki takımının tehlike yaşamasına neden oluyor.Yaptığı gereksiz fauller Fenerbahçe'nin başını yakabilir.Bilica dar alanda iyi ama Fenerbahçe geride olduğu zaman takım defansı ile birlikte Bilica da alarm veriyor.

Gelelim çılgın çocuğa.Fenerbahçe defansının bel kemiği.Lugano da Bilica gibi dar alanda müthiş savunma yapıyor.Ne zaman Fenerbahçe geride olsa veya risk almaya başlasa defansını biraz öne çıkardığında arkadaki boşluktan yararlanan forvet oyuncularını tutamıyorlar.O yüzden Fenerbahçe ilk golü atan olmak isteyecektir.Lugano'nun bir diğer zaafı ise gezen forvet futbolcuları tutmakta zorlanması.Sabit forvetleri tutmakta problemi yok.Galatasaray'da forvette Jo oynayacağını düşünürsek Lugano için iyi haber.Fenerbahçe geriye düşmediği sürece defansın göbeğinde oynayan iyi maç çıkarabilir.

Sıra sağ beklerde.Gökhan Gönül Fenerbahçe'nin yıllardır aradığı sağ bek özelliğine sahip.Sık sık ileriye çıkarak hücumda arkadaşlarına yardım ediyor.Ama bu sene biraz da sakat sakat oynamasının etkisiyle ileriye çok az çıkıyor.Çıksa da eskisi gibi etkili olamıyor.Yine de ne olursa olsun Gökhan'ın sahada olması sağ kanat için çok önemlidir.Fenerbahçe'nin bu sezon kanatlardan çok fazla verim alamadığını düşünürsek bu maç sıkıntılı geçebilir.Fenerbahçe hücumda etkili olmak istiyorsa kanatlarını kullanması özellikle sağ kanadı kullanması gerekiyor.Gökhan'ın karşısında Arda'nın oynayacağını düşünürsek sağ kulvar maçın kaderini belirleyebilir.

Sabri kendi taraftarınlarınca birçok kere eleştirilmişti.Ama Sabri'nin oynamadığı maçlarda sağ kanadın verimsizliliğini düşünürsek Sabri'nin bu takım için ne demek olduğunu anlayabiliyoruz.Yerine oynayan ne Uğur Uçar ne de Emre Güngör sağ kanadı iyi çalıştıramadılar.Sabri sürekli ileriye çıkışlarıyla bilinir.Bu maçta da bu özelliğini kullanacaktır.Fenerbahçe'nin sol tarafında oynayacak oyunculara bakarsak Sabri'yi sık sık ileriye çıkarken göreceğiz.Önünde Keita ile birlikte sağ kulvardan sürekli geleceklerdir.
Hakan Balta hücuma nadir çıksa da defans konusunda oldukça başarılı.Özellikle hava toplarındaki etkinliği onun için artı bir özellik.Bu maçta Hakan'ın yine hücuma katılacağını düşünmüyorum.Önünde oynayan Arda'nın kendisine yardım etmeyeceğinden en azından defansta kalıp o kanadı savunacaktır.Fenerbahçe eskisi kadar sağ kanadı kullanamasa da Deivid'in oynaması olasılığı karşısında Hakan'ın dikkatli olması gerekiyor.

Andre Santos ilk geldiğinde sol açıkta oynatıldı.Brezilya milli takımında sağ açık oynamasına rağmen Carlos bekte Santos'u açıkta oynattı.Bu bölgede verimli olamadı.Carlos gittikten sonra asıl mevkisine geçen Santos biraz kıpırdanır oldu.Ama hala bilinen Santos gibi oynamıyor.Maçlara baktığımızda ileriye neredeyse hiç çıkmıyor.Aslında iyi bileklere sahip oyuncunun ileriye çıkıp bu özelliğini kullanması gerekir.En azından bu maçta kullanması gerekiyor.Çünkü büyük ihtimal o kanatta Keita ve Sabri oynayacak.Eğer ileriye kontrollü bir şekilde çıkarsa Fenerbahçe bu kanattan etkili hücumlar gerçekleştirebilir.Bu maçın kaderini kanatlar belirleyecek gibi duruyor.


Orta saha oyuncularına bakalım şimdi.Selçuk Şahin taraftarlarca sevilmeyen bir oyuncu.Taraftarlardan çok sıkıntı çekti.Ama burada Selçuk'un bir suçu yok.Çünkü kapasitesi bu kadar ve kapasitesini en iyi şekilde sahaya yansıtıyor.Christian'ın sakatlığından dolayı forma şansı buldu ve iyi de mücadele ediyor.Selçuk'un Christian'da olmayan bir özelliği var.Ara sıra ileriye çıkarak hücum oyuncularına yardımda bulunuyor.Bazen uzaktan şut çekiyor bazen de ileriye giderek orada takımını sayıca fazlalaştırıyor.Fenerbahçe ortasahası için Christian'ın oynamasındansa Selçuk'un oynaması daha hayırlı gibi duruyor.


Gelelim bu maça kafa olarak iyi hazılanmış Emre Belözoğlu'na.Emre Manisaspor maçında sakatlanmış ve oyunda çıkmıştı.Bütün hafta boyunca Emre oynayacak mı oynamayacak mı diye konuşuldu.Benim tahminim oynayacağı konusunda.İki sebebi var.Birincisi Emre'nin Fenerbahçe ortasahasının ve tüm takımın beyni olması, ikincisi de bu maç için hırslanması.Zaten Fenerbahçe maçı kazanmak istiyorsa Emre muhakkak oynamsı gerekiyor.


Galatasaray'ın orta sahasında Barış'ın oynayacağını düşünüyorum.Aslında Mehmet Topal ile Barış arasında kaldım.Barış'ın mücadeleci, savaşçı bir oyuncu olması sebebiyle Rijkaard'ın Barış'ı tercih edeceğini düşünüyorum.Derbilerde ortasaha oyuncularının önemi çok büyük.Ortasahaların mücadeleci, savaşçı olması gerekiyor.Ama bir de hücuma katılarak hücum oyuncularına da yardım etmeleri gerekiyor.İşte bu konuda Galatasaray biraz şanssız.Barış fazla hücuma katılan bir oyuncu değil.Barış etkili olacak şekilde ileriye çıkarsa Galatasaray ileride baskı kurabilir.


Mustafa Sarp da Barış gibi mücadeleyi seven bir oyuncu.Genel bir sıkıntı olan ortasaha oyuncularının hücum oyuncularına yardım etmemesi Galatasaray için de sıkıntı.Mustafa ara sıra çıkışlar yapıyor ama gerektiği zaman gerektiği yerde olmuyor.Çıkmaması gereken yerde çıkıyor, çıkması gereken çıkmıyor.Eğer bu çıkışları zamanında ve etkili yaparsa Galatasaray ortasahada üstünlüğü ele alabilir.

Fenerbahçe için Emre neyse Galatasaray için de Elano odur.Elano sahada hiç bir varlık gösteremediği anlaşılabilir en azından televizyondan ama çıplak gözle izlendiğinde iyi işler yapıyor.Ortasahada pas alışverişi yapar, forvet oyuncularına yardım eder.Üç büyüklerimizde nadir bulunan iki yönlü bir oyuncu.Derbide fark yaratacak oyunculardan biri olarak görüyorum.İyi maç çıkaracaktır.


Herkes Özer'in oynayacağını bekleyebilir.Ama Daum önceki derbilerde olduğu gibi Vederson'u oynatarak o kanattaki Galatasaray'ın üstünlüğünü azaltmak, yeri geldiğinde sol kanattan etkili hücumlar yapmak.Vederson'un en büyük artısı savunması.İlk maçta Fenerbahçe sol tarafını Galatasaray'a kapatmıştı.Bu maçta da Fenerbahçe savunması Galatasaray'ın hücumunu yenecektir diye düşünüyorum.Bu kulvarda en büyük rolü Santos'un oynayacaktır diye tahmin ediyorum.

Mehmet Topuz bekleneni bir türlü veremedi.Kayseri'de oynadığı futbolu Fenerbahçe'de sergilemesi bekleniyordu.En azından topla birlikte çıkışlar, çalım atmalar gibi özelliklerini kullanması bekleniyordu.Bunları yapamasa da mücadele ederek o açığı kapatmaya çalışıyor.İlk maçta Gökhan'a yardım ederek Arda'nın etkinliğini azalttı ve neredeyse Galatasaray için o kulvarı işlemez hale getirdi.Bu maçta da Daum onu sağ açıkta oynatarak yine Arda'yı durdurmaya çalışacaklardır.

Keita ilk maçta beklenen veremedi.Roberto Carlos o kadar sinirlendirdi ki sonunda bir pozisyonda Carlos'a yumruk attı.Maç boyunca sinirli olduğundan iyi futbol sergileyemediğini gören Keita, bu sefer sakin olacağını ve iyi bir maç çıkaracağını söylemiş.Bence sakin olsa iyi olur.Çünkü Galatasaray'ın ona çok ihtiyacı var.Sağ kanattaki o deliciliğini kullanamazsa ilk maçtaki gibi etkisiz olur ve yine sinirlenip oyundan düşebilir.Rijkaard'ın ne edip yapıp Keita'yı iyi bir şekilde hazırlaması ve sakin olmasını gerektiğini anlatması gerekir.

Gelelim kaptanlara.İlk olarak Galatasaray'ın kaptanı Arda Turan.Arda sakatlığından dolayı Trabzonspor maçında oynamamıştı.Biraz da derbiyi düşünerek bu kararı aldılar.Hafta boyunca oynama olasılığının düşük olduğu konuşulsa da iğneler veya ilaçlarla da olsa kaptan takımını yalnız bırakmayacaktır.Kaptan olmayınca takım bir gömlek aşağıda oynuyor.Bu derbide oynaması çok çok önemli.İleride oyun kuran, gol atma becerisi olan, asistler yapan bir oyuncunun oynamaması Galatasaray için büyük kayıptır.Bu derbide Galatasaray için Arda olmazsa olmazlardan.
Şimdi sıra Fenerbahçe'ni kaptanında.Arda için Galatasaray'ın olmazsa olmazı dedik ama Alex için daha fazlasını diyebiliriz.Alex son haftalarda formsuz olsa da Fenerbahçe'nin derbilerde en büyük kozu durumunda.Hiçbirşey yapmasa bile kullandığı kornerler, serbest vuruşlarla tehlikeli pozisyonlar yaratıyor.Alex Galatasaray maçlarını çok sevdiğinden son haftalardaki formsuzluğunu bir kenara koyarak iyi bir maç çıkaracaktır.İnanılmaz paslar görebiliriz.


Daniel Güiza...Fenerbahçelilerin bir ıslıklayıp bir alkışladığı oyuncu.Herkes Güiza'nın kaçırdıklarını görüyor.Ama çıplak gözle izlendiği zaman ne kadar koştuğunu mücadele ettiğini görebilirsiniz.Güiza etkisiz oynuyor diye düşünülebilir ama bir oyuncuyu yalnız bırakırsanız ve sürekli uzun toplar atıp arkasından yardıma gitmezseniz o oyuncu yalnız kalır ve ileride hiç birşey yapamaz.Güiza da bu sıkıntıyı yaşıyor.Güiza'ya biraz yardım edilse Güiza da etkili olacaktır.Güiza verkaçlarda biraz başarılı olsa Alex ile iyi anlaşacaktır.O zaman Fenerbahçe ileride etkili olur.

Baros'un sakatlanmasından dolayı bir forvete ihtiyaç olduğu anlaşıldı.Haldun Üstünel'in başarısı ile Jo transfer edildi.Jo ilk geldiğinde biraz etkisiz oldu ama sonra takıma alışmasıyla birlikte iyi futbol oynamasa da görevini en iyi şekilde yapmaya çalıştı.Sonra bir sakatlık dönemi geçirdi ve i süre takımından ayrı kaldı.Jo yavaş yavaş form bulmaya başlıyor.Yalnız bir eksi yanı var yavaş olması.Tam da Lugano'nun isteyeceği tipte forvet oyuncusu.Hareketli oynayabilirse o zaman etkili olur.Yoksa Lugano ve Bilica arasında bir varlık gösteremez.Taç çizgisine kadar çıkması veya ortasahaya gelmesi takımı açısından faydalı olabilir özellikle Fenerbahçe'nin bu gibi forvetler karşısında etkisiz olmasını düşünürsek.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails